Yazgan’ın kanlı elbisesi

Mavi bir takım elbise. Düğmelerinden birkaçı kopmuş, üzerinde kan lekeleriyle duruyor askıda öylece. Mahkeme salonunun tüm kasveti üzerine sinmiş. İdama götürülürken içindeki gencecik beden, tanıklık ediyor sonun başlangıcına… Ve idama giden yolculukta ayrılan iki yüreği hep birarada tutan iki saat. Sevdiği kadına bir tülbente sararak bırakılan son hatıra…
12 Eylül darbesinin 33. yıldönümünde Akatlar Kültür Merkezi’nde ziyarete açılacak olan ‘Utanç Müzesi’nde sergilenen bu iki eşya darbe kurbanı 2 gencin yarım kalan hikâyesini bugüne taşıyor.
Devrimci 78’liler Federasyonu’nca hazırlanan müzede, 12 Eylül sonrasında idam edilen ya da işkence sonucu öldürülenlerin eşya, fotoğraf ve mektupları ile işkence aletlerinin maketleri sergileniyor.

Yazgan’ın kanlı elbisesi

Bu yıl ilk kez müzede sergilenecek olan mavi takım elbise 1983’te İzmit Askeri Cezaevi’nde 4 arkadaşıyla birlikte infaz edilen Erdoğan Yazgan’a ait. Yıllarca o acıyı aileye hatırlatmaması için hiç açılmayan bir sandıkta bekletilen elbiseyi müzeye ulaştıran Yazgan’ın kardeşi Sabire Yazgan olmuş. Ağabeyi idam edildiğinde 17 yaşında olan Yagan, o günleri anlatırken gözyaşlarına hakim olamıyor:
“İdamdan önce 2 yıl cezaevinde kaldı. Dolayısıyla görüş günlerinde onu ziyarete giderdik. Ağabeyimi hep güler yüzüyle hatırlıyorum. O günlere dair zihnime kazınmış olan tek sahne bu. 21 yaşında yakalandı, 23 yaşında infaz edildi. Onun ölümünden sonra ağabeyimle ilgili hiç konuşamadık, ağabeyimin adını yüksek sesle anamadık. Dolayısıyla da bu açılmamış bir kutuydu. Kutuyu açabilecek cesareti 12 Eylül yargılamasının başlamasıyla buldum. Onun çok sevdiği bir mavi takım elbisesi vardı, bundan önceki sergilere götürememiştim.
Mahkemede de bunu giymişti.
Mahkeme dönüşü bir şeyler olmuş olacak ki üzerinde kan lekeleri var, düğmeleri kopmuş, içinde astar yırtılmış… Ancak bir tarihe tanıklık eden bu elbiseyi bencillik yaparak kendime saklayamadım. Herkesin ona dokunup o havayı soluması gerekiyordu.”

İki saat, iki yürek..

Şükran L. Yılmaz, işkence görerek hayatını kaybeden Ali Ekber Yürek’in yeğeni. Dayısı öldürüldüğünde henüz 13 yaşındaymış. Müzede Yürek’e ve sevdiği kadına ait iki saat sergilenecek. Yılmaz, dayısının ve saatlerin hikâyesini şöyle anlatıyor: “Dayımın ‘Yoldaş abla’ dediği bir kadına saatini emanet ettiğine dair. Yazıdan sonra ailede hakim olan bu sessizliğin bozulması gerektiğine inandım ve 4 yıl bu saatin izini sürdüm. Yıllar sonra Trabzon’da buldum ‘Yoldaş abla’ dediği öğretmen hanımı. Dayımla aralarında ikisi de öğretmenlik yaptıkları dönem yakınlık olmuş. Dayım, sevdiği kadına saatini veriyor, onun saatini de kendisi alıyor. Bu saatin dayıma ait olduğunu kendi saatinin de dayımda olduğunu söyledi. Saati bir tülbent içinde gittiği her yere onu da götürerek saklamış. Müzeye teslim ettim.”
Ramazan Yukarıgöz, Ocak 83’te İzmit’te idam edilen 4 gençten biriydi. Müzede son mektubu sergileniyor. Kardeşi Yılmaz Yukarıgöz, Genelkurmay’ın mektupları sakıncalı diyerek kendilerine vermek istemediğindi söylüyor. Yukarıgöz, “Ancak okunduğu zaman ailelere, arkadaşlara yazılan duygu yüklü mektuplar olduğu anlaşıldı. Ramazan’ın mektubunu 26 yıl sonra alabildik. Okuyanlar ‘Bu mektup mu sakıncalı bulunmuş’ diyor. Ben de onların yaşam hakkı sakıncalı bulunmuş diyorum onlara” diyor.

Bir önceki yazımız olan Kediler de biber gazının tadına baktı! başlıklı makalemizde ahmet atakan, Ak Parti ve biber gazı hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *