Türkiye’nin İspanya’dan ders alması lazım!

31 August 2013 Saturday, 13:58

Uzun yıllar Avrupa’daki güçlü akımın dışında kalan İspanya, AB’ye girdikten sonra hızla yükseldi. Franco döneminin getirdiği izolasyondan kurtuldu. Türkiye’nin Avrupa’dan uzak kalarak kaybettiklerini kazanmak için İspanya’nın yükselişine bakması gerek

İspanya hiçbir zaman futbolda çok iyi olmadı. Sonra bir anda işler değişti. 1990’larda, takım aniden çok daha iyi oynamaya başladı. Sonra 2000’lerde, İspanya Milli Takımı sadece dünyanın en iyi milli takımı olmakla kalmadı, gelmiş geçmiş en iyi takım olarak anılmaya başladı. 2010’a gelindiğinde İspanya’nın on yıllık karnesinde oynadığı maçların yüzde 71’ini kazandığı yazıyordu. Brezilya bile bu rakama ulaşamadı.
Eğer İspanya Euro 2008’i kazanmamış olsaydı, mutlaka ileride başka bir zaferi kucaklayacaktı. Avrupa anaakımından kopan bir ülke olarak, İspanya’nın nasıl geliştiğini bilmek Türkiye’ye yardımcı olabilir. Sırrı şu: Ülkenin izolasyondan çıkması.
1930’lardaki iç savaş sırasında ortaya çıkan General Franco, İspanya’yı Avrupa’dan kopardı. Ülke dünyadan kendini soyutlamışken, Batı Avrupa’da birkaç ülke, dünyanın en efektif futbol stilini geliştirdiler.
Batı Avrupa’nın futboldaki yükselişinin nedeni Bilimsel Devrim’le aynı. Bölgenin sırrı, tarihçi Norman Davies’in deyişiyle, ‘kullanıcı dostu iklimi’nde yatıyor. Havası yumuşak ve yağmurlu. Bu yüzden topraklar verimli. Bu da kalabalık gruplarının birbirlerine yakın yaşamalarına sebep oluyor. Böylece ilişki ağları örülüyor.
Yüzyıllar boyunca, Batı Avrupa’nın birbirlerine kenetlenen insanları fikir alışverişi yaptı. Sonrasında bu kadar yakınlık dünya savaşlarına yol açtı. 1945’ten sonra, Batı Avrupalılar, böyle dip dibe ancak tek bir hükümetin yönetimi altından yaşayabileceklerine karar verdiler: Avrupa Birliği. Sınırlar açıldı ve bölge tarihin en bütünleşmiş kıtası haline geldi. Ama İspanya, Türkiye gibi uzun süre bunun dışında kaldı. Franco ve yoksulluk ülkeyi Avrupa bilgi ağından kopardı. Öte yandan fikirlerin özgür dolaşımı Batı Avrupa futbolunu olumlu etkiledi. AB futbolu dünyada hakimiyetini ilan etti.

Güzel değil, sistematik futbol
Bölge futbolu hızlı paslar üzerine kurulu. Çok nadiren top sürülüyor, hiçbir futbolcu topu iki saniyeden fazla ayağında tutmuyor. En güzel oyun değil (top sürülen futbol daha güzeldir) ama en iyi çalışan sistem bu. Dünyanın her yerindeki iyi takımlar bugün bu stilde oynuyor. Brezilyalılar bile 1990’larda buna adapte oldu. Hâlâ Avrupalılardan daha yetenekliler ama şimdi AB hızında oynamaya çalışıyorlar.
Uzun lafın kısası, dört AB ülkesi, futbolun sırrını çözdü. Almanya, Fransa, İtalya ve Hollanda tam olarak aynı stilde oynamıyor. Ama hepsi kolektif AB futbolunun hızlı esaslarına uyuyor. Bu çekirdeğin biraz dışında kalmak bile bir ülkenin başarısına ciddi zarar verebilir. 1968’den 2006’ya sonuçları karşılaştıralım.
– Çekirdek ülkeler 12 Avrupa şampiyonluğu ve dünya kupası kazandı.
– Avrupa’nın köşelerindeki ülkeler, İngilizler, İspanyollar, eski Sovyetler, Balkanlar, Türkler ve İskandinavlar’ın bir Avrupa şampiyonluğu var: Alman bir teknik direktör yönetimindeki Yunanistan Milli Takımı’nın 2004 zaferi.

Türk sistemi işlemiyor
AB’nin dışına çıkan ülkeler için bu coğrafi uzaklıktan çok akli bir uzaklık. Kenarda kalan ülkelerin çoğu işlemeyen stiller geliştirdiler. Mesela Türkler, çok fazla top sürüyor. İngilizler anlamsızca ver-kaç yapıyor. Eğer, İspanya gibi kıyıda kaldıysanız, yeni bağlantılar kurmak zorlaşıyor. Uzun yıllar yabancı ülkeler İspanyol teknik direktörleri ya da oyuncuları işe almadı. Böylece ülke daha da içine kapandı. Zaman içinde bu bir düşünce biçimi haline geliyor: Bir noktadan sonra yeni fikirleri duymak istemiyorsunuz. Bu Franco İspanya’sının ideolojisiydi. Aynı şekilde Türkiye’nin de ideolojisi aşağı yukarı böyle. Neyse ki, İspanya’nın içine kapanıklığı Franco’nun öldüğü 1975’ten önce çözülmeye başladı. Ülke yabancı futbolculara kapılarını açtı. Barcelona anında Johan Cruyff’u transfer etti. O ve Barça’nın menajeri Rinus Michels, İspanya’yı Hollanda futbolunun bir türüyle tanıştırdı. 1986’da İspanya AB’ye girerek kozasından iyice çıktı. Bunun hediyesini de futbol zaferleriyle aldılar.
Bir ülkenin futbol başarısı ne kadar zengin olduğuyla da ilintili. İspanya da 1980’lerden sonra hızla zenginleşti. Ülke tam Avrupalı oldu. En iyi futbolcuları her yıl Şampiyonlar Ligi’nde tecrübe kazanıyor. Kaynaşma ve zenginlik gollerle sonuçlanıyor. 1990’larda maçların yüzde 58’ini kazandılar. Dünya Kupası almamış olsa da, oraya giden en iyi takım. Türkiye için mesaj açık: AB’ye girin. Daha çok futbol maçı kazanacaksınız.

Bir önceki yazımız olan Mükemmel penaltı futbolu değiştirebilir mi? başlıklı makalemizde abc science, David Beckham ve John Terry hakkında bilgiler verilmektedir.

Yorum yazın...

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz