Türkiye’nin, Amberland’ın füze rampalarını yok etmek için…

Amerikan düşünce kuruluşu “Carnegie Vakfı”nın internet sitesine 26 Eylül’de konulan Sinan Ülgen ve Aaron Stein imzalı makalede, 2002’de NATO’nun Brüksel’deki karargahında yapılan, senaryosu Türkiye odaklı bir “kriz yönetimi” tatbikatına dair gayet ilginç bilgiler yer aldı.
Senaryoya göre Türkiye’ye hayali güney komşusu Amberland’dan yönelmiş bir kimyasal saldırı tehdidi söz konusu idi. Amberland’ın elinde kimyasal ve biyolojik savaş başlıklı Scud füzeleri vardı ve bunlar Türkiye’ye çevrilmişti.
Bu tatbikatla, İttifak’ın kuruluş antlaşmasının “bir üyeye yapılmış saldırı tüm üyelere yapılmış sayılır” diyen ünlü 5’nci maddesinin işlerliği test edilmek isteniyordu.
Bu bir haftalık tatbikatın sonunda İttifak, Türkiye’ye yöneldiği varsayılan kimyasal ve biyolojik tehdidi bertaraf etmek için ortak bir reaksiyon göstermekte başarılı olamadı.
Makalede ABD ve Türkiye’nin, Amberland’ın füze rampalarını yok etmek için “önleyici vuruş”tan yana tavır aldıklarını, Almanya, Fransa, ve İspanya’nın ise krizin siyasi yollardan çözülmesini istediğini okuduk.
2002’deki “Amberland” Irak idi.
Bu tatbikat 2013’te düzenlenseydi “Amberland” Suriye olurdu.
Amberlandlar değişebilir; değişmeden kalan, Türkiye’nin çevresindeki balistik füze tehdidine karşı kendi ulusal yüksek irtifa hava savunma sistemine sahip olmadığıdır. Bu savunma açığı nedeniyle Türkiye, tarihinde üç kez kendi ricası üzerine topraklarında NATO’nun Patriot sistemlerini konuk etmiştir. Malum, halen Maraş, Antep ve Adana mıntıkaları Suriye tehdidine karşı NATO’nun sağladığı toplam 6 Patriot bataryasıyla korunuyor. Mamafih bu Patriot kalkanının müttefik dayanışmasını göstermesi bakımından taşıdığı siyasi önem, sağladığı gerçek korumadan daha büyüktür. Çünkü Türkiye’nin bihakkın korunmak için ihtiyaç duyduğu batarya sayısı bu mevcudun birkaç katıdır.
Ayrıca Türkiye’nin potansiyel Amberland’ları sadece dünkü Irak ve bugünkü Suriye değil; komşularımız İran ve Rusya’nın da ciddi bir balistik füze kapasitesine sahip oldukları malum.
Neticede, bütün bu olumsuz durumlar Türkiye’yi yönetenleri ülkenin bir ulusal yüksek irtifa hava savunma kapasitesi edinmek hususunda daha fazla gecikmeden seçimini yapması gerektiğine ikna etmiş olmalı ki geçen perşembe günkü Savunma Sanayi İcra Komitesi (SSİK) toplantısından bir karar çıktı.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında toplanan SSİK, Çin devlet firması CPMIEC’nin FD-2000 sistemini tercih ederek sözleşme görüşmelerinin başlamasına karar verdi. CPMIEC firması, İran, Çin ve Kuzey Kore’ye balistik füze teknolojisi aktardığı gerekçesiyle ABD’nin yaptırım listesinde.
NATO’ya uyumlu bir Batı sistemini tercih etmek büyük sorumluluk gerektiren siyasi bir karar olmazdı ama “Çin füzesi” demek öyledir. Türkiye’nin NATO’yla ve ABD ile ilişkileri açısından tarihi önemdeki bu siyasi kararı bu ülkede verebilecek tek kişi Başbakan Erdoğan’dır.
Dolayısıyla sorumluluk da Erdoğan’a aittir.
Bir yüksek irtifa hava savunma sistemi edinme isteğinin NATO’ya bu alanda duyulan güvensizlikle ilgisi bulunabilir ama Çin füzesi seçimi tek başına bu güvensizlikle açıklanamaz.
Bu konuyu daha çok tartışacağız ama şimdilik şu hususların altını çizmekle yetinelim:
Rus S-300’lerinin bir varyasyonu olan Çin FD-2000 sistemi maliyet düşüklüğü ve teknoloji transferi imkanı sağlaması bakımlarından avantajlı görülebilir.
Buna mukabil sıra FD-2000’in NATO sistemine entegrasyonuna geldiğinde Türkiye’nin, gerekçesi “veri güvenliği” olan itirazlarla karşılaşacağı önceki gün itibarı ile belirginlik kazanmıştır.
Reuters’a konuşan ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü şu açıklamayı yaptı:
“Türkiye hükümetinin ABD’nin yaptırım uyguladığı bir firmayla, ortak savunma yeteneklerimizle veya NATO’nun sistemleriyle karşılıklı operasyonel olmayacak bir füze savunma sistemi için sözleşme görüşmeleri yapma kararı almasından duyduğumuz ciddi kaygıyı (Türk hükümetine) aktardık. (Türk hükümetiyle) Bu konudaki tartışmamız sürecek.”
Türkiye, bu sistem entegrasyonunu Çin’in NATO altyapısına dahli ve bilgiye erişimi olmadan gerçekleştirmenin bir yolunu bulacak olsa bile söz konusu açıklama bunu denemeyi en başından anlamsız hale getiriyor.
Gelecekteki Türk FD-2000 sisteminin, NATO’nun uzay ve hava sinyal akışı ile komuta kontrol altyapısından faydalanamayacağı ortada. Bu da Türkiye’nin etkin biçimde savunulmasını engelleyecektir.

Bir önceki yazımız olan Demokratikleşme paketi bugün açıklanacak başlıklı makalemizde demokratik, demokratikleşme paketi ve Demokratikleşme Paketiyle neler değişecek hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *