Sonbaharda dinlenecek 10 şarkı

Sonbaharda dinlemek için 10 şarkı

* “Farewell/Goodbye” – M83
* “California” – Mazzy Star
* “Detalhes” – Celia
* “Protection” – Massive Attack
* “Pines” – Karate
* “Can’t Make a Sound” – Elliott Smith
* “Daniel” – Devendra Banhart
* “Ocean Repeating” – Wild Nothing
* “Cloud of Our Own” – The Internet
* “Naima” – John Coltrane

 

CUMARTESİ ALBÜMÜ

“Feel Good” The Internet

Neo-soul ne demek? Soul seviyorsanız buna da kayıtsız kalmayacaksınız demek. Ya da daha güzeli soul seviyorsunuz belki ama daha bunun farkında değilsiniz demek. Bu albümde bunu anlayabilirsiniz.
Kategorilere kafayı takmaktan biraz koparsak The Internet’in Odd Future isimli hiphop hareketinin bir yan projesi olduğunu (Syd Tha Kyd ve Matt Martians), harika sesli solistler, karanlık bir arka plan ve son derece modern bir sound’la “kıyak” ortamlar yarattığını söyleyebiliriz. 10 dakikalık “Higher Times” anlatmak istediğim ortamı özetliyor, “Red Balloon” vokallerin genel halini, “Running” albümün temposunun sınırlarını…
İlk single “Dontcha”ya kanarsanız albümü kenara ayırır; aylarca, yıllarca dinlemezsiniz. Bunu yapmayın.

 

Suç ve ceza
Sevgilisini döverek öldürdüğü için sekiz yıl ceza alan, yarısını yatıp şartlı tahliyeyle çıkan Noir Desir’in solisti Bertrand Cantat’nın yeni albümü kasımda piyasaya çıkıyor. Kamuoyunu ikiye bölerek…

oir Desir’i hatırlarsınız belki. Bir zamanlar “Le Vent Nous Portera” isimli şarkılarıyla Türkiye’de de çok sevilirlerdi. Solistleri Bertrand Cantat’nın İstanbul konserinde poşuyla çıktığında aldığı coşkulu tepkiyi unutamam. Filistin’e destek vermesi, kapitalist şirketlere karşı verdiği mesajlar, dünya düzenine isyanı sevilen, popüler biri yapıyordu onu. Belki Manu Chao’nun izinden gidip Fransa’dan dünyaya açılıp klasikleşecekti…
Olmadı. Çünkü solistleri Vilnius’ta bir otel odasında sevgilisi oyuncu Marie Trintignant’ı döverek komaya soktu. Trintignant komadan çıkamadı. Cantat kadına şiddetin sembolü ilan edildi. Sekiz yıla mahkum oldu. Dördüncü yılında, 2007’de şartlı salıverildi.
Ondan sonra hayatına eskisi gibi devam edeceğini düşündü mü bilemiyorum ama bu mümkün değildi. Fransa’da kendisine karşı büyük bir tepki oluştu. Noir Desir ile tekrar provalara başladılar ama bir süre sonra grubun diğer kurucusu ve beyni Serge Teyssot-Gay bunun “uygunsuz bir durum” olduğunu söyleyip gruptan ayrıldı. Cantat yoluna tek başına devam kararı aldı.
Kendisine karşı tepkiler dinmedi ve hafiflemedi. Ne zaman toplum içine çıksa ya da bir etkinlikte yer alsa yoğun tepkiyle karşılaştı.

Siz bu olayda hangi tarafta yer alırdınız?
Yönetmen Wajdi Mouawad’ın bir projesinde yer almak için Avignon’a gittiğinde Marie Trintignant’ın babası Jean-Louis Trintignant festivali protesto ederek katılmadı. Kamuoyu arkasındaydı.
Bu arada Cantat’nın eski sevgilisi Krisztina Rady 2010’da intihar etti. Cantat hakkında yazılan bir kitapta Rady’nin Cantat’nın kendisine şiddet uyguladığını anlattığı notları yer aldı. Cantat’ya tepkiler artıyordu.
Fransa’nın en nefret edilen müzisyeni çalışmalarına devam etti. “Horizon” isimli bir albüm hazırladı. Müzisyen Pascal Humbert ile birlikte “Detroit” adı altında hazırlanan ve 17 Kasım’da çıkacak albümden ilk single “Droit Dans Le Soleil”. Videosu geçen hafta yayımlandı. “Doğrudan güneşe bakmak” anlamına geliyor. Can sıkıcı derecede güzel bir şarkı bu: “Uykusuz ruhların kavşağında / Cehennem gökyüzü kadar yakın /
Her şeyin bedeli ödenir demişlerdi / Güneşe dimdik bakmalısın şimdi.”
Cantat’nın şartlı salıverilmesinin şartlarından biri bu olayla ilgili konuşmamak, yazmamak ve şarkı yapmamaktı. Tahliye kurallarını çiğnemiş oldu mu bilemiyorum ama bir şeyler anlatmak istediği kesin.
Fransız kamuoyu ikiye bölünmüş durumda. Bir yanda şiddet suçu işlemiş, pişman olmuş, cezasını çekmiş bir adamın hayatına devam etme hakkını meşru bulanlar, diğer yanda onu bir canavar olarak görüp toplumdan soyutlanmasını ve hayatının sonuna kadar ortadan yok olmasını isteyenler. Peki siz hangi tarafta olurdunuz?

İTİRAF EDİYORUM

* D&R mağazalarında plak bulabilmek iyi hoş da, “Yello’nun plağını kim alır birader” diye düşünmüyor değilim. Plak kataloğunu gözden geçirmekte fayda olabilir.
* Daft Punk’ın “Random Access Memories” albümünün plağının Amazon tarihinin en fazla satan plağı olmasına şaşırmadım.
* Efes’in yeni logosunu pek beğendim. 70’li yılların tombul şişeleri üzerinde klasikleşen logoyu anımsattı bana.
* Geçenlerde son bölümü yayımlanan ve çokça tartışılan “Breaking Bad”i daha yeni izlemeye başladığım için kendimi şanslı hissediyorum. Önümde daha dolu dolu beş sezon var. Not: Lütfen spoiler yapmayınız.

 

MEHMET TEZ

Bir önceki yazımız olan Altın Portakal film festivali 50 yaşında başlıklı makalemizde 50. altın portakal film festivali, altın portakal ve Antalya hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *