Tuluhan Tekelioğlu ile samimi röportaj

Tuluhan Tekelioğlu, Artı 1 TV‘de sunduğu “Gece Masası”nda Twitter ve YouTube yasağını protesto etmek için hazırlattığı gömleğin hikayesini anlattı…

Artı 1’le yollarınız nasıl kesişti?
Artı 1’in ilk sahibi Altan Ertürk “Artı 1’de yer alır mısın?” dedi. Yazdan bu yana bunu konuşuyorduk. Aralık ayında başladım. Son derece özgür ve dayanışma içindeyiz. Uzun zamandır özlediğimiz dayanışmayı burada buldum. Ama imkanımız her kanalda olan imkanlar değil. Kısıtlı ve sınırlı imkanlarla profesyonel bir iş başarıyoruz. Bunu da kanıtladığımızı düşünüyorum. Artı 1 konuşulan ve tartışılan bir kanal oldu.

“Gece Masası” nasıl doğdu?
Kendiliğinden oluşan ve çok yaşayan bir program oldu. Arkadaşlarla yemekteyken bir gece bulundu adı. Kalabalık bir ortamda tesadüfen bulunan ve üzerine çok düşünülmeden ortaya çıkan bir fikirdi. O masadaki ruhu programa yansıtmak istedim.

Programınızın gündeme dair göndermelerle öne çıkmasından rahatsız olduğunuz anlar oluyor mu?
“Gece Masası” Türkiye’de olan bitenden kendisini ayrı koyan bir program değil. Çünkü benim 15 yaşındaki çocuğum politize olmuşsa, okulda Berkin Elvan cenazesinde liseliler olarak saygı duruşunda bulunuyorlarsa, ben o akşam oturup hiçbir şey yokmuş gibi program yapamam. “Gece Masası”, olabildiğince farklı görüşlere de yer vererek yapılan bir talk show. Bu talk show’un bir formatı yok. Gidişata göre bir format belirliyorum. Bazen programdan üç saat önce de konuk değiştirdiğimiz oluyor. Çünkü Türkiye çok değişken ve acıtan bir gündem yaşıyor. Bu acıları yaşamadan yayın yapmak isterdim, ama bu da ülkemizin bir parçası ve bizim görevimiz. Bu kadar acıların yaşandığı bir ülkede, o an bir eğlence talk show’u yapsam vicdanıma dokunur. Başımı yastığa huzurlu koyamam.

Twitter ve YouTube yasağını protesto için giydiğiniz gömlek nereden aklınıza geldi?
Zaten programın eleştirel bir mizahi yönü var. Bu yönde ne yapabiliriz diye düşünürken aklıma bir tasarım geldi ve Nihan Buruk’u aradım. “Twitter yasağını protesto etmek için bir gömlek istiyorum, ama tasarımını sana bırakıyorum” dedim. Nihan da kısa süre içinde bana dikenli tellerin arasında bir Twitter kuşu tasarımı yaptı, yolladı. Fotoğrafı yolladıktan sonra Youtube’a da erişim yasağı gelince Nihan aynı fotoğrafın içine bir de YouTube’u koyarak tekrar yolladı. Programda bu gömleği nasıl gösterebilirim diye düşünürken üzerine ceket giydim ve özgürlüğe soyundum. Daha açık bir protesto olsun diye. Bu kadar yankı uyandıracağını beklemiyordum.

Kendinizi bugüne kadar çalıştığınız kurumlardan en çok hangisine ait hissettiniz?
Gazetecilikte, kurumlarla kendimizi bağdaştırmamamız gerek. O zaman kendimizi çok kapatıyoruz. Mesela Sabah gazetesinde 6,5 sene röportajlar yaptım, özgür ve bağımsız bir gazeteci olarak. Dolayısıyla kendimi hiç bir kuruma ait hissetmedim. Özgürce yaptığım çok şey oldu. Şimdi sosyal medya sayesinde herkes kendi gazetesini yapıyor. Öncelikle gazeteciler sakin olsun ve kendi mecralarını yaratmaya çalışsınlar. Çünkü bir kanala ait olma durumu insanları kısıtlıyor. O yüzden ben vicdanıma ve mesleğime aitim.

Artı 1’in, Uğur Dündar, Ece Temel Kuran ve Banu Güven gibi isimlerin ayrılmasından sonra ikinci kez yapılanmaya gitmesi sizi şüpheye düşürmedi mi?
Maddi kaynak sıkıntısı var. Ama ana kanallar Türkiye olağanüstü bir durumda değilmiş gibi normal bir yayın yapmayı sürdürünce insanlar merkez medya denilen kanalları izlememeye başladı. Çünkü hakikat o değil. O zaman gerçek haberi sansürsüz veren mecraya doğru yöneliyorlar. Böyle olunca biz alternatif bir kanalken merkez medya kadar izlenen bir kanal olduk. O yüzden de çok mutluyuz. Çok fazla reklam almaya başladık.

Yapmayı düşündüğünüz program formatı kaldı mı?
İşim soru sormak. Gazeteciliğin yapılabileceği her mecrada yer almak istiyorum. Gazeteciliği sadece televizyon olarak görmedim, mesleğimi belgeselde de sürdürürüm. Kitaplar yazdım. Şu an bir gazetede yazmayı arzu ediyorum. Çünkü eksik kalıyorum. Televizyonda yaptığınız şey o anda kalıyor. Ama yazı öyle değil. Yazıyla televizyon birbirini besleyen iki şey. Şimdi de ergenler üzerine ‘Eksi Artı 17’ adında yeni bir projem var. Bu yaz TOÇEV’le birlikte çekeceğiz. 50 yaşımdan sonra bir roman yazacağım.

İki belgeseliniz var. Bu belgeselleri hazırlarken hiç zorlanmadınız mı?
Belgesel yapmak çok kolay.Televizyonda görsel yazıdan daha kuvvetli. Belgesellerimi çekerken hiç zorlanmadım. Kurguda iyi bir montajcıyla çalışmak lazım. Ama bütün o duyguları gösterebildiğimi görüyorum. Çokta eğlenerek yaptım. Üçüncü belgesel projesiyle de çok eğleneceğimi düşünüyorum. Her işimi zevk alarak, onu bir mutluluğa çevirerek yapıyorum.

Hiç yorulmaz mısınız? İşe olan bu bağlılığınızı nasıl korudunuz?
İçimdeki tutkuyla korudum. Çünkü mesleğimi çok seviyorum. En sevdiğim şey bu mesleğin içinde olmak. Mesela seyahatler özgürleştiğim, nefes alma alanım. Her seyahatte kendimi yeniden keşfediyorum. Her haberde kendimden bir şey buluyorum. İnsanların hayatını diğer insanlara anlatmak çok hoşuma gidiyor.

‘Nagehan’ın ikizleri için üzülüyorum’

Mesleğe ilk başladığınızda şu anki konumunuzu hayal etmiş miydiniz?
Hayatta hiç plan yapmadım. Her şeyi sevdiğim için yaptım. Kendime hedefler koymadım ama hep hayallerim oldu. Bu hayalleri gerçekleştirmek üzere yol aldım. O yüzden annem bazen bana “Yeryüzüne in. Yine havadasın” der.

Uzun süre ekrandan uzak kalmanızın özel bir sebebi var mı?
Benim için en kıymetli şey oğlum. Oğlum büyüyene kadar kariyerimde çok iyi olabilecek teklifleri geri çevirdim. Çünkü evde kalıp onunla vakit geçirmek benim için çok daha önemliydi. O yüzden Nagehan Alçı’ya şaşırıyorum. İkizleriyle kim ilgileniyor? İkizleri için üzülüyorum. Ama şimdi Ömer 15 yaşına geldi. Artık arkadaşlarıyla beraber olmak istiyor. Şimdi daha çok mesleğimin içindeyim.

Bir önceki yazımız olan Didem İnselel O Hayat Benim dizisini ve Fulya'yı anlattı başlıklı makalemizde didem inselel, Didem İnselel röportaj ve fulya hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *