Türkiye’nin zirvesinde 4 gün

10 September 2013 Tuesday, 20:08

Zirvesi hiç erimeyen buzullarla kaplı Ağrı Dağı’na tırmanmak için Doğubayazıt’tan başladığımız serüvenimizde ilk durağımız 3 bin 200 kampı olmuştu. Dört saatlik bir tırmanmadan sonra ulaştığımız bu kampta soğuk ve rüzgarlarla savaştığımız için ilk gecemizde hiç dinlenemeden zirve yolculuğuna tekrar başladık.
Sabah oldu. Artık 4 bin 200 metre kampına doğru bir tırmanış gerçekleştireceğiz. Bu tırmanışın gayesi yüksekliğe vücudumuzun uyum sağlamasını sağlamak.
5 saat süren 1000 metrelik bu tırmanışla artık neyle karşı karşıya olduğumuzu tam olarak anlıyoruz. Ardı ardına gelen tepelerin aşılması sonucu 4 bin 200 kampına varıyoruz. Kamp yeri sadece çadırların kurulacak yerlerin düz olduğu, taşlarla kaplı fazla geniş olmayan bir düzlük.
Önceki kamp alanına göre oldukça zor şartlar barındırıyor. Kampın hemen yanında ‘Cehennem Deresi’ uzanıyor. Buzullarla kaplı bu vadi sürekli taşların düştüğü uzun bir uçurum. Şimdilik burada kalmayacağız. 1 saatlik ziyaret sonrası tekrar 3 bin 200 kampına dönüyoruz. Gün içinde yaptığımız bu irtifa alışverişi dağda ki ikinci gecemizin daha rahat geçmesini sağlıyor. Artık bir üst kampta kalmaya hazırız. Geceyi yeniden alt kampta geçirdikten sonra 4 bin 200 kampına ikinci yolculuğumuz başlıyor.

Bol sıvı alıp, dinleniyoruz

Zirve öncesi geceleyeceğimiz 4 bin 200 kampına tırmanıyoruz. Bu kampta yükseklik nedeniyle günlük işlerimizi yapmak bile oldukça zor. Burada bol sıvı alıp dinlenmeye çekiliyoruz. Dağda sıvı alımı önemli. Vücudumuz normalden daha hızlı su tüketiyor. Kaybedilen sıvının yerine konulamamasının ise ölümcül sonuçları var. Akut dağ hastalığı olarak tanımlanan yükseklik hastalığı genelde bu yüksekliklerde baş gösteriyor. Baş ağrısı, mide bulantısı ve bilinç kaybı belirtileriyle kendini belli eden bu hastalık sonunda akciğer ve beyin ödemlerine varabilecek ciddi sonuçlar oluşabilir. Bu belirtileri bizimle beraber tırmanan Ukraynalı bir dağcı da ertesi gün görüyoruz.
Birkaç saatlik uykudan sonra gece 1 civarı uyanıyoruz. Sıcak bir şeyler içtikten sonra zirve tırmanışına başlıyoruz. Oldukça dik bir kulvarda ilerlerken artık bedenimizin son limitlerini kullandığını hissediyoruz. Tırmanışın başından beri etkili olan sis, yüksekliğin 5 bin metreye ulaştığı sıralarda ciddi bir fırtınaya dönüşüyor. Görüş mesafemizin birkaç metreye düşmesiyle zirve sırtına varıyoruz.

 

Görüş mesafesi azaldı
Artık zirveye çok yakınız ama bir o kadar da uzak. Bu noktadan sonra buzula gireceğiz. Bu yüzden buzda yürümemizi kolaylaştıracak ve daha güvenli hale getirecek olan ‘krampon’ isimli ucu sivri metal parçaları ayakkabımıza takıyoruz. Bu sırada diğer dağcılar da buzul geçişine başlıyorlar. Hem fırtınanın şiddetini artırması hem de görüş mesafemizin azalması rotayı görmemizi zorlaştırdığı için, tırmanış liderimiz Faik Kayhan’ın kararıyla dönüşe geçiyoruz. Zirveye 100 metre kala verdiğimiz dönüş kararı hepimizi biraz üzüyor.

‘En iyi dağcı eve döner’

Dağcılık zirve odaklı yapılan bir spor olarak görülse de tam olarak öyle değil. Her dağcı tırmanışını zirveyle bitirmek istese de hesaplanamayan bazı durumlar zirve yapmayı engeller. Bu etkenlerin başında da hava durumu gelir. Bizimde başımıza gelen tam olarak buydu. Tırmanışı bitirip aynı hızla inişe geçiyoruz. Dağcılıkta inişlerin, çıkışlardan daha tehlikeli olduğu söylenir. Biz de bunun bilincindeyiz ve oldukça dikkatli iniyoruz.
Kampa ulaştığımızda bizimle beraber zirve denemesinde bulunan yabancı dağcıların bir kısmının tipide kaybolduğu haberini alıyoruz. Neyse ki birkaç saatlik bu olumsuzluk dağcıların 4 bin 200 kampına sağ salim dönmesiyle son buluyor. Bu noktada dönüş kararımızın doğruluğunu arkadaşlarla paylaşıyoruz. Sonuçta en iyi dağcı evine dönen dağcıdır sözünü hatırlıyoruz.
Zirve denemesinden dönüşümüzde zirvede açmayı planladığımız bayrak ve pankartlarımızı açıp fotoğraflıyoruz. Burada tırmanışın alt yapısında bize destek olan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Türk Hava Kurumu’nun bayraklarının yanı sıra tırmanışımızın başladığı ‘1 Eylül Dünya Barış Günü’ vesilesiyle yaptırdığımız ve üzerinde Türkçe, Kürtçe, İngilizce ve Ermenice olarak ‘Barış’ yazan bayrağımızı da açmayı ihmal etmiyoruz. Faaliyetimizi zirveyle sonlandırmasak da risklerle dolu bir tırmanışı ekip ruhuna uygun bir şekilde, kazasız bitirmenin sevincini yaşayarak eve dönüyoruz. Dağa dönme umudu, daha yeni dönüşe geçmişken içimizde beliriyor.

-BİTTİ-

Bir önceki yazımız olan Her şey habere malzeme olmak için başlıklı makalemizde abd, amerika ve gazeteciler hakkında bilgiler verilmektedir.

Yorum yazın...

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz