Sosyal medyanın aslanı

29 August 2013 Thursday, 17:49

Ünlü sanatçıların televizyon programlarından ve dizilerden aldıkları paraları duydukça takkem uçuyor arkadaşlar! 

Milyonlarca kişinin bir sene gece gündüz çalışsa dahi kazanamayacağı, belki ömrü boyunca bir arada göremeyeceği paraları bir haftada kazanıyorlar. Ve hal böyleyken bile ücretlerine zam isteyip duruyorlar. İnsanoğlunun asla yetinmediğine ve doymadığına koca bir örnek işte! Son olarak Beren Saat, Kıvanç Tatlıtuğ’un yeni dizisinden alacağı haftalığı öğrenince zam istemiş. Göbek bağları bir kesildi zahir! Beren Saat “dişi Kıvanç” olma konusunda kararlı görünüyor. İyi hoş da keşke televizyon yıldızlarının aldıkları dudak uçuklatan paralar hiç duyulmasa, itici oluyor… Bir de bu kadar çok kazanıp dizi setlerinin uzunluğundan, çok yorulduklarından falan bahsedenler yok mu; işte onlar tam dellenmelik! Ciddi anlamda ağır şartlarda çalışıp da ayın sonunu zor getiren sürüsüne bereket insan varken bari söylenmeyin!

SOSYAL MEDYANIN ASLANI

Sosyal medyadan hiç haz etmediğimi her daim söylerim. Herkesin birbirine anında ulaşma durumu; arkadaşlıkların da, aşkların da, gerçek sosyal hayatın da tadını tuzunu aldı götürdü. Hadi bunu da bir yana koyun; bir de yüzyüze kalınca asla söyleyemeyecekleri şeyleri, sosyal medyada en saygısız ve terbiyesiz cümlelerle yazan, ağzına geleni söyleyen densizler var. Ben bunlara “klavye aslanları” diyorum. İçlerindeki bütün kompleksi, hayata ve kendilerine olan nefretlerini, hırslarını; başarılı ve ünlü insanlara çevirerek kendi yetersizliklerinin acısını onlardan çıkarıyorlar. Alıp televizyon ekranına koysan tek kelimesini ağızlarından çıkaramayacakları gündem konularına dair ağır yorumlarını patır kütür yazıyorlar. Türkiye’deki sosyal medya yorumlarını inceleyen Yaşar Üniversitesi akademisyenleri “Sosyal medyada bir denetim mekanizması olması gerektiği”nin altını çiziyor. İşin suyu hali hazırda çıktı da bari bundan sonrasını kurtaracak bir çözüm bulunsa.

TAVUK YUMURTLADI MI?

Riva’ya giden yolun sağında solunda minik köyler var. Arabayla geçerken o köylerin güzelliğine, oralarda küçük hayatlar yaşayan insanların yüzlerindeki huzur ifadesine hayran kaldım. Aynı şekilde Altınoluk‘un dağ yamacındaki köyüne gittiğimde de “Burada yaşayanlar ne kadar şanslı” diye geçirdim içimden. Hiç dönmek istemedim. Hayatta en çok hayal ettiğim şeylerden biridir İstanbul’un keşmekeşinden, sosyal hayatta yüzyüze baktığım bencil, para ve güç odaklı insanlarından, dedikodusundan, stresinden, değeri bilinmeyen tüketme üzerine kurulu ilişkilerinden kaçıp bir köyde yaşamak… Kendi ektiğim sebzeleri ellerimle toplamak, meyveleri ağacından koparmak, doğanın içinde tertemiz bir havada ve büyük hırsları olmayan, hayatı basit yaşayan insanların arasında yaşamak ömrüme ömür ve neşe katardı şüphesiz! Tek derdinizin “Domatesler olgunlaştı mı? Tavuklar yumurtladı mı?” gibi şeyler olduğunu bir düşünsenize. Nilüfer’in Marmaris’te bir köyde yaşayacağını okuyunca aklıma yine düştü bunlar. Köy yaşantısının vereceği huzur ve mutluluğun yerini hiçbir şeyin tutamayacağını düşünüyorum.

Bir önceki yazımız olan Bilişim çağı ve okul tartışması başlıklı makalemizde bilginin üretimi, Bilişim çağı ve okul tartışması ve düşünenlerin düşüncesi hakkında bilgiler verilmektedir.

Yorum yazın...

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz