Türkiye’nin tek seçeneği…

05 September 2013 Thursday, 16:36

ŞÖYLE olsaydı, böyle olsaydı. Eleştiriler yanlış ya da doğru…
Ama hepsi geride kaldı.
Varılan noktada Türkiye’nin tavrı için tek şey söylenebilir:
“Esad’ın defteri hangisinde dürülecekse, Türkiye o seçenekte yer almalıdır.” Tabii, ayranı kabarmadan…
………………..
ABD Başkanı Obama “yetkisi” olduğu halde Suriye’yi vurmak için yasama organından izin istedi.
Senato dış ilişkiler komitesi “sınırlı yetki” için onay verdi.
Ancak…
Hem senatoda, hem temsilciler meclisinde oylamalar yapılacak.
Sınırlı yetki 2 koşullu.
1- Müdahalenin süresi 60 gün olacak, 30 gün “ek süre” için de opsiyon tanınacak.
2- Sadece “havadan müdahale” öngörülmekte.
“Kara harekatı” izin kapsamında yok.
…………………..
Oylamalarda “HAYIR”lar daha fazla çıkarsa, ne olacak -tam- belli değil.
Başkan Obama izin istediğine göre düz mantık, “müdahale emri vermeyeceğini” gösterir.

1 MART’I HATIRLAMAK

BU durumda “1 Mart tezkeresinin 10 yıl önce TBMM’den geri çevrildiğini” hatırlayalım.
Gerçi “EVET”ler çoğunluktaydı ama Anayasa’nın öngördüğü “nitelikli çoğunluk” sağlanamadığı gerekçesiyle, dönemin Meclis Başkanı Bülent Arınç “tezkerenin reddedilmiş sayıldığını” açıklamıştı.
ABD küplere binmişti.
Washington ile Ankara arasında ilişkiler buz kesmişti.
Türkiye istediği kadar “hukuk devletiyiz, yasamanın kararına uymak zorundayız” desin, ABD bu söylemlere sağırdı.
Dinlemiyordu, dinlemek istemiyordu.
Türkiye tarafından aldatıldığı inancındaydı.
“TBMM’nin olumsuz kararında Genelkurmay’ın etkili olduğuna” inanmıştı ya da öyle inandırılmıştı.
Kuzey Irak’ta subaylarımızın başlarına çuval geçirerek bir tür “tutsak” alınmalarını da hatırlayın. (Zaten unutulamaz ya) Olay, 1 Mart tezkeresinin reddi nedeniyle Washing-ton’un öfkesine bağlanıyordu.

WASHINGTON -ANKARA FARKI

O zaman 1 Mart tezkeresini reddeden TBMM’nin duruşu ABD’nin öfke hedefiydi.
Ama…
Şimdi…
ABD Başkanı yetkisi olduğu halde bunu kullanmayıp Suriye’ye müdahale için yasama meclislerinden oylarıyla izin istiyor.
“Kararı yasama meclisleri verir” ilkesine dayanıyor.
Demokraside, doğru olan da budur.
Türkiye’nin Kuzey Irak’a ABD müdahalesine katkı konusunu Meclis’e götürmesi öfke nedeni olmuş ama aynı şeyi Suriye’ye müdahale için ABD’nin yapması “ilkesel süreç” olarak sunulmakta.
Bunun adı “çifte standarttır.”
Türkiye’nin de hükümete verdiği -süresinin dolmasına az kalmış- bir “Suriye’ye müdahale yetkisi” var.
Bu durumda iktidarın gene de konuyu “izin almak için Meclis’e götürmesi” gerekir mi?
Erdoğan hükümeti yetki için Meclis’e giderse kimsenin itiraza hakkı olmaz.
Buna karşılık…
“Zaten yetki var, Meclis’e gitmek ve aynı izni bir kere daha almak gereksiz” denirse -süre limitine uymak şartıyla- hukuk dışına taşılmış olmaz.
Ancak…
Sağlıklı düşünelim ki…
Başta ABD olmak üzere batı ülkelerinin Suriye’yi vurmaları halinde durum gene de Türkiye’nin yapacağı “katkı türüne” göre farklı olur.
Türkiye, ABD hava gücüne ve füzelerine sadece topraklarındaki üslerini açmakla sınırlı kalırsa, Meclis’ten “ek yetki” almak zorunlu değil.
Ama…
Müdahaleye Türkiye de askeri birimleriyle, örneğin Hava Kuvvetleri’yle aktif olarak katılırsa bu, “savaşta taraf olmak” anlamına gelir ki Meclis’e gitmek ve izin almak daha doğru görünüyor.
Savaşa katılmakla, üs vermek arasında sıradağlar gibi fark vardır.
Savaş hali zaten verilmiş yetki süresinin çok ötelerine uzayabilir.
Ne var ki Meclis’ten ek izin istemek halindeki riske dikkat…
Tıpkı 1 Mart tezkeresinde olduğu gibi nitelikli çoğunluk oyları çıkmayabilir….
………………….
Sonuç…
Doğru olanı destek vermek ama tetik çekmemektir.
Ve mutlaka Esad’ın defteri dürülmelidir.

Bir önceki yazımız olan Atom üssünde görevliydim başlıklı makalemizde ahmet davutoğlu, atom üssü ve Çevre ve Şehircilik Bakanı hakkında bilgiler verilmektedir.

Yorum yazın...

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz