Yüzde 99 kültürü de işgal eder mi?

‘İşgal Et’ eylemcileri “Halk haklıdır çünkü yüzde 99 olan odur” diyor, Slavoj Zizek ise az sayıda aklı başında insan dışında herkes berbat demeye getiriyor. Yüzde 99’u gelin kültür dünyasında aramayı bir deneyelim.

Yüzde 99 muamması sürüyor. İlk önce Arap Baharı’nın efsanevi Tahrir işgallerinden esinlenen OWS (Occupy Wall Street) eylemlerinde karşımıza çıktı. Kamusal alanları işgal edip çadırlar kuran eylemciler, halkın yüzde 99’unu temsil ettiklerini ve yüzde 1’in gasp ettiklerini geri almak istediklerini söylüyordu. Hareketin stratejistlerinden, Türkiye’ye de gelen tanınmış anarşist yazar ve aktivist David Graeber, “Biz yüzde 99’uz” sloganını Madrid’den gelen bir aktivistin bulduğunu söylüyor. 2000’lerin ilk yıllarında öne çıkan küreselleşme karşıtı harekette etkin rol oynayan “Reclaim The Streets” (Sokakları Geri Al) kampanyasında olduğu gibi ‘İşgal Et’ eylemlerinin de özü hep bir geri almaya dayanır: Manevra alanını, meydanları ve karar erkini küçük bir azınlığın elinden alıp kalabalıklara vermeyi vaadeder. Bu tutumuyla başka (ama bu kez devrimci) bir küçük azınlığa erki devretmeyi öneren muhalefet tiplerinden ayrışır.

Gizli kara mizah

İşte ‘İşgal Et’çilerin “Halk haklıdır çünkü yüzde 99 olan odur” diline Zizek’ten bir cevap geldi. Zaman zaman felefenin popstarı veya daha kötüsü felsefenin Borat’ı denerek dalga geçilen, otoriterliğe ve şovmenliğe tutkusu bilinen Slavoj Zizek, geçtiğimiz günlerde verdiği bir röportajda (Guardian, 10 Haziran 2012) “Bana insanlık derseniz anlarım, insanlıktan yanayım. Ama somut insanlar derseniz hiç gelemem. Hayır tahammül edemiyorum somut insanlara çünkü yüzde 99’u sıkıcı budalalardan oluşuyor” demişti. Halkın yüzde 99’u aptaldır lafını duyunca hemen Aziz Nesin’in “Türk halkının yüzde 60’ı aptaldır” sözünü hatırlamak yanlış olur. Aziz Nesin kendi üslubunca politik de bir çıkış yapıyordu; bütün cumhuriyet döneminin seçim sonuçlarına bölgeleri de gözeterek bakıldığında hep aynı yüzde 60-70’ten bahsedildiği gözlenebiliyor sonuçta. Bir tür kara mizah da gizliydi bunda. Halbuki Zizek politik ayrışmaların zaten tümünü lanetliyor ve az sayıda aklı başında insan dışında herkes berbat demeye getiriyor. Öte yandan, Zizek’i çok da günah keçisi ilan etmeyelim. Yüzde 99’u zamanında Tolstoy da benzer bir anlamda kullanmıştı. Tolstoy, “Savaş ve Barış”ta, Napolyon’un Rusya seferinden hemen önce Rusya’da beliren ve ne yol izlenmesi gerektiğine dair farklı görüşleri içeren kampları tek tek adlandırır ve tanıtır. En son olarak da sekizinci kamp gelir. Bu kamp, ne yapılması gerektiğine dair belirli bir görüş öne sürmez. Bunlar, Tolstoy’un deyişiyle “yüzde 99’dur” ve ne barış ne de savaş umurlarındadır, sadece kendi çıkarlarını düşünürler. O yüzden de hangi görüşün iktidarı alacağını hissederlerse bir arı sürüsü gibi o görüşün etrafında kümelenirler, fikir tartışmalarını kalabalık coşkuları ile bulandırırlar. Kazananın yanında olma kaygısı dışında bir fikirleri yoktur. Hem Graeber-’İşgal Et’ anlamıyla yüzde 99’u hem de Slavoj Zizek-Tolstoy anlamıyla yüzde 99’u gelin kültür dünyasında aramayı bir deneyelim.

Oğuz Atay’ın serüveni

Slavoj ZizekTolstoy anlamıyla yüzde 99 kültür dünyamızın kolay manipüle edilen ama bir kez manipüle oldu mu da yapıştığı pozisyonu acımasızca savunanlar kalabalığı olarak dikkat çekiyor. En belirgin örneği Oğuz Atay’ın serüveni olsa gerek. Bir zamanlar Atay’ın anlayışının iktidarda olmadığını düşündüklerinden yüzde 99 Atay’ın yüzüne bakmıyordu, “Ben buradayım sevgili okurum sen neredesin”i yazdırıyordu, gün geldi bu kez de Atay’ı putlaştırdılar, en ufak bir eleştiriye bile öfkeyle iğnelerini attıran bir yığına dönüştüler. Öyle ki, Atay’ı eleştirmeye cüret edenleri korumaya kalkmak bile tahkir sebebi olabildi. Kitabevlerinin girişinde oluşturulan bestseller dağları hep bu yüzde 99’u tavlamaya yöneliktir; ”Şu anda bu kitap kazanıyor, sen de onu al sen de kazananın bir parçası ol” mesajı verirler. Tolstoy kişisel çıkarlarıyla meşgul olan bu en kalabalık görüşün mensuplarının genel davaya büyük bir karışıklık, büyük bir bulanıklık verdiklerini söylüyordu. (“Savaş ve Barış“, Cilt II, Can Yayınları, çev. Zeki Baştımar, s. 54-55) Kimbilir, belki aynı bulanıklık ve kargaşa hissini kültür dünyamız için müsebbip olarak da yüzde 99’u görebiliriz.

Gelelim günümüzün politik gündemi olan Graeber-’İşgal Et’ anlamıyla yüzde 99’a. En son Berlin Bienali bu arayışa son derece dolaysız bir örnek oluşturdu. Arthur Zmijewski, Joanna Warsza ve Voyna Sanat Kolektifi’nin küratörlüğünü üstlendiği 7. Berlin Bienali (27 Nisan – 1 Temmuz 2012) sanatın doğrudan bir politik etkisinin olup olamayacağını araştırmaya odaklandı. Dünyanın farklı yerlerinde, özellikle baskı rejimleri altında, sanatçıların ne gibi yollar izlediklerini, ne tür direnişler geliştirdiklerini araştırdılar. Yepyeni bir anlayışla bienali bir siyasi tartışma ve araştırma platformu olarak ortaya koydular. Zmijewski günümüzde ‘politikanın yeri’nin neresi olduğunu soruyordu. Arap sokakları mı, Amsterdam’ı İşgal Et hareketi mi, yoksa New York’taki MoMA Müzesi mi? New York’un modern sanatlar müzesi olan MoMA’nın bu listeye girmesinin sebebi MoMA’yı da işgal eden Müzeleri İşgal Et hareketinin ana hedeflerinden biri olması.

İşgal edilen müzeler

Müzeleri İşgal Et hareketi New York’taki OWS ile doğrudan bağlantılı, konsensus yöntemiyle karar alan lidersiz bir kolektif. Sloganları “Yakınınızdaki bir müzeyi işgal edin!”. Yüzde 1’in yönettiği müzeleri geri almak istiyorlar. MoMA’yı işgal ettiklerinde müze müdürü yanlarına gelip ne istediklerini sormuş ve hiçbir taleplerinin olmadığını söylemişler. Amaçlarını müzeleri kültür üzerinde yüzde 1’in egemenliğinin sorgulandığı tartışma platformlarına dönüştürmek olarak açıklamışlar. MoMA ile birlikte Amerikan Doğal Tarih Müzesi de işgalcilerin hedefi olmuş. Müzeleri İşgal Et hareketinden Noah Fischer bir talebe sahip olmamanın ne kadar avantajlı olduğunu anlatıyor bir söyleşide. (“Yakınınızdaki Bir Müzeyi İşgal Edin!”, Noah Fischer ile söyleşi, Camera Austria, sayı 117, s.24) “Somut talepler olmayınca sesimizi özerk bir biçimde geliştirebiliyoruz, kendi hareketimizin dayanışmasını kendi gücümüz üzerinde inşa edebiliyoruz,” diyor.

Günümüzün yüzde 99 hareketleriyle ‘60’ların muhalif hareketleri arasında sık sık bağlantı kuruluyor. Müzeleri İşgal Et hareketi ‘60’ların Sanat Emekçileri Koalisyonu’nu hatırlatmaya özen gösteriyor. Altını çizdikleri bir nokta da kültürün asla egemenler tarafından kendiliğinden halka açılmadığı ama ancak eylemlilikle geri alınabildiği. Buna verdikleri somut örnek haftanın bir günü müzelerin ücretsiz olması adetinin yöneticilerin bir lütfu olmayıp Sanat Emekçileri Koalisyonu’nun ‘60’larda aldığı bir hak olması.

benim bedenim benim kararım

 

Bunu Türkiyeli kadınların ‘kürtaj direnişi’ çerçevesinde geliştirdikleri ‘benim bedenim benim kararım’ eylemlerine bağlayabilir miyiz? Burada da el konmak istenen bedenleri/kararları geri almaya yönelik bir irade karşımıza çıkıyordu. Üstelik, ‘bedenyazısı’yla konuşarak. Merkezsiz, lidersiz, partisiz, kendiliğinden gelişen yatay bir sivil itaatsizlik eylemiydi ‘benim bedenim benim kararım’. Kararları merkezde almak isteyen yöneticiler bunları aşağıya bildirmeye kalktıklarında ortaya konmuş, kolaylıkla ‘Bedenini Geri Al’ ismi de verilebilecek bir direniş. Ortada temelde bir karar mekanizması tartışması var. Karar yetkesi kimde olacak? Kimin sözü söz olacak? Kim konuşacak kim dinleyecek? Yaratılan sivil itaatsizlik dalgası ‘sözün yeri’ne güçlü bir talip olma biçimi olarak belirdi. Hem de liberter bir tat taşıyor yataylığıyla. Evet, nerede kalmıştık: Kişisel olan politiktir, kültürel olan politiktir…

Acaba sırada bir Kütüphaneleri İşgal Et eylemi var mı? Kütüphanelerin de Graeber- İşgal Et anlamında yüzde 99’un faydalanabileceği bir hale dönüştürülmesini mesela gündeme getirecek bir sivil itaatsizlik eylemi olarak… Sözgelimi kütüphanelere kitap alımlarında kütüphane kullanıcılarının hiç söz hakkı var mıdır? Kütüphanelerle neler yapabileceğimizi/neler yapamadığımızı kütüphanelerin içinde tartışmak bir fikir olabilir mi?

Detaylar bir yana ana fikir açık ve yeni yaratıcılıklarla yeni uyarlamalara konu olmayı bekliyor. Kültür alanının daha yatay hale getirilmesi için neler yapılabilir? Dubuffet’nin kullanımıyla, büyük harfle Kültür nasıl geri alınabilir, nasıl küçük harfle kültür haline dönüştürülebilir?

Bir önceki yazımız olan Dişlere uygulanan ball ataşman nedir? başlıklı makalemizde ball ataşman nedir, ball ataşman uygulaması ve implant nedir hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *