Yasayla profesör ünvanı verilebilecek!

Eğitim ve araştırma hastanelerindeki doktorlara profesörlük yolunun açılması yönündeki çalışmalara üniversite rektörleri farklı gerekçelerle olumlu bakıyor. Kimi üniversiteler artık bu konuda kullanılmayacak diyor kimi ise Sağlık Bakanlığı’nın üzerine düşeni yaptığı görüşünde…

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Devlet hastanelerindeki uzman doktorların önünü açalım, profesör olsunlar” dedi, eğitim ve araştırma hastanelerinde görev yapan doktorlar için harekete geçildi. Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Hüseyin Çelik’in, gazetelere yaptığı açıklamaya göre Sağlık Bilimleri Üniversitesi kurulacak. Üniversite bünyesinde tıp ve sağlık bilimleri fakülteleriyle Sağlık Enstitüleri Başkanlığı kurulacak.

Ayrıca Türkiye’deki 59 eğitim araştırma hastanesi, kurulacak Sağlık Bilimleri Üniversitesi ile afiliye olacak ve üniversite hastanesi statüsüne kavuşacak. Eğitim ve araştırma hastanelerinde görev yapan doçent ve profesör unvanına sahip doktorlara bu üniversitede kadro verilecek. Böylece doktorlar özlük haklarına sahip olacaklar. Bu haktan yararlanacak bin 500 doktor olduğu kaydediliyor. Türk Tabipleri Birliği (TTB) Başkanı Beyazıt İlhan yaptığı açıklamada, üniversitenin Sağlık Bakanlığı’nın kontrolünde olacağı ve akademik yükselmelerin siyasi iradenin tekeline gireceğini kaydetti ve uygulamanın karşısında olduklarını söyledi.
TTB’nin kesinlikle karşı çıktığı uygulamayla ilgili üniversitelerin rektörlük koltuğunda oturan isimlere ne düşündüklerini sorduk. Hepsinin gerekçesi farklı olsa da rektörler genel olarak, uygulamaya karşı değiller. İşte o görüşler:
‘Doğru bir uygulama’

Hacettepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. A. Murat Tuncer:

Bence hak eden herkes akademik kariyerinde yükselebilir. Nerede olduğu önemli değil. Bu konu topluma yanlış aktarılıyor, herkes yanlış yorum yapıyor. Burada Sağlık Bakanlığı’nın himayesinde uzmanlık verecek yeni bir üniversite kuruluyor; yeni bir tıp fakültesi değil. Doktor yetiştirmeyecek, sadece uzmanlık eğitimi verecek. Şu anda da eğitim araştırma hastaneleri uzmanlık eğitim veriyor. Mevcut uygulamadan farklı bir şey yok. Sadece ismi üniversite olacak. Ayrıca inşaat şirketlerinin üniversite kurduğu bir yerde, Sağlık Bakanlığı neden kurmasın? Bakanlığın üniversite kurması ve eksiklikler konusunda da bir girişim yapması bence doğru bir uygulama. Konuya olumsuz bakanlar, Sağlık Bakanlığı’nın bütün uzmanlıkları kendisi alacak diye düşünüyorlar. Rakip olarak görüyorlar. Halbuki Bakanlığı, sağlık sisteminde bir paydaş olarak görmek lazım. Şu anda da uzmanlıkları Sağlık Bakanlığı dağıtıyor. Şu anki uygulamadan farklı bir şey yok. Daha akademik bir yapı olacak, daha iyi bir koordinasyon sağlanabilecek. Daha iyi anlatılır ve daha iyi anlaşılırsa bunun ülkeye yararları görülecektir.
Erdoğan Teziç zamanında, Sağlık Bakanlığı ile YÖK bir anlaşmazlığa girdi. O günden bugüne, tüm sistem değişti. Artık hiç kimsenin hiç kimseyle kavga etmesine gerek yok. YÖK’ün daha fazla inisiyatif alması lazım. Sağlık Bakanlığı kendi üzerine düşeni yapıyor. YÖK de biraz daha entegrasyonu sağlamalı. Bu konu iyi anlatılamıyor. Bence Sağlık Bakanlığı’nın bir sağlık üniversitesine ön ayak olmasında yarar var.

‘Unvanlar değersizleşiyor’

 Ondokuz Mayıs Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hüseyin Akan:
Uygulama aslında uzman doktorlara profesörlük yolu açmıyor ama öyle anlaşılıyor. Çünkü Türkiye’de doçent olmak için üniversiteler arası kurulun oluşturduğu şartlar içerisinde sınavlardan geçip başarılı olmak gerekiyor. Kadro alabilmek için de doçent kadrosuna atanmak lazım. Sağlık Bakanlığı’na bağlı araştırma ve eğitim hastanelerindeki doçent olan kişilere bu üniversite sayesinde doçent kadrosu verilmiş olacak, çünkü bu kişilerin unvanı zaten var. Muhtemelen bu hastanede 5 yıl çalışana da profesör kadrosu verilecek.
Bana sorarsanız doçent, profesör gibi akademik unvanlar bir kişi sadece üniversitede çalışırken kullanılmalıdır. 30 yıl görev yapmış bir profesör bile üniversiteden ayrıldığı andan itibaren bu unvanı kullanmamalıdır. Bu unvanlar üzerinde çok oynandı, ciddi anlamda değer kaybetti. Bu uygulamayla akademik dünyada olması gereken akademik unvanlı kişiler, başka bir yerde hasta hizmeti verecekler. Akademik unvanların çalışma alanları eğitim ve öğretimdir. Öğretim dışında da artık bu unvanlar verilmiş olacak. Bana kalırsa buna gerek yok.
İkinci bir konu, üniversiteler lisans ve lisansüstü eğitimi yaparlar, eğitim ve araştırma hastanelerinin temel amacı ise hasta hizmeti vermek ve uzman yetiştirmektir. Yani doktora yaptırmak değildir. Dolayısıyla bunlar farklı kulvarlar. Bu şekilde buradaki hocaların hem unvan merakları için hem de özlük hakları için böyle bir uygulama getiriliyor.

‘Kadro vermek zorundayız’
Üniversitelerde şuanda yardımcı doçent olan biri eninde sonunda doçent unvanını alıyor ve dolayısıyla doçent kadrosunu da alıyor, beş yıl geçtikten sonra da profesör oluyor. Bu bir özlük hakkı gibi anlaşılıyor. Halbuki beğenmediğimiz 2547 Sayılı Kanun’un ruhunda bile profesör olmanın şartları vardır. İhtiyaç varsa ve belli bir düzeye ulaşmışsa o kişi profesör olur. Ancak bizde bütün öğretim üyelerine sorun, doçent, profesör kadrosuna atanmayı bir özlük hakkı görürler. İhtiyaç yoksa hiçbir iş yapmıyorsa o kadroyu vermek zorunda kalıyoruz, aksi takdirde özlük hakkımız yeniyor derler.
Şu andaki uygulamada bir öğretim üyesi eğitim hastanesinde çalışıyor, 6 yıl doçentlikten sonra bir üniversiteye gidiyor profesör kadrosunu alıyor, sonra tekrar çalıştığı araştırma hastanesinde görevlendiriliyor. Zaten o kişi üniversiteye yaramıyordu. Bu uygulamayla yeni kurulan üniversite bu geçiş hakkını herkese sağlamış olacak. Böylece üniversiteler artık kullanılmayacak.

‘Kriterleri olmalı’

 MEF Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Muhammed Şahin:
Doçentlik bir unvan, şu anda üniversiteler arası kuruldan alınabiliyor. Ama profesörlük unvana bağlı değil, kadroya bağlı. Yani bir üniversitede kadro açılacak ki unvan alabilesiniz. Benim görüşüm profesörlük de doçentlik gibi unvana bağlanabilir. Kişinin profesör olması için birebir üniversitede çalışması zorunluluğu olmamalı, kişi bir araştırma enstitüsünde, hastanede çalışabilir. Bu kişilere profesör yolu açılmalı. Benim görüşüm sadece sağlık sektörünü değil, tüm sektörleri kapsayacak şekilde, profesörlüğün kriterleri belirlenip buna uyan kişilere profesör olma yolu açılmalı. Böylece kimse kurum değiştirmek zorunda kalmaz, çalıştığı kurumda çalışmayı tercih edebilir.
Profesör olmak için belki de hiç araştırma yapamayacağı üniversitelere gitmek zorunda kalmazlar. Kritersiz, koşulsuz, sadece süreye bağlı bir atama süreci başlarsa devlet memurluğu gibi olur. Bu kişiler akademisyen olmaz.

Bir önceki yazımız olan Tuğçe Albayrak kimdir? Neden öldü? başlıklı makalemizde Tuğçe Albayrak, Tuğçe Albayrak kimdir ve Tuğçe Albayrak neden öldü hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *