ST. Tropez’de nereyi görmek lazım?

Çeşme’yle uzaktan akraba olduğuna inandığım St. Tropez’de yine kafam karıştı. Restoran, otel desen bizde âlâsı var, eğlence, servis, hizmet, kalite desen elimize su dökemezler, pazar ararsan o da var! Peki olmayan ne?

Fransa’nın sosyetik ve turistik şehri St. Tropez’de dünyanın en önemli yelken yarışlarından biri olan Les Voiles de St. Tropez düzenlendi geçen hafta sonu. American Express Sailing Cup’ın Göcek ayağında dereceye giren Farr Away takımı, yarışlara katılmaya hak kazanınca peşlerine takılıp ben de gittim.
Dünyanın her yerinden 350 tekne, 3 bin yelkenci… Sezonun sonuna gelmiş St. Tropez, yelken yarışları sayesinde son vuruşunu yapıyor. Restoranlar, kulüpler tıklım tıklım, rezervasyonsuz yer bulmak mümkün değil.
9 kişilik Türk ekibinin zorlu yarışlarda altıncılığının açıklandığı günün gecesi, kutlamak için şehrin en popüler kulüplerinden Villa Romana’da yemek yedik. Villa Romana bizim
Cahide’nin bir başka versiyonu. Her şey tıpkı Cahide’de olduğu gibi şovlu, şatafatlı ama ne yalan söyleyeyim, bir Cahide değil…
Aslında dar sokakları, sokakta eğlence anlayışı, butik otelleri, mağazaları, restoranlarıyla burası bende Çeşme Alaçatı’nın yurt dışında yaşayan zengin akrabası duygusu uyandırdı. Ama bu akraba zenginliğinin farkında o yüzden bir Alaçatı da değil…
Otel temizliği, servis kalitesi gibi kendince ufak detaylarla ilgilenmiyor şehir. Misal, otel odamdaki ölü karafatma için housekeeping abla neredeyse “Hediyemizdi, ne o beğenemedin mi!” muamelesi yapıyor. Restoranda yanlış sipariş getiren garson, “Biz bunu istemedik” deyince, tek kelime Fransızca bilmeyen, dolayısıyla da ağzını açmayan beni gösterip “O istedi” diyerek
dönüp arkasını gidebiliyor.
Dünyanın neresine gidersem
gideyim ben takıyorum kafayı bu turizm, eğlence ve hizmet sektörüne. En lüks oteller, en iyi ve hızlı servis, konfor, kalite, ıvır zıvır her şey var bizde ama yine de “El oğlu yapınca oluyor” değil, “El oğlu yapmayınca oluyor” her şey.
Adamlar her boşluğa bir bina inşa etmiyor, kaçak kat çıkmıyor, doğayı koruyor, fiyatları da abartınca işte o zaman da Çeşme değil St. Tropez oluyor dünyanın tatil cenneti…

BEŞİKTAŞ VE ST. TROPEZ PAZARI ARASINDAKİ 7 FARKI BULDUM
1- Her ikisi de cumartesi günleri kuruluyor. Beşiktaş pazarı 19.00’a kadar açık ama St. Tropez saat 13.00 dedi mi arkasında iz bile bırakmadan toparlanıyor.
2- Beşiktaş pazarı katlı otoparka, St. Tropez pazarı parkın içine açılıyor.
3- Beşiktaş pazarında satıcılar bağıra çağıra satış yapıyor. Yeri gelir “ikizlere takke”yi kendi üzerinde sergiliyor. St. Tropez pazarında insanlar neredeyse
fısıltıyla konuşuyor.
4-Beşiktaş pazarında arkadan abanır, atmaca gibi dalar, bir dirsek darbesiyle yanındakini iter ama ne yapar eder kendine yer açarsın. St. Tropez pazarında tezgahın önünde neredeyse tek sıra oluyorsun. Arkadan yanaşırsan
bir güzel azarlanıyorsun.
5-Beşiktaş pazarına giderken saçını tepeden toplar, pijamadan hallice bir eşofman giyer, en rahat ayakkabını ayağına geçirir ve boyundan asılı çanta tercih edersin. St. Tropez pazarında ise elinde binlerce dolarlık çantası, ayağında topuklu ayakkabısıyla iki dirhem bir çekirdek
kadınlar dolaşıyor.
6-Beşiktaş pazarında kadınlar çoğunlukta. Ara ara emekli amcalara rastlarsın. St. Tropez’de eşitlik var. Erkeklerin kıyafetlerindeki cafcaf göz alıyor.
7-Beşiktaş pazarında domatesin kilosu 3-5 TL. St Tropez’de 25-30 TL.

ipek durkal

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *