Sinan Çağı kitabı neyi anlatıyor?

Mimar Sinan’la ilgili kitabı Türkçeye çevrilen Prof. Dr. Gülru Necipoğlu: “Sinan sayesinde o dönemdeki Osmanlı toplumunu daha iyi anladığımı düşünüyorum. Daha doğrusu zaman içinde evrilen Osmanlı kimliklerini anladığımı sanıyorum”

Harvard Üniversitesi Sanat ve Mimarlık Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gülru Necipoğlu’nun, Mimar Sinan ve eserlerini anlattığı “Sinan Çağı: Osmanlı İmparatorluğu’nda Mimari Kültür” kitabı İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları’ndan çıktı. Necipoğlu ile kitabını konuştuk.

1993 yılından beri bu kitap üzerinde çalışıyorsunuz. Böyle bir kitabı hazırlamaya sizi yönlendiren ne oldu?

İtalyan Electa Yayınevi’nden “Mimar Sinan hakkında bir kitap yazar mısın?” dediler. Düşününce teklif cazip geldi. Şimdiye kadar çok fazla ele alınmamış noktalarına değinerek bir kitap yazarım dedim. Sonra bu yayınevinin daha çok görselliğe önem verdiğini öğrenince uygun olmayacağını düşündüm ve Londra’da Reaction Books ile anlaşma yaptık. Yani kendi başıma bir Sinan kitabı yazacağım diye işe girişmedim.

Önsözde yapıtlarını gezdiğinizden bahsediyorsunuz. Nereleri gezdiniz?

Hepsini gezdim. Bu kitap daha çok camilere ve cami külliyelerine odaklandığı için aşağı yukarı 70 küsur yapı var ve bunların birçoğu İstanbul’da. Bir de Balkanlar’dan Mekke-Medine hac yoluna bağlanan cadde üzerinde yapılmış külliyeler var. Hepsine teker teker gittim. Kullanılmış olan dini yazıtların, Kuran’dan alıntıların hepsini not ettim. Çok ilginç bir sonuç çıktı buradan. Bursa ve Edirne’deki erken Osmanlı yapılarında, Sinan camilerindeki gibi Kuran ağırlıklı yazıtlar yok. Mesela Bursa’daki Yeşil Cami’de Farsça şiirler var, Timur nasıl gelip oradaki adaleti bozmuş, sultan nasıl aşlar dağıtmış gibi mesajlar da verilebiliyor. Sinan camilerine girdiğimizde ise neredeyse hepsi Kuran alıntılı ve bunlar tekrarlanan ayetlerle surelerden oluşuyor. Bu da ilgimi çekti ve kitabımda bir şekilde yorumlamaya çalıştım.

Bunda Yavuz Sultan Selim’le birlikte halifeliğin Osmanlı’ya geçmesinin etkisi olabilir mi?

Gerçekten de öyle. Kanuni döneminde Şeyhülislam Ebu Suud yeni bir Kuran tefsiri yapıyor. Bir de o dönemde İran’daki Safevilerle savaşlar oluyor. Onlar Şii. Osmanlılarda ise o dönemde ciddi bir Sünnileşme politikası hakim. Tanrı’nın kelamı olarak en doğru metnin Kuran olduğu düşünülüyor. Buna paralel olarak, erken Osmanlı yapılarında çok daha girift yazıtlar var. Yani pek okunmaz; iki-üç kat hat üst üste bindirilmiş. Sinan yapılarında yazıların büyük boyutlu tek bir tip hatla okunur biçimde yazılmasına dikkat ediliyor.

“Eşimle medyayı hayretler içinde takip ediyoruz”

Sinan’la ilgili neleri yanlış biliyoruz?

Sinan’ın kimliğiyle ilgili çeşitli iddialar var. Devşirme mi, Türk mü, Rum mu, Ermeni mi? Hatta Balkanlar’dan devşirilmiş olduğuyla ilgili iddialarda da bulunulmuş vaktiyle. Bu daha çok milliyetçi düşüncenin ortaya çıkmaya başladığı sırada belirmiş. Sinan Osmanlı tarihinde ve İslam tarihinde otobiyografisini yazdırmış tek kişi olarak hiçbir şekilde etnik kimliğini ortaya koymamış, bu onun için önemli olmamış. Kendini gerçek bir Osmanlı olarak tanımlamayı tercih ediyor. Sinan’ın annesi, babası kim ben de merak ediyorum ama bu bilinmiyor. Farklı kökenli insanlar istedikleri etnik kimliği ona yakıştırarak onun mirasına sahip çıkmak istiyor. Sinan’ın yapıları hakkında mitolojiler var. Ama Sinan da kendi kendini kahramanlaştırıyor, mitleştiriyor. Kendi dehasını ilan ederek gelecek nesillerin onu algılayışını şekillendirmiş.

Çalışmalarınızı bitirdiğinizde Sinan hakkındaki fikirlerinizde ne gibi bir değişme oldu?

Sinan sayesinde o dönemdeki Osmanlı toplumunu daha iyi anladığımı düşünüyorum. Aslında Sinan çağındaki Osmanlı kimliğini, daha doğrusu zaman içinde evrilen Osmanlı kimliklerini anladığımı sanıyorum. Sinan bile kendi dönemi içinde değişiyor. Döneminin bağlamlarına göre Sinan’ı ve çağını anlamaya çalıştım ama günümüzde Sinan daha çok mitolojik boyutlarda algılanmak isteniyor. Biraz sanal bir dünyada yaşıyoruz galiba. Tarih de masal gibi anlatılıyor. Televizyondaki “Muhteşem Yüzyıl” dizisinden tutun bütün toplum bu tarih anlatılarına odaklandı. Kitabım İngilizce olarak 2005’te yayımlandığında böyle bir ortam yoktu. Türkçesi bambaşka bir bağlama oturuyor ve yepyeni bir güncellik kazanıyor.

Araştırmalarınız sırasında diziyi incelediniz mi?

Tabii… Bütün öğrencilerim Amerika’da Youtube’dan takip ediyorlar; çünkü bizim için ilginç. Eşim Cemal Kafadar’la biz medyayı çok yakından takip ediyoruz. Hayretler içinde kalıyoruz. Aslında çok belge var. Bu dönemde giyilen kıyafetlerin tamamen nasıl olduğuna dair Süleymannameler var; ama hiç bunlara dikkat edilmeden insanlar hayallerine göre müthiş kostümler tasarlıyorlar. Türbanlar her renkten ve desenden. Hâlbuki Osmanlıların herhangi bir minyatürüne baktığınızda beyaz bir sarıktan başka bir şey giymediklerini görüyoruz. Mitoloji devam ediyor.

 

“Camiler ucuzluyor”

O dönemin mimarisini yakından incelemiş biri olarak, son dönemdeki cami projeleri hakkında neler söylemek istersiniz?
Projeler, Ataşehir ve bilhassa yapılacak olan Çamlıca projesiyle daha çok boyutsal bir yarışmaya endekslendi. “Kaç tane minare koyabiliriz, Sinan’ınkini aşan 34 metrelik bir kubbe ve bu 34 İstanbul plakasını tekabül eder” gibisinden garip yarışlar yapıldığını görüyoruz.
“Sinan’ın ve öğrencilerinin eserlerinden öğeler alıntılayıp daha gösterişlisini yaptık” deniyor.
Oysa bu yeni camiler modern teknolojilerle ve alelade betonla yapılan, şiirsellikten yoksun ibadethaneler. Sinan’ın kullandığı değerli ve işlemesi zor taş veya mermer gibi malzemeler kullanılmıyor. Dolayısıyla camiler ucuzluyor. Bu kadar çok cami
yapılıp hepsinin aynı şemaları tekrarlamasıyla aslında sanat eserlerimiz de bir şekilde enflasyona uğruyor. Görenler hangisi gerçek hangisi kopya onu da anlayamıyor.

“Süleyman için kendini feda ediyor”

Sinan’ın Sultan Süleyman’la ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Çok özel bir ilişki. Otobiyografik metinlerde Mimar Sinan’la Sultan Süleyman başrolde. Bu metinlerde Sinan’ın Süleyman’la ilişkisi bir çeşit aşk ilişkisi olarak kurgulanıyor. Sinan, Süleyman’a olan aşkından yani aşırı bağlılığından sanki onun için kendini feda ediyor. O yüzden bu ilişki heykeltıraş-mimar Ferhat ve Şirin’in aşk hikayesine benzetiliyor. Ferhat nasıl Şirin için bir
dağ kazdıysa Sinan da Sultan Süleyman için Süleymaniye’yi adeta bir dağ gibi İstanbul silüetine yerleştiriyor. Bu tür incelikli şiirsel imgeler kullanılıyor.
Padişahla başmimarının ilişkisi inişli çıkışlı. Süleyman bazen onu azarlıyor, hatta Süleymaniye’yi vaktinde tamamlaması için tehdit bile ediyor. Sinan bu durumlarda Sultan Süleyman’ı kötülemektense onun etrafındaki gammazları suçluyor. “Beni kıskandıkları için padişaha aklımı yitirdiğimi söylediler, kubbeyi tamamlamaya kadir olmadığımı iddia ettiler” gibi dedikodulara yer veriyor otobiyografik metinlerde. Ama sonunda tamamen adil bir sultan olduğu için, Sinan da bu iddiaların haksızlığını ortaya koyduğunda onu çok ödüllendiriyor ve caminin açılma merasiminde de anahtarı ona verdiriyor. Sinan hiçbir zaman Kanuni’ye toz kondurmuyor.

 

Bir önceki yazımız olan Türkiye’yi Çin’in sistemi koruyacak başlıklı makalemizde başbakan erdoğan, CPMIEC ve FD-2000 hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *