Türkan Şoray filmleri ve Yeşilçam

Son dönemlerde oynadığı Hatice Sultan rolüyle TV’ye damgasını vuran Türk sinemasının ‘sultan’ı Türkan Şoray, Yeşilçam’ın yetiştirdiği en büyük yıldız. Sultan’ı bu konuma getiren ‘özel filmler’in yanı sıra sinema tarihine mal olan performanslarını es geçmemek gerekiyor.

Türkan Şoray’la yakın plan tanışmamız 1961’de Büyük Gazete adına (sayı 63, 24 Mayıs) yaptığım bir röportajla başlar. O yıl küçük Şoray 16 yaşına yeni basmıştır. Ve tam açılmamış bir ‘goncagül’ gibidir. Ürkek ve kırılgan… Yaşına göre biraz tombulca, ama içten içe taze bir rüzgarı vardır. Sonraları bu masum esinti, vurucu bir ‘karizma’ya ve giderek de bir ‘kullanım’ biçimine dönüşecektir.

Türkan Şoray’ın biyografisi

 

Sinema oyuncusu hanım kim?

O yıllarda Türkan Şoray, tam ‘kendisi’dir. Yani her türlü yabancı katkı maddesinden uzaktır. Ne o dönemin Galatasaray Kulübü yöneticilerinden ‘ikinci başkan’ Rüçhan Adlı vardır yaşamında; ne de Adlı’nın medyatik yakıştırmasıyla ‘sultan’dır. Yalnızca, sinemaya girişinin ilk yıllarında 7-8 filmde oynamış bir ‘yıldızcık’tır. Ve bu ‘kurtlar sofrası’ Yeşilçam’da ‘ikinci beyin’ görevinin üstlenen Meliha Şoray’ın ‘velayet’i altındadır. Bir kimlik arayışı içinde olan Türkan Şoray, henüz ‘özgür’ değil, çaresiz bir ‘emir kulu’dur.

Yeşilçam’daki oyunculuk macerasının da bir öncesi vardır Türkan Şoray’ın. Gökten zembille inmedi ya! Gerçekten bu maceralı öykünün öncesi, tam bir Yeşilçam filmi gibidir. Şoray’a sorulduğunda, aynen şu yanıtı verir her defasında: “Babamdan ayrılınca annem, bir başka eve çıktı. O evdeki hanım sinema oyuncusuydu. Beni bir gün sete götürdü. Ben öğrenciyim. Elimde çantam, önlüklüyüm. Film setini ilk defa görüyorum hayatımda. Işıklar, lambalar, kordonlar… Yönetmen beni görüyor ve herhalde doğal halim dikkatini çekiyor. İki gün sonra film ekibi geldi ve ben hiç böyle bir şey bilmezken, aklıma hayalime getirmezken film çevirmeye başladım. Çok ani oldu…” Her şey bir yana, ‘ani oluşu’ gerçekten doğrudur. Ve o ‘evdeki sinema oyuncusu hanım’ deyip adını vermekten kaçındığı komşu kızı Emel Yıldız (bugün hayvan hakları savunucusu Panter Emel) çekik gözlü, esmer bir göçmen güzelidir. Türkan Şoray’ın annesi Meliha ile taşındıkları Karagümrük’teki evin sahibinin de kızıdır.

Köyde Bir Kız Sevdim Türkan Şoray

Emel Yıldız, Türker İnanoğlu’nun yönettiği “Köyde Bir Kız Sevdim” adlı filminde oynayacaktır. Emel Yıldız, komşu kızı Türkan Şoray’ı İnanoğlu’nun film setine götürür. İnanoğlu, Şoray’ı görür görmez seti tatil eder. Türkan Şoray çantası ve siyah okul önlüğüyle film setinde gizli bir ‘deprem’ yaratmış olmalı ki, “Köyde bir Kız Sevdim”in başrol oyuncusunu ‘ani’den değiştirir. Türkan Şoray başrol, Emel Yıldız kapı dışarı… Böylece Şoray, ev sahibi kızının rolünü kaparak Yeşilçam’a adımlarını atmış olur. Bu beklenmedik ‘sürpriz olay’da Şoray’ın ne günahı olabilir ki, İnanoğlu onu beğenmişse. Ama yine de dolaylı bir gelişme sonucu, ‘rol çalmanın’ bir başka boyutudur bu.

Türkan Şoray Elhamra Sineması

Türkan Şoray kitabının tanıtımıyla ilgili Elhamra Sineması’ndaki afiş.

 

Yeşilçam mitolojisi

Türkan Şoray, Türk sineması tarihinin özellikle de ‘Yeşilçam mitolojisinin’ en abartılı yıldızıdır. Aslında ‘yıldız’ değil, ‘yıldız ötesi’ bir varlık, düşsel bir kadındır. 1960 yıllarının yerli film seyircisinin gözünde ‘çok özel bir kadın’a dönüşmesi, üzerine ve adına yazılan ısmarlama senaryolarla gerçekleşir. Film adlarıyla da bu abartı birbiri ardına desteklenir, güçlenir.

Örneğin 1964’de Ülkü Erakalın imzasını taşıyan “Gözleri Ömre Bedel”, bu tür bir ‘pazarlama’nın ‘açılış filmi’ sayılır. 1965 yılında Nejat Saydam “Siyah Gözler” filmiyle devreye girer. Saydam, 1967’de “Tapılacak Kadın”la, 1968’de “Dünyanın En Güzel Kadını”yla, 1969’da “Aşk Mabudesi” yle bu ‘özelleştirme’ye büyük katkılar sağlar. Arada Mehmet Dinler’in “Ölümsüz Kadın”ı (1967) vardır. 1970’de ise Safa Önal’ın “Buğulu Gözler”i ve Atıf Yılmaz’ın “Kara Gözler”i Türkan Şoray’lı bu afiş edebiyatının öteki örnekleridir.

Türkan Şoray Acı Hayat

Şu bir gerçek ki, 1962’de Metin Erksan’ın “Acı Hayat”ında Şoray, ne kadar manikürcü Nermin ise, o ‘tapındırılan’, o ‘ölümsüzleştirilen’ tecimsel ve dayatmacı filmlerde o kadar Türkan Şoray’dır. İri gözleriyle, baygın bakışlarıyla, hafif aralanmış dudaklarıyla kamerayla sevişircesine oynadığı Osman F. Seden’in “Düğün Gecesi” (1967), Orhan Aksoy’un “Dila Hanım” la (1977) ve “Tatlı Nigar”ı (1978) gibi, gişe rekortmeni bazı iş filmlerini de, sinematografik düzeyleri açısından kötü benzerlerinden ayrı bir yere koymalı. Tüm bu abartılı sunum biçimlerine karşın Türk sinemasının en fotojenik kadın oyuncusudur Şoray. Yüz karizması asla tartışılmaz. Bütün o büyü, o rüzgarlı sıcaklık yüz yapısından kaynaklanmaktadır. Özellikle de gözleriyle ilgili neler yazılmamıştır ki, bugüne dek?

Eğer ünlü Fransız şair Aragon, Türkan Şoray’ı tanımış olsaydı, “Elsa’nın Gözleri’ni değil, “Türkan’ın Gözleri” üzerine ne şiirler döktürürdü kim bilir. Ama Murathan Mungan, Aragon’u aratmaz, merak etmeyin. Mungan, “Sultanın Gözleri” adlı şiirini Şoray’a adamıştır.

Zülfü Livaneli’nin Yahya Kemal uyarlaması Türkan Şoray’lı “Yılanı Öldürseler” filmi için bestesini yaptığı, sözlerini yazdığı müzik de örnek verilebilir. Filmin müzikal parçalarından bir bölüm albümlerde yer aldığında “Gözlerin Bir Çığlık” adını taşır. Bu göz etkilenmeleri kimi zaman beklenmedik bir düş kırıklığına dönüşür. İşte böyle bir düş bozumuna uğrayanlardan biridir yapımcı-yönetmen Turgut Demirağ. Türkan Şoray’ın oynadığı “Abbase Sultan” adlı filmin Yıldız Parkı’ndaki çekimi sırasında yaşadığı olayı anlatır Atıf Yılmaz’a. Atıf Yılmaz kaçırır mı? Hemen anılarında yazar. Bakın, Demirağ ne demiş?: “Yıldız Parkı’nda çalışıyoruz, öğlen olmuş, yemek paydosu vermişiz. Türkan’ın birinden Coca-Cola istediğini duydum, döndüm ve birden Coca-Cola şişesine de, bana baktığı gibi baktığını fark ettim.”

Türkan Şoray filmleri üçlemesi

Bu göz muhabbeti 1997’de Faruk Turgut’un yönettiği “Gözlerinde Bir Gece” dizisi, 1998’de Can Dündar’ın “Sultan”ı ve 2001’de İtalyan yönetmen Donatella Baglivo’nun “Kamera Benim Aşkım / La Cinepresa il Mio Amore” belgeselleriyle sürüp gider.

Evet, herkes Türkan Şoray’a âşık; Şoray ise Donatella’nın belgeselinde dendiği gibi, yalnız kameraya âşıktır… Ve 47 yıl önce 1965’te Ses Mecmuası’ndaki Türkan Şoray’la ilgili bir yazıma, şu başlığı attığımı anımsıyorum: “Türk sinemasının en çok âşık olunan kadını” diye…

Tüm sarsıcı etkisi, geçmiş yıllardaki seyircisinde kalıp, bugün yalnızca bir unutulmaz ‘ikon’ olarak, nostaljik bir özlemle anılan Türkan Şoray’ın günümüz değişen seyirci profili karşısında düş kırıklığına uğraması, doğaldır artık. Son filmlerinden “Suna”nın (2007) 4 bin 379 seyirci sayısıyla vizyon kapaması, aslında Türkan Şoray’ı bağlayan bir ‘düşüş’ değil, genel olarak tüm gücünü çoktan yitirmiş bir ‘star sistemi’yle ilgili bir ‘çöküş’ün yansımasıdır. Şu da bir gerçek ki, günahları, sevapları ve o masum kaprisleri bir yana, starlaşmanın altın yıllarını yaşayan, kanun koyucu, yıldız ötesi bir varlık ve bir ‘idol’ olarak, hiçbir dönemde benzerine rastlanmayacaktır. Türk sinemasında bol imitasyonları olsa da…

Özel yaşamında fetiş bir ‘tutku kadını’ olmasının dışında sinemasal açıdan bakıldığında unutulmaz bir Türkan Şoray filmleri üçlemesi ortaya çıkacaktır. “Acı Hayat” la (1962), “Vesikalı Yarim”le (1967) ve “Selvi Boylum Al Yazmalım”la (1977)… Metin Erksan, Lütfi Ö. Akad ve Atıf Yılmaz gibi büyük ustaların imzalarını taşısa da, bu üç filmde de oyuncu olarak birbirinden ayrıksı Nermin’dir, Sabiha’dır ve Asya’dır katıksız doğallığıyla. Bu yönüyle de hakkını yemeyelim, hemen kızan, çabuk küsen, alıngan ve kırılgan titrek dudaklı ve de hep heyecanlı Türkan Sultan’ın…

Agah Özgüç

Bir önceki yazımız olan Comvex İstanbul fuarı açıldı başlıklı makalemizde Comvex İstanbul fuarı, hafif ticari araç ve Ticari araş fuarı hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

1 Response

  1. May 1, 2015

    […] Türkan Şoray filmleri ve Yeşilçam […]

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *