Yeter ki ben ve sen ayrıştılalım!

Düşmanlığın ne kadar kolay doğduğunu görmek için bir Tolstoy masalı okumak kafidir. “O tavuk senin/benim” kavgasını genele yayalım, kendimizi görürüz.
Bir ülkenin içinde nefret tohumlarının ekilmesiyle nasıl gergin, kavgacı bir neslin yetiştirildiğini, “düşmanın” korku ve cezayla yaratıldığını görürüz.
Yeter ki ben ve sen ayrıştırılalım. Yeter ki ben ve sen paylaşamayalım.
PKK’nın temelleri Diyarbakır Cezaevi’nde atıldı.
Yasaklarla, haksızlıklarla, ikinci sınıf muamele ile büyütüldü.
Bugün Diyarbakır Cezaevi hala bir utanç müzesi değil.
Bugün hak pek çoğumuz için bir kelimeden ibaret
Sadece “düşman” yaratılıp yangınlar körükleniyor.
Tohumlar ekilip meyveleri biçiliyor.
Rakel Dink “bebeklerden katil yarattınız” demişti.
O bebekler nefretle beslenmeye devam ediyor.
Tosunlar perde arkasında pohpohlana dursun, adalet bir alaya dönüşsün, altı yıl içinde Hrant’ın davası bir utanç müzesi olsun, biz de eşitlikten bahsedelim, öyle mi?
Bugün bana kim bir Ermeni vatandaşımız için hayat eşit diyebilir?
Korkularını nasıl hafifletebilir?
Büyük siyasilerimiz bile “ben Ermeni değilim”i kanıtlamak için bin bir takla atarken kim bana azınlıkların refahından bahsedebilir?
Bu yaralar keşke bir kilise açmakla, bir paskalya yumurtası tokurdatmakla çözülse… Heyhat, daha yol uzak, yol uzun.
Tarihle yüzleşmenin ne denli zor olduğunu biliyorum bilmesine.
Ama İkinci Dünya Savaşı sonrası Almanya ve Fransa örneğini de biliyorum.
Demokrat olmayan bir ülkeden demokrasi beklemek
Daha ailede eşitlik yokken hak dilemek nerde diyebilirsiniz.
Ama susup, böyle geldi, böyle gidecek demeyi de içime sindiremiyorum.
Özellikle de dünyaya kafa tutup Suriye’de soykırım yapılıyor dediğimiz bir zamanda.
Evet Suriye bir cehennem. Hançerler bilenip kelleler yuvarlanıyor. Ama sen kalkıp orada olanlar için soykırım kelimesini bu rahatlıkla telaffuz edersen biri de sana, “peki senin soykırımından ne haber?” demez mi?
Din meselesi ise zaten başlı başına bir düşman yaratma mekanizmasına dönüşmüş durumda. Mükemmel Sünni bir evrende İmam Gazali’ye bile tahammül yok. İbn Arabi tüyleri diken diken ediyor.
Felsefeye hiç gerek yok. Zaten eğitim sistemimiz de bunu gösteriyor.
Bugün Gezi’deki bir çocuk, yarın sokaktaki insan düşman.
Bugün bir işadamı bizden, yarın sizden.
Penguenli medyanın ve siyasetin karalama kampanyası sonucunda her an hepimiz terörist ilan edilebiliriz.
Spor toto misali bir yüzde elliye oynanırken karşı taraftaki amorf ellilik bir anda ötekileştirilmiş oluyor haliyle.
Bize de düşmanlığın ne kadar kolay yaratıldığını görmek, taraf seçmek kalıyor.
Düşman değilim, düşman değilsin, düşman değiliz diyene kadar da gözler çıkıyor, kapanıyor.
Ah benim cici düşmanım, sayende varım. Sayende güçleniyorum.

Bir önceki yazımız olan Concordia ayağa kalktı! başlıklı makalemizde Concordia, Costa Concordia ve gemi hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *