Türkiye’de siyaset güçlensin de…

Memlekette demokratik alanda hissedilen bir daralma var. Toplum, cüce kıyafeti giymiş dev gibi, her yerden bir patlayan düğme, yırtılan fermuarlarla uğraşıyor. Dar geliyor verilen kıyafet. Bu yüzden insanlar sokaklarda. Talepler var.
Ve bu yüzden sürekli ”paketler” açılıyor; ancak yetersiz kalıyor.
Bu, illa ki kötü bir durum değil. Mesele, bu durumla nasıl baş ettiğiniz…
Aslında Türkiye’de 90’ların sonunda benzer bir daralma hali yaşanmış, bunun sonucunda Ak Parti’yi de iktidara getiren değişim rüzgarı esmişti. Şimdi de benzer ölçüde tektonik bir değişime gebeyiz. Er ya da geç, bazı kalıplar, idari yapılar ve bu otoriter zihniyet değişecek.
Burada da önemli olan, değişimin, kavga-gürültü-çatışma aracılığıyla değil, siyaset eliyle olması.
Bu yüzden Başbakan Tayyip Erdoğan’ın demokratikleşme paketini açarken zikrettiği ”siyasetin güçlenmesi” hedefini önemsedim.
Hayır hayır, tabii ki paketi yeterli bulmadım. Hatta ’Q, W, X’ gibi, Roman Enstitüsü gibi, Alevilerle alay edercesine Nevşehir Üniversitesi’nin adının değiştirilmesi gibi atraksiyonları, fazlasıyla ciddiyetsiz buldum.
Ancak seçim sisteminin tartışmaya açılması, ciddi iş. Bana sorarsanız bütün reformların anası bu. İktidarın da, ana muhalefetin de, bu işe ciddi sarılmasını, Türkiye’yi prangalarından kurtaracak yeni bir modelin inşasını gönülden istiyorum. Vakti zamanında Kürtleri dışarda tutmak, koalisyonları engellemek, sola ayar vermek için askeri vesayet döneminde kurulan %10 baraj sistemi, 10 yıldır değiştirilmedi. Ne temsilde adalet var, ne de seçmen-siyasetçi ilişkisinde ayar.
Onlarca yıl ABD’de, kısa bir dönem de İngiltere’de yaşadım. Siyasetçi malzemesi, dünyanın her yerinde aynıdır. Ama oraların farkı, her düzeyde seçilmiş siyasetçilerin kendilerini bir lider ya da parti başkanına değil, kendi seçmenlerine karşı sorumlu hissetmesi. Çünkü ileri demokrasilerde, bıyıklı adamlar bir gece önceden oturup ”Sen Urfa’ya, sen Bursa’ya” diye afaki bir biçimde sandık listelerini belirlemiyor. Seçmen, kimi yollayacağını kendi belirliyor. Adaylar da, her şeyden önce seçmenlerine eyvallah diyor.
Bizde öyle mi? Ben ciddi bir ülkede bu kadar işlevsiz, ellerin indir deyince indiği, kaldır deyince kalktığı başka bir parlamento düşünemiyorum. Güya ‘parlamenter sistem’ tarafından yönetiliyoruz ama aslında başkanlık sistemi ve parti derebeylikleri var. Şu anda şikayet ettiğimiz lider kültü, bu sistemin ürünü.
Haliyle gelin şu barajı indirelim, seçim sistemlerini tartışalım, hatta altüst edelim.
Dar ya da daraltılmış bölge sistemiyle ilgili gazetelerde yazılan öcü hikayelerine inanmıyorum. Birileri çıkıp beni aksi yönde ikna edene kadar da, mevcut sistemden daha iyi olduğunu söylemeye devam edeceğim. Evet bazı illerde büyük partilere yarayabilir. Ama Doğu’da BDP, İç Anadolu’da da MHP’ye yarar.
Ama daha önemlisi, her yerde en fazla seçmen-seçilen ilişkisine yarar. Lideri değil siyaseti güçlendirir. Eğer sorun tek adamlaşma, otoriterleşme diyorsanız, buradan başlamak makul. (Ardından yerel yönetim reformu ve siyasi partiler yasası gelmesi kaydıyla…)
Dedim ya, artık cin şişeden çıktı. Türkiye şu ya da bu şekilde demokratikleşecek. Akıllı siyaset, bunun önünü açan, dalgaya karşı değil dalgayla birlikte ilerleyendir.

Not: Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Meclis konuşmasını, bütün vurgularıyla devlet adamlığına yakışan bir metin olduğunu düşündüm. Partilerüstü ve duyarlı buldum. Yazacaktım ancak yerim kalmadı.

Bir önceki yazımız olan Beşiktaş ve Tuncel Kurtiz başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *