Roxane Ayral Graffiti Sokak Sanatı’nı anlattı

Pera Müzesi’nin duvarlarını 5 Ekim’e kadar Türkiye ve yurt dışından sokak sanatçılarının eserleri süsleyecek. Serginin küratörü Roxane Ayral: “Üstleri bir gün boyanacak ama altında eserler kalacak”

Çocukken sokakta resimli, yazılı ya da boyalı bir duvara rastlar, “Ben de boyasam ya” der, önce kareli defter sayfalarında gördüğünüz yazıları taklit eder, sonra desen çizersiniz. Cesareti toplayınca sokağa çıkar, mahalleden üç-beş kişiyle tanışır, elinize boya alır, başlarsınız boyamaya… Mesele, o duvarların birinde iz bırakmak ya da sadece boyamaktır.
Evrensel olarak da grafitinin ya da sokak sanatının başlangıç hikayesi üç aşağı beş yukarı buna benziyor. Şimdi işte o sokak sanatı çocuklarına ilham olacak bir sergi süslüyor Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi’nin duvarlarını. 5 Ekim’e dek sürecek  “Duvarların Dili: Graffiti / Sokak Sanatı” sergisinin küratörlüğünü, sokak sanatı üzerine çalışmalarıyla tanınan Roxane Ayral üstleniyor. Sergide Futura, Tilt, Mare 139, Cope 2 gibi grafitinin dünyaca ünlü isimlerini görünce zaten insan seviniyor. Ama Türkiye seçkisi de bir o kadar güçlü; Tabone, Funk, Turbo ve No MoreLies gibi isimlerin işleri yer alıyor. Dahası; sergide Martha Cooper, Henry Chalfant ve Hugh Holland gibi fotoğrafçıların ölümsüz karelerine de yer verilmesi. Roxane Ayral’a grafitiyi ve sokak sanatını sorduk.

Bu sergide çok güçlü isimler var. Seçkiyi nasıl yaptınız?
Sanatçıları seçmek hayatımda yaptığım en zor işti. Sokak sanatı ve grafiti hemen herkesin çok iyi olduğunu düşündüğüm bir alan. Aslında yapılacak seçki bir müzeye sığamaz. O yüzden seçkiye biraz kişisellik kattım. Hem teknik hem de kültürel farklılıkları bir araya getirmek istedim.

Sokak sanatına dair bir serginin bir müzede yer alması sizin için ne ifade ediyor?
Bu eserler Pera Müzesi’nin duvarlarına yapıldı ve üstleri bir gün boyanacak ama altında eserler kalacak. Yani müze durdukça bu eserler müzenin bir parçası olacak. Bu beni çok etkiliyor.

Nedir sokak sanatını kamusal alanda hatta günümüz sanatının içinde de ayrı bir yere koyan şey sizce?
Farkı özgürlüğü. Kimseden izin almadan üretilen bir iş. Bu sanatçının kendi özgürlüğünü gösterir. Bunca saat ve emek harcanan bir işi oracıkta bırakmak da yaptığınız bir esere özgürlük tanımak demektir. Yani sokakta sanat üretmek, “Bana özgürlük tanıyın ama ben de yaptığım işe özgürlük tanıyorum” demektir.

70’lerdeki grafitiyle günümüzdeki arasında nasıl bir fark var?
70’lerde Amerika’da hiphop yapan insanlar kendi aralarında kavga ederken, “Gelin kavga etmeyelim, ismimizi yazarak, sanatımızla iletişim kuralım” denmiş, ismini en çok yere en büyük yazma yarışı başlamış. Böyle çıkmış bir sanat bu. Bence çok etkileyici. Bir kültürün parçası grafiti orada. O gün Amerika’da bir var olma çabası mevcutmuş, bugün dünyanın pek çok farklı yerinde de bir mesaj verme çabası var; insanlar bu yolla seslerini duyurmak istiyor.

“Sokakta yapılanı müzede görmek süper bir duygu”

eserleRinİN müzede yer almasının farkını Türkiye’de sokakları boyayan iki sokak sanatçısına soruyoruz. Onlardan biri olan Funk “Sokakta yapılan bir şeyin müze, galeri gibi kurumlara girdiğini görmek süper bir duygu. Ayrıca ikinci mutlu olduğum konu da dünyada bu işi ilk yapan insanlarla bir müzede buluşmamız, birlikte boyamamız” diyor. Tabone ise “Grafiti müzeye girdi diye negatif konuşmalar çok oluyor. Ama bence bunları söyleyen insanların, grafiti yapsa bile, ne yaptığını bilmemesinden kaynaklanıyor. Çünkü grafiti başladığı günden itibaren sergileri, filmleri, belgeselleri, kitapları yapıldı. Reklam panolarında, her yerde olan bir şey neden müzede olmasın ki?” diyor.
Funk’a göre İstanbul New York’un eski hali gibi: “Dünyanın pek çok yerine göre daha zor şartlarda grafiti yaptığımıza inanıyorum. Ama artık sergiler oluyor, boya firmaları grafiti dükkanları açıyor… Burayı New York’ta grafitinin ilk zamanlarına benzetiyorum.” Tabone “Türkiye’de zor, ülkenin geçmişinden dolayı duvarlara yazı yazılması hâlâ akıllara olumsuz şeyler getiriyor. İnsanlar alışmadığı şeyi kabul etmekte zorlanıyor” diye anlatıyor.

Grafiti ve sokak sanatı nereden çıktı?

60’lı ve 70’li yıllarda “yazılama” yani sokağa adını yazma diğer deyişle grafiti tüm Amerika’da hiphop kültürünün bir parçası olarak gelişti.

Avrupa’da da aynı yıllarda sokak sanatı gelişti. Stencil yani şablonla yapılan resimlerin en önemli isimleri İngiltere ve Fransa’dan çıktı.

80’lerde tüm dünyada sokak sanatı ve grafiti iyice yaygınlaştı.

Türkiye’de grafiti ve sokak sanatı 80’lerde hiphop kültürünün yayılmasıyla başladı.

Günümüzde dünyanın her yerinde dikkat çekici bir sanat dalı olarak kabul edilen grafiti ve sokak sanatı hakkında çok sayıda belgesel, sergi ve kitap yapılıyor.

Martha Cooper: “Bir yeraltı kültürünün dünyaya yayılması çok etkileyici”

Pera Müzesi’ndeki sergiye fotoğraflarıyla katılan iki özel isim var. 1970’lerden bu yana bu kültürü fotoğraflayan Martha Cooper ve sokaktaki eserleri fotoğraflayarak arşivini tutan Henry Chalfant. Sergi vesilesiyle İstanbul’a gelen Cooper “Sınırlı sayıda insanın parçası olabildiği bir yeraltı kültürünün dünyaya yayıldığını görmek çok etkileyici. Buna şahit olabildiğim için kendimi şanslı hissediyorum” diyor. Chalfant ise sokak sanatının felsefesine hayran: “Duvara adını yazmak gibi küçük bir düşünceden yola çıkarak aslında çok büyük bir düşünceye taşıyor bizi sokak sanatı. Bu çok önemli bir şey.”

 

Fisun Yalçınkaya

Bir önceki yazımız olan Filiz Akın'ın hayatını anlatan kitap: Başrolde Filiz Akın başlıklı makalemizde Başrolde filiz akın, Filiz Akın ve Filiz Akın'ın hayatını anlatan kitap hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *