SETA’dan çarpıcı AKP ve Erdoğan değerlendirmesi

2005’te kurulan ve AKP hükümetine yakınlığıyla bilinen düşünce üretme kuruluşu SETA’nın (Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı) dün yayınlanan Gezi olaylarıyla ilgili raporunda, çarpıcı bir değerlendirme var. “Kurgu ile gerçeklik arasında Gezi eylemleri” başlıklı raporun sonuç bölümünde aynen şu cümle yer alıyor:
“Gezi eylemlerinin arkasındaki en belirleyici yaygın dinamiğin, yeni Türkiye’nin dindar-muhafazakâr kesimlerin arzusu doğrultusunda AK Parti eliyle ve Erdoğan önderliğinde inşa edilmesine yönelik bir itiraz olduğu söylenebilir.”
Peki Başbakan Erdoğan önderliğinde ve dindar-muhafazakâr kesimlerin arzusu doğrultusunda inşa edilmesine çalışılan yeni Türkiye’nin, 10 yıl sonra dünyanın ilk 10 ekonomisi arasında yer alması mümkün müdür?

G-20’de bilimsel yaratı
Erdoğan’ın 2011 seçimleri öncesinde koyduğu, 2023 yılında Türkiye’yi dünyanın 10. büyük ekonomisi yapma hedefi, 2 yıldır ekonomiyle ilgili katıldığım her toplantıda gündeme geliyor.
Şimdiye kadar bu hedefi ulaşılabilir bulana rastlamadım.
Hürriyet yazarı İsmet Berkan pazar günkü yazısında, 2 hafta önce toplanan G-20 zirvesi için Reuters-Thompson’un yaptığı araştırmadan söz ediyor. G-20 ülkelerini bilimsel yaratıları açısından karşılaştıran raporda Türkiye gerek bilimsel araştırma sayısı, gerekse her 1000 çalışana düşen Ar-Ge personeli açısından maalesef en gerilerde yer alıyor.
Zaten Ali Babacan’dan Binali Yıldırım’a, Nihat Ergün’den Zafer Çağlayan’a ekonomiyle ilgili tüm bakanlarımız, Ar-Ge harcamalarının son 3-4 yıllık yoğun çabalar sonucu % 0.7’den % 0.9’a çıktığını belirtiyorlar -ki bu oranlar bile 2023 için konulan % 3’lük Ar-Ge hedefine ulaşılmasının pek mümkün olmadığını gösteriyor.

57 Müslüman ülke…
Bu 2 araştırmayı okurken 10 yıl önce gündeme getirdiğim “Neden kalkınmış tek Müslüman ülke yok?” sorusu geldi aklıma. O tarihte gerek okurlarımızla gerekse konunun uzmanlarıyla bu sorunun etrafında günlerce tartışmıştık. O yazıları önüme koydum ve acaba 2003’ten bugüne ne değişti diye IMF’in ve İslam İşbirliği Teşkilatı’nın (İİT) son verilerine baktım. 2012 sonu itibarıyla nominal GSYH rakamlarını esas aldığımda gördüm ki müslüman dünyada son 10 yılda pek bir değişiklik yok.
İİT’ye üye 57 müslüman ülkenin toplam GSYH’sı 5.7 trilyon dolar; yani 71.7 trilyon dolarlık toplam dünya GSYH’sının sadece % 8’i. Oysa müslüman ülkelerde yaşayan 1.4 milyar kişi, 7 milyarlık dünya nüfusunun % 20’si.

Türkiye’nin ayrıcalığı
Bu rakamlar, bizim müslüman ülkeler içinde ne denli ayrıcalıklı bir konumda olduğumuzu da ortaya koyuyor. 76 milyonluk nüfusumuzla müslüman dünyanın % 1.1’ini bile oluşturmazken, 795 milyar dolarlık GSYH’mızla, Müslüman ülkelerin toplam GSYH’sındaki payımız % 14. Dahası 10.6 bin dolarlık kişi başı GSYH ile AKP iktidarında önemli bir mesafe kaydettiğimize de kuşku yok. Ancak bundan sonrası çok kritik: 90 yıl önce yüzünü Batı’ya ve bilime dönmüş bir Türkiye SETA’nın da vurguladığı gibi dindar-muhafazakâr kesimlerin arzusu doğrultusunda yeniden inşa edilecekse 2023 hedeflerini telaffuz etmek bile abesle iştigal.
Bu konuya yeniden döneceğim.

Bir önceki yazımız olan Birkaç yıldır Bodrum’a gidemiyoruz başlıklı makalemizde Akyarlar, bodrum ve Erdal Dumanlı hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *