The School of Life İstanbul nedir?

Ünlü yazar Alainde Botton’un 2008’de Londra’da açtığı The School of Life’ın (“Hayat Okulu”) bir ayağı da ekimden bu yana İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde. Bu “okulda”, “Kendimize Karşı Nasıl Daha Anlayışlı Oluruz?”, “Nasıl Karar Veririz?”, “Ölümü Nasıl Karşılayabiliriz?” gibi, hepimizin gittiği okullarda öğretilmeyen şeyler tartışılıyor.

Sevgililer Günü yaklaşırken; “Sevgili Nasıl Seçilir?” atölyesi veren Mehmet Emin Adanalı’yla, “İlişkide Olmak Gerekli mi?”, “İlişkiden Sonra Hayat Nasıl Devam Eder?” atölyelerini veren Sami Bugay’la ve “Aşkı Nasıl Zinde Tutarız?” atölyesi veren Itır Erhart’la buluştuk, aşkı masaya yatırdık. Eğitmenler kişiye özel reçete vermediklerini, bu atölyelerin terapi yerine geçmediğini ama kesinlikle zihin açıcı bir etkisinin olduğunun altını çizdiler.

Sami Bey sizin atölye konunuzla, “İlişkide Olmak Gerekli mi?” ile başlayalım. Gerekli mi?
Sami Bugay: Gerekli ya da hayır değil dersek bir fikri empoze etmiş oluruz. Biz bunu yapmıyoruz. Yaklaşımımız şu; sizce sizin için romantik ilişki gerekli mi?

Diyelim ki gerekli, Mehmet Emin Bey’in atölye konusuyla devam edelim… Sevgili nasıl seçilir?
Mehmet Emin Adanalı: Kararımızı etkileyen çok etmen var. Doğduktan sonra kurduğumuz ilk ilişki, genelde anneyle kuruyoruz bunu, ileriki yaşlarda nasıl bir sevgi, bağlanma algımızı çok etkiliyor.

Kaç çeşit bağlanma var?
Mehmet E.A.: Dört tip bağlanma var: Güvenli bağlanma ideal olan. Toplumun sadece yüzde 5’i güvenli bağlanabiliyor. Diğerleri endişeli bağlanma, dışlayıcı bağlanma ve korkulu bağlanma.

“18 ay sonra aşkın körlüğü geçiyor”

Çok etken karar vermeyi zorlaştırıyor değil mi?
Mehmet E.A.: Bir reçel testi var. Bir grup insandan altı reçel içinden birini seçmeleri isteniyor. Başka bir gruptakilerden de 24 reçelden birini… Altı reçel içinden seçen grup 10 kat daha kolay karar veriyor. Facebook eskiden annemizin, babamızın yaptığı elemeyi yapıyor. Profiline bakınca bir fikriniz oluyor; neyi like’lamış, ne paylaşmış, kiminle arkadaş…
Öte yandan da çok kişi, çok seçenek sunuyor.

Sami B.: İnsanoğlu da birbirine tüketilecek obje olarak bakmaya başladı. Oysa “Daha iyi”nin sonu yok. Biz “Elimizdekiyle nasıl tatminkar bir hayat yaşarız”ı konuşuyoruz atölyelerde.

Mehmet E.A.: Ben ilk eşimden ayrıldıktan sonra şöyle bir şey keşfettim: Sizin için çok önemli beş değeri saptayın. Bunları sıralayın. İlk ikisi karşınızdaki kişide yoksa uzaklaşın. Diyelim ikisi de var. Kalan üçünden herhangi biri de varsa
o ilişki denemeye değer demektir.

İlişkiye başlarken ne yapalımda o ilişki sağlıklı ilerlesin?
Itır Erhart: İyi bir ilişki için kusurların karşılıklı keşfedilmesi lazım. İlk buluşmaya olmadığın biri gibi gitmek yanlış bir başlangıç.

Zaten karşı taraf da başlarda seni mükemmel görme eğiliminde…
Itır E.: Evet, başta devreye giren hormonlar gerçekçi bakmayı engelliyor. Sen de kendini saklama eğilimindeysen karşındaki “gerçek sen”i uzun süre görmüyor. Diyelim ben anksiyetesi yüksek biriyim, bunu göstermeliyim ki karşımdaki kişi de “Ben böyle biriyle yaşayabilecek biri miyim?” diye sormalı.

 Hormonların etkisi ne zaman geçiyor?
Itır E.: 18 ay sonra o körlüğünün geçmeye başladığı kabul ediliyor.
Mehmet E.A.: Uzmanlar bir ilişkiye 90 gün şans vermek gerektiğini söylüyor.
Sami B.: Hormonlar normale dönmeye başladıkça karşı tarafın seni rahatsız edecek başka seçimleri olduğunu da görüyorsun. O zaman şuna cevap bulmalısın; “O seçimlerle birlikte onun yanında mısın?”

“Ben onu değiştiririm” diye düşünmemek mi lazım?
Mehmet E.A.:  Rutine bakmak diye bir egzersizimiz var. Kişiye rutin bir gününü hayal ettiriyoruz.  Çünkü uzun soluklu bir beraberlik rutin üzerine kurulu. Çamaşır makinesi bozulacak, tamirciyi kim çağıracak, çocuğun altını kim değiştirecek? “Bunları onunla hayal edebiliyor musun?” diyoruz.

“Aşkı Nasıl Zinde Tutarız?” da sizin alanınız Itır Hanım. Bir formülü var mı?
Itır E.: Bu alanda ilişkide karşımızdaki kişiyi boğmamak meselesini konuşuyoruz. En çok tartışma da bu kısımda çıkıyor. Nietzsche’nin “Çiftler ayrı evlerde otursaydı ilişkiler daha iyi yürürdü” dediğini söyleyince “Nasıl ya?” tepkileri geliyor. Bu şekilde olmasada karşımızdakine bir yaşam alanı vermek ilişkinin şansını artırıyor.

Bu hassas bir denge ama. Fazla alan vermek de aradaki bağa zarar veriyor…
Sami B.: Halil Cibran şöyle anlatıyor bunu: İlişki bir çatı. Çok yan yana gelirseniz, çatı yana yıkılır. Çok uzaklaşırsanız da ortadan çöker.

Masallar hep “Ve sonsuza kadar mutlu yaşadılar” diye bitiyor. Sonsuz mutluluk var mı?
Sami B.: Yok. Dünyada mutluluk ve mutsuzluk eşit ve dengeli. Sadece mutlu olacağım diye ilişkiye giriyorsan yanlış yapıyorsun.

Peki efsane aşklar?
Itır E.: Hiçbiri gerçek değil. Onların model diye sunulması çok tehlikeli ayrıca.

Gerçekçi model olarak önereceğiniz ne var?
Mehmet E.A.: Bence romantik ilişki sorunu yaşayan herkes “Enough Said”i başköşeye koymalı
Itır E.: Ben de “Before Sunrise”, “Before Sunset” ve “Before Midnight” serisini öneririm.

“10’uncu yılda ilk iki aydaki gibi olmaz”

Aşkta değişen nedir?
Mehmet E.A.: Bir kediyi yeni bir ortama koyduğunda her deliğe kafasını sokup tanımaya çalışır. Bir ay sonra bunu yapmaz.
Itır E.: İlk iki ayki ilişkiyi 10 sene sonra beklememek lazım.

Ama insanın ihtiyaçları değişmiyor. 10 senelik ilişkisi olan da flörtü özlüyor…
Itır E.: İnsanın iki tür ihtiyacı var; biri güven ihtiyacı. Eve geldiğinde aynı insanı görmek istiyorsun. Diğeri de bilinmezlik ihtiyacı. Hep bir heyecan istiyorsun. İkisinin aynı anda olması çok zor. İkisini farklı objelerde tatmin etmek düşünülebilir belki.
Mehmet E.A.: “Sen bana başta şiir yazıyordun, şimdi yazmıyorsun” diyor mesela. E ama şimdi de başka güzel şeyler yapıyorum; öpüyorum, masaj yapıyorum…

Ayrılık kararını nasıl almak gerekiyor?
Itır E.: “Bu ilişki nasıl bu noktaya geldi?” diye düşünmek gerek önce.
Mehmet E.A.: Çabuk bıkmamak, aşırı katlanmamak gerekiyor.

“Seksi bu kadar büyütmemek lazım”

Evlilik aşkın bir hâli mi?
Mehmet E.A.: Evliliğin gönülle ilişkilendirilmesi II. Dünya Savaşı’ndan sonraya dayanıyor. Ondan önce tamamen ailelerin seçmesi, toprağın birleşmesi…

Bugün evlilikten çok fazla şey bekliyoruz o zaman…
Mehmet E.A.: Seksin mükemmel olmasını bekliyoruz mesela.

Olmasa da olur mu?
Mehmet E.A.: Modern psikologlar “Seks ilişkinin devamlılığı için sandığımız kadar önemli değil” diyor. Seks üremedir, bu kadar büyütmemek lazım. Kertenkeleler de yapıyor.

“Erkekler acaba biz çözdük bu işi mi diyor?”

Kimler geliyor bu atölyelere?
Itır E.: 25’ten 60 yaşa kadar gelen var. Farklı motivasyonlarla geliyorlar. Uzun süreli bir ilişkinin içinde, onu sürdürmek istiyor. Ya da bir sonraki ilişkimi nasıl sürdürebilirim diye gelen oluyor. Belki bir reçete beklentisiyle geliyor ama burada kişiye özel reçete vermiyoruz. “Tolstoy da bu konuya şöyle bakmıştır” diyoruz. Çok az erkek katılımcı var. Erkekler acaba “Ben zaten çözdüm bu olayı” mı diyor bilmiyorum.

Kendi hikayelerini anlatıyorlar mı?
Itır E.: Çok özel deneyimlerini paylaşan oluyor. Cinselliği rahat konuşuyorlar mesela.

Nasıl tepkiler alıyorsunuz?
Itır E.: Yalnız değilmişim hissi yaşıyorlar. 10 yıl sonra tanıştığın günkü gibi olmadığına insanların yüzyıllardır edebiyatta, felsefede kafa yorulduğunu görmek iyi geliyor.

Terzi kendi söküğünü dikebiliyor mu? Sizin aşkla aranız nasıl?
Mehmet E.A.: Hiçbirimiz guru değiliz.
Biz de gelişiyoruz bu atölyele sayesinde.
Sami B.: Kendi adıma ilişkiyle ilgili birçok sıkıntım var. Bu çalışmanın şöyle bir katkısı oldu. Benim nasıl bir katkım var diye düşünüyorum artık. Kendi alanıma ait sorumluluğumu alabilme şansı tanıdı bana. Daha önce “Her şeyi yaptım olmuyor, önümüzdeki maçlara bakacağız” diyordum.
Itır E.: Artık biz de daha çok sorgulayan insanlarız. Çünkü bu işe kafa yoran, mesai harcayan insanlarız.

Hepimizin mesai harcaması gerekiyor galiba…
Itır E.: Aşk çok önemli bir şey. Ciddi bir iş, buna mesai harcaman gerekiyor diyoruz.

Sevgililer Günü gerekli mi?

Mehmet E.A.: İnsanın sevdiklerine sevgisini göstermek için özel günleri beklemesi yanlış. Şefkat ve sevgimizi var oldukları için şükran duyarak, özel bir gün beklemeden, her fırsatta ve şekilde vermeliyiz.
Itır E.: Sevgililer Günü günümüzde dönüştüğü haliyle sevginin metalaşması. Tüketim çılgınlığına kapılmadan, sevgiye maddi değer biçme çabasından uzak durmaya çalışarak kutlanmalı. Birlikte doğada uzun bir yürüyüşe çıkarak kutlanabilir mesela.
Sami B.: Günlük koşuşturmanın, sözlü ve fiziksel şiddetin arttığı, hoşgörünün azaldığı, fayda tabanlı bir sistemde nefes almaya çalışırken sevgimizi ve bir diğerini sevebilme kapasitemizi hatırlayacağımız tüm günlerin gerekli olduğuna inanıyorum.

 

GÜLİZ ARSLAN

 

Bir önceki yazımız olan Topuz saçlı erkek modelleri başlıklı makalemizde topuz saçlı erkek ve Topuz yapan erkek hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *