Tesadüfi yönetim prensibi

18 August 2013 Sunday, 09:04

Gazeteniz Milliyet’in geçen haftaki haberiydi: Bursa’daki polis koleji açılışından 9 yıl sonra kapatılıyor. Zira bütün polis kolejleri tek tek kapatılıp eğitim sisteminden çıkarıldığı için bunun hiç açılmaması gerekiyormuş. Zamanında Bursa’da açılması istenen ise aslında bir polis okuluymuş. Ama yerel siyasetçiler kolejle okulu karıştırıp dilekçelerini “kolej açılsın” diye yazmış. Başbakan Erdoğan da bu durumdan haberdar edilmediği için, bir Bursa ziyareti sırasında “Açın polis kolejini” diye talimat verince Bursa’nın hesapta olmayan bir koleji olmuş. Okul şimdi kapanıyor.
Geçen haftaki haber, Başbakan’ın güneydeki kıyı denetimiyle aklıma geldi. Başbakan hazır oradayken yanına kattığı bakanlarla sahilleri denetleyip gerekenin yapılması talimatını vermiş. Şimdi bakanlarda bir telaş… Sanki ömür boyu bu an için yaşamışlar gibi, hazırlıklarını açıklıyorlar. Niyeyse rahat görünen bir tek belediye başkanları. Oysa Başbakan’ın ilk açıklamasında “Gerekirse görevden alırız” diye ilk sopa gösterdiği de onlar. Diyorlar ki “İmar planlarını ve arazi tahsislerini bakanlıklar yapıyor, biz işbirliğine hazırız.” Tam burada, Başbakan’ın iş işten geçtikten sonra şahsi çıkışlarıyla kısaltmaya çalıştığı “silüetbozan” 16:9 inşaatı da geliyor akla. O bina da izinsiz değildi elbet. Demem o ki bazı işlerin yamuk yumuk gitmesi, gerçekten dikkate alınan tek denetim mekanizmasının Başbakan olmasından galiba. Erdoğan yakalamadıkça idarenin her seviyesindekiler bu türden şeylere geçit vermekte pek az tereddüt ediyor. Bu “Nasılsa Başbakan var, yanlış yaparsak düzeltir” güveninden mi geliyor, yoksa “Nasılsa Başbakan yakalamadıkça kimseye hesap vermeyiz” rahatlığından mı, kararsızım. Bildiğim, Başbakan’ın tesadüfi müdahalelerinin bu büyüklükteki bir ülkede her şeyin eksiksiz gitmesini sağlamaya yetmediği.

Kayıtlara geçsin, sorgu doğru, adres yanlış

-Önce Mısır’daki darbeye, ardından da katliama seyirci kaldıkları için Başbakan’ın Batı demokrasilerini hedef almasında yanlış bir şey yok. Yalnız hedefte küçük ama mühim bir sapma var. Sorgulanması gereken, demokrasinin kendisi değil, en fazla, demokratik yönetimlerin, yeri geldiği zaman demokratik prensipler gereği başka ülkelere müdahil olma pratiği. Bu pratik de ilk kez sorgulanmıyor. Irak’ta, Afganistan’da, hâlâ Suriye’de ve şimdi Mısır’da aynı tartışma farklı yüzleriyle çıkıyor karşımıza. Kararı da müdahil olacakların yakın vadeli öncelikleri ve çıkarları belirliyor. Yani mesele demokrasinin adaleti değil, ülkelere demokrasi ihracının somut prensiplere bağlanmamış olması.

-Star gazetesi yazarı Nuh Yılmaz’ın MİT’in basın sözcülüğüne getirilmesi “MİT’te sivilleşme” diye yorumlanıyor. Oysa o sivilleşme akademi kökenli Hakan Fidan’ın müsteşarlığa getirilmesiyle zaten çoktan tamamlanmıştı. Kurumun özellikleri gereği söyleyebilecekleri “Bizde öyle bir bilgi yok” ya da “Bu konu gizlidir”den fazla öteye geçemeyecek. Yılmaz’la nelerin değişeceğini ne MİT’in şeffaflaşmasının neye benzeyeceğini merak ediyorum.

-Polisler emniyet teşkilatında kendilerine angarya yaptırıldığı için ayaklanmışlar. Yaptırılan angarya, amir eşleriyle alışverişe gönderilmek, şoförlük, düğün dernekte asayişi sağlamak ve akıl hastası nakli gibi işler. Sonuncuyu okurken bir durdum. Geçen hafta 34 yaşındaki iki çocuk babası adamın akıl hastanesine nakli için yardıma çağrılan polislerin hastanın kafasına vura vura öldürdükleri iddiası geldi aklıma. Hakikaten. İnsan haklarına aykırı olduğu için polise angarya yasaklansın.

mirgün cabas

Bir önceki yazımız olan Dikiz dünya başlıklı makalemizde Lady Godiva, Pelin Batu ve Pelin Batu Revnak hakkında bilgiler verilmektedir.

Yorum yazın...

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz