Türk tiyatrosunun genç yazarları

Küçük gruplar halinde atağa kalkan genç yazarlar, modern insanın güncel sorunlarını anlatıyor. Farklı nedenlerle tiyatro yazarlığı yapsalar da dertleri ortak: Başka bir tiyatro anlayışı.

Her ne kadar şikayetler, sızlanmalar devam etse de kabul etmemiz gereken bir gerçek var. O da Türkiye’de gençlerin artık tiyatro ile daha fazla ilgilendiği. Hem de oyunculuktan, yazarlığa, yönetmenliğe kadar tiyatronun her dalıyla… Kanıtı da özellikle İstiklal Caddesi üzerinde, binbir zorlukla açtıkları tiyatro sahneleri ve her geçen gün artan izleyici sayıları.

Güncel meseleleri ele alan oyunları tiyatro severlerin sayısını arttırmaya başladı bile.

Biz de son zamanlarda adından sıkça söz ettiren bu genç tiyatro yazarı arkadaşlardan birkaçıyla; Tiyatro 0.2’nin beyni, en son “Limonata”yı yazıp yöneten Sami Berat Marçalı, Bulut Tiyatro tarafından sahnelenen ödüllü oyunu “Tetikçi” ile büyük ilgi gören Ebru Nihan Celkan, Tilbe Saran’ın sahnelediği “Düğün”ün yazarı Ayşe Bayramoğlu, Tiyatro BeReZe’nin kurucularından oyuncu-yazar Elif Temuçin ve çiçeği burnunda tiyatro The Club’ı kuran Cihan Sağlam ile konuştuk.

Anladık ki, hepsi tiyatro yapmakta kararlı ve pes edecek gibi görünmüyorlar. Dertleri, güncel konular üzerinden, insanı anlatan ‘başka bir tiyatro’ anlayışı oluşturmak. Şikayetleri ise, tiyatroda gençlerin görmezden gelinmesi…

Cihan Sağlam (The Club): “Tiyatroda gençler görmezden geliniyor”

Beykent Üniversitesi Tiyatro bölümünden mezun oldum. Tiyatronun insanlar üzerindeki enerjisi, heyecanı ve dinamik yapısı üzerine düşündüğüm zamanlardı ve ‘in yer face’ akımı Türk tiyatrosunda önemli bir ifade şekli olmaya başladı. Temelinde özeleştirilerin olduğu hayata dair çeşitli anlayamadığım düşüncelerim birikti. “Neverland” projesi bir anda önüme geldiğinde beni heyecanlandırdı ve kendimi daha sık ifade etmem gerektiği konusunda cesaretlendirdi. İstanbul’un karmaşık, enerjik ve yorucu yapısı, aileyi merkezine alan ve mikrodan makroya açılan bir eksende ilerliyor oyunlarım. Modern insanın ihtiyaçları, tutkuları, çelişkileri ve çaresizlikleri üzerine yazıyorum. Tepki mekanizmasını kaybetmiş bir toplum üzerine, içinde politik bir tavır ve anlayışın olduğu oyunlar yazmak istiyorum. “Sanat Direnmektir!” bu cümleyi her gün tekrarlıyorum ve onun üzerine kafa yoruyorum. Son dönemde genç arkadaşların oyun yazmaya yöneldiği bir gerçek aslında. Ama genel olarak görünmez bir duvarla karşılaşıyorlar. O duvarı geçebilenler adını duyduklarımız oluyor. Tiyatroda gençlere bir görmezden gelme hali var. Oysa tiyatro canlıdır. Her gün gelişir, değişir. Genç arkadaşların daha fazla aktif olmaları gerekiyor.

Elif Temuçin: “Hakiki hikayelerden yanayım”

Ankara Üniversitesi DTCF Tiyatro Bölümü Dramatik Yazarlığı kazandıktan sonra tiyatro metinleri, senaryolar yazmaya başladım. Tekniği öğrendikçe işimin zorlaştığını fark ettim. Ünversite eğitimim boyunca yeni yazarlar tanıyıp, farklı tarzları inceleme fırsatım oldu. Ama zamanla, bilgi de arttıkça, kendine ait bir dilin ortaya çıktığını fark ediyorsun. Serüven devam ediyor… Öykü, masal, oyun ne gelirse içimden yazıyorum. Anlatmak istediklerim var, yazmak da bu yollardan biri benim için. Türkiye’de gençler ve çocuklar için yapılan işlerin özensizliğine karşı bir şeyler yapmak hedeflerimden biri. Ülkenin büyük bir çoğunluğunu oluşturan bu kesimin bu derece ötelenmesi oldukça ironik geliyor bana. Bu nedenle çocuk ve gençler için gerçekten onların hayatını ilgilendiren konularda oyunlar yazmaya ve ülkedeki yanlış anlayışı değiştirmeye yönelik çalışıyorum, savaşıyorum. Genellikle ülkemizde yaşadığımız kafa karışıklığı ilgimi çekiyor. Hepimiz benzer bir şekilde gelecekle ilgili kaygılıyız.

Sami Berat Marçalı: “Oyun yazarlığı mesleğe dönüşmeli”

Tiyatro yapmaya başladığımdan beri kurmaca hikayeler ve etkileri üzerine düşünüyorum. Yazarın ne demek istediğini anlamaya çalışırken, “Bu hikayeyi başka bir şekilde nasıl okuyabilirim ve sahne üzerine taşıyabilirim?” üstüne kafa yorup kendimce bir dilde anlatmayı tercih ettim. Sonra “Kurmaca bir oyun yazabilir miyim, nasıl yazarım, ne yazarım?” üzerine düşünürken denemeye başladım. Akıcı diyaloglar ve kurgusal yaşamlar üzerine deniyorum. ‘Şu konu’ üzerine yazmaktan çok ‘şu an’ üzerine bir şeyler karalamak istiyorum. Karakterlerle ilgili tercih ettiğim bir durum var: Nerede yaşadığını bilecek, bu sorunlarla istediği cesurlukta savaşabilecek. Seyircinin adımı görüp izlemekte tereddüt etmeyeceği bir oyun yazarı olarak anılmak isteyebilirim. Çok abartmadan ama. 24 yaşında genç bir tiyatrocu olarak oyun yazımına yöneldiğim için söyleyebileceğim tek şey, bunun bir meslek haline dönüşme zorunluluğudur. O zaman insanlar hayatlarını kazanma derdini bir tarafa bırakıp, gerçekten tüm vaktini oyun yazımına ayırabilecek ve elimizde gerçek bir Türkiye tiyatrosu olacak.

Ebru Nihan Celkan: “Tiyatronun anda olma gücüne çok inanıyorum”

İnsanı sevmek ve ona inanmak beni oyun yazarı olmaya iten en önemli motivasyon. Anlamaya çalışmak, yaptığımız eylemlerin temelini ve bütün bunların toplamında ‘dünya’yı değiştirme’ isteği. Büyük değişiklikler değil bahsettiğim. Bir çocuğun başka bir çocuğa farklılığından ötürü taş atmasını engelleyebildiğimiz her gün dünyayı değiştiriyoruz aslında… Tiyatronun anda olma gücüne çok inanıyorum. Aynı ortamı paylaşan seyircinin, oyuncunun ve hatta eşyanın tabiatının büyüleyici bir etkileşim içerisinde olması, birbirlerini dönüştürmesi, birbirlerine dokunması oyun yazarı olma isteği ile dolmamın sebebidir. Kendi tecrübe ettiğim hikayeleri paylaşmak niyetim. Bir şekilde beni etkileyen hikayelerin başka birilerine dokunup dokunmadığını, ortak bir kaygıyı, mutluluğu, umudu veya hayal kırıklığını yaşayıp yaşamadığımızı tecrübe etme merakı. Zamanla eşdeğer hikayeleri sahneye taşımak istiyorum. ‘80 sonrası 2000’lere kadar arada uzunca bir boşluk olduğunu düşünüyorum. O arada neler olduğunu bize anlatan tiyatro oyunları çok sınırlı sayıda. Oysa zamana not düşmek için tiyatro metinleri önemli. Ben oyun yazarlığını seviyorum ve herkese mesleğimi bulaştırmak istiyorum. Mesleğini bulaştıran biri olmak isterim.

Ayşe Bayramoğlu: “Ne iştahlı bir yazar, diye anın beni”

Önüme açılan kapılardan biriydi oyun yazarlığı. Yüksek lisanstan hocam Çetin Sarıkartal’ın “Hakiki Gala”yı yazma işini bana vermesiyle oyun yazarı olarak anılmaya başladım. Öncesinde de derdimi kalemle kağıttan başkasına anlatmıyordum zaten. Ama açıkçası oyun yazarı olarak yoluma devam etmek gibi bir arzum ya da hevesim hiç yoktu. O kapı açılınca girdim, içerideki zenginliği gördüm, kaldım. Ne yaparsam yapayım o zenginliğe bir katkıda bulunamadığımı gördüğümde çıkarım. Görmezden gelinen, görüldüğünde de hor görülen ‘buralı olma’ halini hatırlatmak ve ancak ‘buralılıkla’ yazıldığında bir ‘oyun yazarlığı geleneği’ oluşabileceğine dair bir inanç oluşturmak arzusundayım. Karşılaştığımda kanatan, iyileştiren, şaşırtan, öfkelendiren, ağız dolusu güldüren hemen her an ilgimi çekiyor. Bunlar bir fotoğraf, bir resim, bir ezgi, bir küfür hatta bir çıtırtı bile olabilir. Karşılaşma anı bende ‘bunu nasıl anlatırım?’ hissini uyandırıyorsa, ‘buralılıkla’ yazıyorum.

Bir önceki yazımız olan Merve Sevi ve Barbaros Uzunöner 'Bir Öyle Bir Böyle' oyununda başlıklı makalemizde Barbaros Uzunöner, Bir Öyle Bir Böyle ve merve sevi hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *