Taryn Simon kimdir? Taryn Simon röportajı

Taryn Simon kimdir diyenler için Bant Mag’den Yetkin Nural röportajı geliyor… İşte 2012 tarihli Taryn Simon röportajı…

ZEKÎ, YARATICI, YETENEKLİ. GENÇ, STİL SAHİBİ VE GÜZEL DE. İNSAN KENDİ JENERASYONUNUN EN ÖNEMLİ FOTOĞRAFÇISI UNVANI ATFEDİLEN NEW YORKLU SANATÇI TARYN SIMON’LA KONUŞURKEN KENDİNİ BİRAZ “YILDIZ ÇARPMIŞ” HİSSEDİYOR.

Taryn Simon eski kelimelerle konuşup yeni birşeyler söylemek için gereken özelliklere sahip o nadir kişilerden. Farklı üretim biçimlerini bir araya getirip örerek dikkatlice kurgulanmış, karmaşık, katmanlı ve net konuşabilen bir estetik üretimi; metin, grafik tasarım ve fotoğraftan oluşan çok-dilli bir anlatımı var. “Hikâyeleri takip ediyor”, “gerçekleri araştırıyor”, “hakikatleri ortaya çıkartıyor” ve sonunda aslında tüm bu eylemlerin ve kavramların kendilerini sorguluyor. İşleri ilk projesinden beri Tate, Whitney, Moma gibi dünya çağındaki müzelerde sergileniyor. Kısacası Taryn Simon sanat dünyasının ismini sık sık dile getirdiği, yıldızı hızlı ve giderek parlayarak yanan isimlerinden biri.

Taryn Simon‘ın iki projesi, “An American Index of the Hidden and Unfamiliar” (Gizli ve Bilinmeyen’in Amerikan İndeksi) ve “Contraband” (Kaçak Mal) 18 Mayıs’tan beri Galeri Manȃ’da sergileniyor. “İndeks” projesi halka açık olmayan alanları fotoğraflamak üzerine kurgulanmış, bu bağlamda nükleer atık tesisleri, CIA merkez binası, bir ayının mağarası gibi alanları konu edinen bir proje. “Kaçak Mal” ise John F. Kennedy Havaalanı’nda beş iş günü süresince gümrükte el konulan malların sonu gelmeyen bir imaj listesinden oluşuyor. İki proje arasında organik bir bağ da söz konusu: “İndeks” projesi kapsamında JFK gümrük odasına giden Simon, gördüklerinden oldukça etkilenmiş ve bir sonraki projesini bu odada gerçekleştirmeye karar vermiş. Simon sergi açılışı için İstanbul’a ayak bastığında, birden bastıran yağmur ve dört saatlik rötarına rağmen bu iki proje hakkında kısa bir söyleşi yapmak için vakit bulmayı başardık.

Senin için sık sık “çağdaş fotoğrafçılıkta yeni bir dilin en güçlü önderlerinden” yakıştırması yapılıyor. Sen de her zaman üretiminde kullandığın farklı metodolojilerden bahsettiğin için, sanırım senin konuştuğun bu yeni dilin aslında çokdilli bir yapısı var diyebiliriz. Bize farklı metodolojileri kullanmanın senin için öneminden ve bu çeşitliliğin işini nasıl beslediğinden bahseder misin?

Bu çeşitlilik aslında farklı araçlar kullanmamdan kaynaklanıyor, çünkü benim üretiminde üç ana araç var: fotoğraf, metin ve grafik tasarım. Metin ve imaj arasındaki görünmeyen alan benim için önemli. Bunun yanısıra imajla ve onun estetiğiyle de oldukça ilgiliyim. Mesela “Contraband” gibi bir proje daha heykelimsi ve kavramsal bir yapıya bürünüyor. Malların “yeniden metalaştırılması”, kopyanın kopyasını yapmak, kategorize etmek ve tipoloji… Yani işin içinde tüm bu farklı bölümler var ve hepsi birbiriyle bağlantılı. Sanırım en temelde işimin disiplinler arası bir yapısı olduğunu umuyorum. Tüm bu farklı disiplinlerin bir araya gelmesi benim için, veya herhangi biri için, üretimimi özetlenemez bir hâle getiriyor. O yüzden sana nasıl açık bir cevap verebilirim bilemiyorum, zira esas nokta açık bir cevabın olmaması.

Evet, aslında tam da bu bahsettiğin merak ettiğim konulardan bir tanesi. Sen fotoğrafı bir anlamda birşeyleri kazıp çıkartmak, ifşa etmek adına kullanıyorsun. Sanki bir gerçeğin, bir hakikatin peşine düşmüşsün gibi. Oysa ki gerçek ve hakikat senin sürekli olarak sorguladığın iki temel kavram. Üretim biçiminde ilk bakışta çelişkili gözüken bu durum hakkında neler söyleyebilirsin?

Bana ilginç genel bir durum şu: bulanık, kafa karıştıran o alanları araştıran pek çok işin kendisi de kafa karıştırıcı bir görünüşe sahip oluyor. Soyut düşünceyle ilişkilenen soyutlamanın kendisi oluyor. Ben soyut düşünceyle oldukça somut şeyler üzerinden ilişkilenmeyi seviyorum. Yani gerçeklik illüzyonunun çözülmesinin veya bir cevabın eksikliğinin beni mevcut olan maddesel dünya ile bağlantı kurmaktan alıkoymasına izin vermek istemiyorum. O yüzden işlerimde gerçek olayları, kişileri ve politikaları ve tarihleri ve psikolojileri ve tüm bunları kullanmayı, ancak temelde daha karmaşık ve soyut alanları araştırmayı hedefliyorum. Ancak soyut bir formla değil.

Galeri Manȃ’da sergilenen işler iki farklı projeye ait, “Contraband” ve “An American Index of the Hidden and Unfamiliar”. Hangi noktada bu iki projenin beraber sergilenebileceğine karar verdin? Aralarında nasıl bir ilişki var?

İndeks” projesini bundan uzun zaman önce yaptım ve bitirmem tam dört yılımı aldı. O projenin içinde John F. Kennedy Havaalanın’daki kaçak mal odasının da bir resmi var. O odaya erişmem sonucunda “Kaçak Mal” projesini gerçekleştirmeye karar verdim. Fakat benim için bu iki proje arasında direkt bir bağlantının yanısıra emek ve zaman hakkında bir diyalog da var. Çünkü indeks projesi uzun ve zorlu geçen dört senemi aldı. “Kaçak Mal” projesiyse JFK’de uykusuz ve durmadan çalıştığım beş gün sürdü. Aslında bakarsanız kaçak mal projesi aynı zamanda bir performanstı. Bu iki proje bağlamında benim üretim sürecim ve emeğim hakkında da birşeyler söyleniyor.

Ve elbette her iki proje de görsel dayanak anlamında popüler bir dağıtımı bulunmayan alanlarla ve eylemlerle ilgileniyorlar. “İndeks” gerçekten “yasak” mekânların, popüler bilinçte yansıması bulunmayan şeylerin, veya görüntüsüne fiziksel engellerden dolayı ulaşamadığımız yerlerin –örneğin bir ayının kış uykusuna yattığı mağarasının– imajlarından oluşuyor. Yani görsel dayanağın yokluğuna pek çok farklı açıdan yaklaşıyor. “Kaçak Mal” ise saklı olanın süregelen bir el konma eylemi tarafından sistematik bir şekilde üretilmesini, bu eylemin arkasındaki motivleri ve el konulan nesnelerin koparıldıkları insanın bir portresi hâline gelmesini konu alıyor. Fakat o kişiyi görmektense, o kişinin bir tehdit olarak algılanan bir parçasını görüyorum. Bu parça bir muz kadar basit bir şey olsa dahi… Bir nevi tersine dönmüş portre diyebiliriz aslında.

Ve bir diğer açıdan her iki projenin de erişim hakkında olduğunu söyleyebilir miyiz? “İndeks” bir şekilde halka kapalı alanlara erişmek üzerine çaba sarfettiğin bir proje, kaçak mal ise ulusal sınırlar içine erişim ve bu erişimin engellenmesi üzerine…

Kesinlikle, iki proje birden fazla noktadan birbirine bağlanıyor.

“İndeks” projesi hakkında merak ettiğim bir konu ise fotoğraflamak istediğin mekânları seçme sürecinin nasıl işlediği… Yani neler oluyor da sen kendini kış uykusuna yatmış bir ayının mağarasında veya hava durumunu değiştiren kimyasalları havaya salan bir uçağın içinde bulabiliyorsun?

Bazı şeyleri kurmaca kitaplarda okuyorum ve gerçekten var olup olmadıklarını öğrenmek istiyorum. Bazıları ise hayal ettiğim veya bir şekilde kulağıma çalınan şeyler. Mesela Vietnam Savaşı sırasında hava durumunu değiştirmenin savaşın taktiksel bir parçası olduğunu duymuştum ve merak ettim, gerçekten böyle bir şey var mı, yoksa efsane mi, hava durumu stratejik bir kavram olabilir mi… Sonra öğrendim ki bu kimyasallar çiftçilik sektöründe de sık sık kullanılıyormuş. Hava durumunu değiştirme sürecini deneyimlemek istedim ve o uçakları yapan, o kimyasalları üreten kişilerle iletişlime geçtim, bir uçağa atladım ve tüm süreci izledim… Yani nerede başlarsa başlasın, fikrin ilk kökü nereden çıkarsa çıksın, başlangıç genelde sonuçta kendimi bulduğum noktayı yansıtmıyor.

Peki ya “Kaçak Mal” sayesinde ulusal sınırların seçiçi-geçirgen yapısı ve bu seçim süreci hakkında neler öğrendin? Ne gibi şeyler bir nesneyi bir tehdide çeviriyor?

Özellikle fark ettiğim ilk şey, hepimizin giderek farkında olduğumuz bir konu, yeni tehdidin ekonomik olduğu… El konulan malların büyük çoğunluğu kaçak mallardı. Kaçak ilaçlar, sahte lüks marka ürünleri… Tüm bunlar marka kimliğinin korunması hakkında, belirli ekonomilerin dayandığı temel prensiplerden biri… Fakat ortaya çıkan kopyaların istilası kontrol edilemez durumda. Ve işin odağında bu akışı kontrol etmek var. Bunun haricinde bir çeşit hastalık taşıması muhtemel olan meyveler, böcekler ve hayvanlar bir tehdit olarak algılanıyor. Ancak benim bu projede ilgilendiğim bir diğer konu ise izleyici olarak “sırra” olan bağımız. Yasak olana olan bağımlılığımız ve bu bağımlılığı insanların portakallara ve elmalara ve muzlara bakmasını sağlayarak ortaya çıkartmak. Zira her ne kadar sıradan bir muza bakıyor olsan da bu nesne bir heyecan sebebi olabiliyor çünkü ona el konulduğunu ve içinde bir çeşit bir tehdit taşıma ihtimali olduğunu biliyorsun.

Son olarak yeni projelerden, yeni fikirlerinden bir tüyo veriri misin?

Son zamanlarda yoğun şekilde bir programcı grubuyla beraber çalılşıyorum. Sanal dünyanın olasılıklarıyla ilgileniyorum. Kim bilir sonu nereye varacak ama şimdilik yöneldiğim alan bu diyebilirim.

Bir önceki yazımız olan Şehir Tiyatroları 100. yılını kutladı başlıklı makalemizde şehir tiyatroları ve şehir tiyatroları 100. yıl hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *