Tansu Biçer’den samimi röportaj

21. Uluslararası Altın Koza Film Festivali’nde Yılmaz Güney Ödülü alan “Neden Tarkovski Olamıyorum…” vizyona girdi. Başrol oyuncusu  Tansu Biçer aynı yarışmada “Toz Ruhu”yla En İyi Erkek Oyuncu seçildi.  Tansu Biçer: “Bana ‘Hep seni mi izleyeceğiz?’ diyorlar. Her filmde oynamıyorum tabii. Oynadıklarım festivallerde gözüküyor”

Bir parçası olduğu yapımları, kazandığı ödülleri ve aldığı övgüleri alt alta yazınca az kişiye kısmet olacak, çok parlak bir kariyer çıkıyor ortaya. Tansu Biçer, Türkiye’nin en başarılı oyuncularından biri. Kendi kariyerine tezat olacak şekilde, bir türlü dikiş tutturamayan birini canlandırdığı yeni filmi “Neden Tarkovski Olamıyorum…” bu hafta vizyona girdi. Tansu Biçer’le 21. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nde Yılmaz Güney Ödülü alan bu filmi konuşmak üzere buluştuk. “Sen şimdi soruyorsun diye anlatıyorum ama ben pek tanınmak istemiyorum, bunları yazmasan…” dediği şeyleri yazmadığım için pek tanıtamıyorum onu size. Sohbet etmesi çok keyifli biri ve neyi, neden yaptığının çok farkında bir oyuncu olduğunu söylemekle yetineyim.

Canlandırdığınız Bahadır neden Tarkovski olamıyor?

Neden olsun ki? Film de neden olamadığını açıklamak yerine “Neden olması gereksin ki?” üzerine gidiyor. İnsan sanat yaparken birilerine öykünebilir, doğru. Ama bir yerden sonra kendi hikayeni anlatman gerekiyor. Tarkovski de kimse değildi başta. Kendi bildiğini yaptı. Ve Tarkovski oldu.

 Yaratıcılık gerektiren işlerle uğraşanların bir şeyleri olduramamaktan kaynaklanan, bunalımlı dönemleri olur zaman zaman. Filmde de bunu görüyoruz. Sizin böyle dönemleriniz oldu mu?

İş nedeniyle olmadı ama zorlandığım, “Bir türlü istediğim gibi olmuyor” dediğim dönemler oldu.

“Zorlandığım dönemlerde 65 yaşımı düşünürüm”

 Nasıl başa çıkarsınız o dönemlerle?

65 yaşımı düşünür, oradan bakarım bugün yaşadığım zorluklara. Çok küçük ve komik görünürler o zaman gözüme.

 Genelde o bunalımın içinde debelenme eğilimde olur insan…

Ben genelde pratik olmaya çalışırım hep. Oyunculukta da öyle. “Halledelim” diye bakarım. Güzel sonuçlar alalım ama bunu kendimizi parçalayarak değil de pratik biçimde halledelim.

 Bahadır’a ne tavsiye ederdiniz bu durumda?

“Böyle oturmayı bırak, başka şeylerle ilgilen. Film yapamıyorum, yok arkadaşlarım sorun, yok sevgilim yüzünden olmuyor, yok kimse bu işlere para vermiyor gibi şeyleri bırak. Ciddi ciddi şu konuyu ele al. Ya da yapma. Kim sana yap dedi ki? Bu senin tercihin. Sen sinema yapınca dünya düzelmeyecek ki… Kimse yapınca düzelmedi, Tarkovski yapınca da düzelmedi” derim.

“Karakteri alıp o sahnenin içine bırakıyorum”

 “Toz Ruhu”, “Sen Aydınlatırsın Geceyi”, “Yozgat Blues”, “Yük”, “Küf”, “Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi”, “Beş Şehir”… Hepsi önemli filmler. İyi bir rol seçici misiniz siz?

Bu benim neyi, ne kadar yapabileceğimi tartmamla ilgili bir şey. “Ben her şeyi biliyorum, bu mesleği öğrendim, şimdi bunu uygulayacağım” gibi bakmıyorum. “Ben bu roldeyken başıma ne gelecek, bunu oynarken ne öğreneceğim?” diye bakıyorum. Öyle olunca iyi oluyor. Anlatabildim mi?

 Pek değil.

Yüzlerce senaryo gelmiyor zaten. Gişe filmleri gelmiyor mesela. Bu tip filmler geliyor. Gelen roller iyi oluyor. Ben de o rolde yaşanacak bir şey görüyorsam, merak ettiğim bir şey varsa o işe giriyorum.

 Nasıl bu kadar “gerçek” oluyor oynadığınız her rol?

“Ben kararımı verdim, bu karakter böyle yapar” demiyorum hiçbir zaman. O seni bir yere hapsediyor çünkü. Tabii ki o rol üzerine düşünüyorum, çalışıyorum. Ama sonra o karakteri alıp sahnenin içine bırakıyorum. Bakalım başına neler gelecek diyorum. O zaman işte o rol soluk alıp verir hale geliyor.

“Şöyle bir gerçek var; dizi yoksa maddiyat da yok”

 Hayat hep böyle rollerde oynamaya izin veriyor mu? Maddi kaygıların ağır basması nedeniyle kabul ettiğiniz roller olmuyor mu hiç?

Maddi olarak şöyle bir gerçek var zaten; dizi yoksa maddiyat da çok fazla yok. Oysa bir ülkede bu işlerle uğraşan birinin bir şekilde kendi mesleğiyle geçinebilmesi gerekiyor. Bugün sadece tiyatro ya da sadece sinema yaptığınızda geçinemiyorsunuz.

 Bu yıl Altın Koza’da başrolünde oynadığınız iki film de (“Neden Tarkovski Olamıyorum” ve “Toz Ruhu”) yarıştı.
“Toz Ruhu”yla En İyi Erkek Oyuncu ödülünü aldınız hatta. Daha önce de yine Altın Koza’da, İstanbul Film Festivali’nde, Altın Portakal’da aldığınız önemli ödüller var. Son yıllarda ödül alan filmlerde bir şekilde siz de varsınız…

Şaka yollu da olsa “Hep senimi izleyeceğiz?” diyorlar. Hep beni izlemeyeceksiniz tabii ki. Benim oynadığım filmler festivallerde gözüktüğü için hepsinde ben oynuyormuşum gibi görünüyor. Her filmde ben oynamıyorum. Hepsi bu kadar değil ki Türkiye’de çekilen filmlerin. Ama diğer filmler görmezden gelindiği için böyle deniyor.

“Sahne de sahne diye evde kendimi yemiyorum”

Yeni bir diziye başlıyorsunuz; “Beş Kardeş”…

Evet. Bir imam rolündeyim. Beş kardeşin beşinin de bir olmaması meselesini anlatan bir dizi. Eğlenceli bir şey oluyor.

 Bu da bir Onur Ünlü dizisi. Siz pek çok Onur Ünlü filminde rol aldınız. Onunla tanıştığınız anı hatırlıyor musunuz?

Hatırlıyorum. Plato Film’in Cihangir’deki bahçesinde tanışmıştık. “Çocuk” filmi içindi. Kendimi çok iyi hissetmiştim ona baktığımda. Onu hatırlıyorum. Çok konuşmasak da anlaştığımızı düşünmüştüm.

 Uzun zamandır tiyatroda yoksunuz…

Altı sene falan oldu herhalde, ara verdim. Semaver Kumpanya’da çok iş yaptık. İyi rollerde oynadım. Ama filmler üst üste gelince uzak kaldım. Bir de filmler hep başka şehirlerdeydi.

 Özlemiyor musunuz?

Özlediğim zamanlar oluyor. Ama sahne de sahne diye evde kendimi yemiyorum.

Güliz Arslan – Milliyet Pazar

Bir önceki yazımız olan Ece Erken'e 890 bin Euroluk doğumgünü hediyesi başlıklı makalemizde Ece Erken, Ece Erken doğumgünü ve Ece Erken hediye hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *