Türkiye’nin 2014 dış politikası

2013’ün Başbakan Erdoğan ve AKP’si için dünya siyaset jargonunun bilinen ifadesiyle bir “annus horribilis” (felaket yılı) olduğundan bu köşede daha önce bahsetmiştim (Şans ve akıl taraf değiştiriyor 23 Aralık 2013). Başbakan Erdoğan, siyasi kariyeri ve partisi için felaketler getirmekte olan sonuçlara doğrudan kendi tercihleriyle sebep veriyor. Bunun böyle olması tek adam rejimlerinin tabiatı gereğidir.
İktidarın on birinci yılı olan 2013’te, Başbakan ve partisinin Cemaat’le daha önce kurmuş olduğu ittifakın doğası yıkıcı bir çatışmayı doğurdu.
Yeni imtiyazlılar zümresine kamu kaynaklarının aktarılmasında izlenen usulsüz ve şeffaf olmayan yöntemler, yolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarının konusunu teşkil etti.
İslami toplum mühendisliğinin baskıcı karakteri Gezi direnişini kışkırttı.
Mezhepçi-İslamcı dış politika ve özellikle de Suriye siyaseti, reddedilmesi mümkün olmayan bir enkaza dönüştü.
Bu dört faktörün yarattığı olumsuz bileşke, AKP iktidarının tercihi olan cari açığın finansmanına dayalı ekonomik büyüme stratejisini muazzam bir baskı altına aldı; ekonomi daha da kırılgan hale geldi.
İşte bütün bunlar, 2014’te iktidarı fevkalade kısıtlayacak olan sonuçlar yaratmıştır.
AKP iktidarı geçmişteki başka kısıtlarından seçimlerden güç alarak kurtulmayı başarmıştı… Ancak iktidarın seçimler yılı 2014’ün sandıklarında alabileceği görece iyi sonuçlarla bile denklemleri kendi lehine değiştirmeyi başarması bu kez hemen hemen imkansızdır.
Yukarıda bahsettiğim kısıtlar 2014’ün parametrelerini oluşturuyor.
Bu parametreler bize nelerin olacağından ziyade nelerin olamayacağını söylüyor.
2014’ün trendleri de böylece saptanabilir. Kısaca göz gezdirelim…
AKP-CEMAAT ÇATIŞMASI: “Akacak kan damarda durmaz” atasözünü doğrulayan bir durum arz ediyor. Çatışmanın daha da tırmanması mukadder. İki taraf da birbirinin meşruiyetine kritik darbeler indiriyor; bunun iki tarafa da maliyeti büyük oluyor ve olacak. Çatışmanın harap edici yan etkileri ise en çok kurumların ve demokrasinin işlerliği üzerinde görülüyor, görülecek.
ERKEN GENEL SEÇİM BASKISI: Yerel seçimlerin sonucuna göre bir erken genel seçim 2014’te Türkiye’nin gündemine gelebilir.
KÜRT SORUNU: Dinamizmini yitirdiği ve çakılı kaldığı için bir “barış ve çözüm süreci”nden söz etmek mümkün değil. Bu, sadece çatışmasızlıkla tarif edilebilen bir “barış ve çözüm durumu”. AKP 2014’ün seçimler atmosferinde bu “barış ve çözüm vaziyeti”ni elinden geldiğince idare etmek için çaba harcayacaktır.
DIŞ POLİTİKA: 2013, AKP’nin en başından yanlış dizayn ettiği dış politikasında iflas ve tükenişin tamamlandığı yıl oldu. 2014’te gereken, bu müflis dış politikanın tamamen değiştirilmesi, başka bir deyişle formatlanmasıdır. Ancak bunun mevcut dış politika yapıcılarıyla başarılması mümkün değildir. Dolayısıyla onlar 2014’ü, Türkiye’yi her alanda içine soktukları çıkmazların ağır baskısını hafifletmeye çalışmakla geçirecekler. Daha fazlasını yapabilmek için uluslararası planda gereken inandırıcılık ve güvenilirliği 2013’te külliyen yitirmişlerdir.
SURİYE: AKP dış politikasının kara deliğidir. İslamcı, Sünnici ve Osmanlıcı politikaların bedelleri 2013’te Türkiye’ye yönelik terörizm, sosyo-politik kutuplaşma, yerel istikrarsızlık ve büyük ekonomik maliyet ile ödendi; 2014’te de ne yapılırsa yapılsın bedeller ödenmeye devam edilecek. Bölgedeki mevcudiyetinde sorumluluk payı taşınan El Kaide ile Esad’lı siyasi geçiş süreci realiteleri karşısında Ankara diplomatik ve moral alanda bir hayli zorlanacak.
Bütün bu olumsuz göstergelere rağmen 2014’ün Türkiye’nin özgürlükçü, demokrat ve namuslu vatandaşları için 2013’ten çok daha iyi bir yıl olmasını temenni ediyorum.

Bir önceki yazımız olan 2013'de dilimize giren kelimeler başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *