Roboski ve Uludere’de ne olmuştu?

Soruyorum: Uludere’de yaşananlar konusunda Askeri Savcılık’ın zihnimize kazıdığı “kaçınılmaz hata” ifadesinin, CHP’li Onur Öymen’in “yan hasar” benzetmesinden ne farkı var?

Roboski… Devletin “Türkçeleştirdiği” adıyla Uludere… 28 Aralık 2011’de Türk Hava Kuvvetleri’ne bağlı savaş uçakları, sınırdan geçen grubu “terörist” zannederek bombaladı. 34 kişi öldü. Kısa sürede anlaşıldı ki öldürülenler kaçakçılıkla geçinen köylülerdi. Daha da acısı, aralarında çocuklar vardı.
Kara haber medyada saatlerce yer almadı. Sessizliği delen, Twitter’a, Facebook’a akan fotoğraflar, tanık ifadeleri, isyan çığlığı oldu. Ölenlerin yakınları, vicdan sahibi herkes isyandaydı!
Meclis’te komisyon kuruldu. Komisyonun BDP ve CHP’li üyelerinin itirazlarına rağmen AK Partili üyelerin oylarıyla olayda kasıt olmadığı yönünde rapor tutuldu. Ölenlerin yakınlarının, “Unutursak kalbimiz kurusun!” haykırışına rağmen sanki dosya kapatılmak isteniyordu.

Öymen’e kızanlar TSK’ya ne diyor?
Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı 2013 yılında görevsizlik kararı verip topu Genelkurmay Askeri Savcılığı’na attı. Her fırsatta Roboski’yi hatırlatan BDP, insanlığa karşı suçlar ile savaş suçlarını soruşturan Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne başvurdu. Türkiye mahkemeyi tanıyan ülkeler arasında olmadığı için dava başvurusu reddedildi.
“Sorumlular yargılansın!” diyenler, geçtiğimiz hafta Askeri Savcılık’ın verdiği kararla bir kez daha sarsıldı. Çünkü Savcılık, TSK personelinin görev gereklerini yerine getirirken “kaçınılmaz hataya düştüğünü” dolayısıyla eylemleri hakkında kamu davası açılmasını gerektiren sebep bulunmadığını belirterek “takipsizlik” dedi.
Karardaki, Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel’in vur emrini evinden verdiği ayrıntısı, iki yıldır ağlayan anaların yüreğini daha da dağladı.
Şimdi soruyorum, Askeri Savcılık’ın zihnimize kazıdığı “kaçınılmaz hata” ifadesinin, CHP’li Onur Öymen’in “yan hasar” benzetmesinden ne farkı var?
2009’un kasım ayıydı. CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen, demokratik açılımın Meclis’teki görüşmelerinde yaptığı konuşmasında Dersim isyanı ile ilgili sarf ettiği sözleri nedeniyle Alevilerin tepkisini çekmişti. Fotoğrafına Hitler bıyığı takarak kendisini protesto edenlere kızgındı. Sorularıma telefonda verdiği yanıtla tepkileri krize dönüştürmüştü.
Dersim’de, 1937-38 yıllarında isyanla başlayan olaylarda 90 binden fazla insanın öldürülmesini şu sözlerle açıklamıştı Öymen: “Bütün silahlı ayaklanmalarda çok sayıda masum insan öldürülmüştür… Bakın, ben NATO’da büyükelçilik yaptım. Operasyonlarda ‘yan hasar’ dediğimiz bir durum vardır. Bunun olmaması arzu edilir…”
CHP’de yer yerinden oynadı, bölge teşkilatlarında istifalar oldu, Alevi dernekleri eylemler yaptı. Öymen “Yanlış anlaşıldım” dese de adeta “istenmeyen adam” ilan edildi. Elimizi vicdanımıza koyalım ve söyleyelim, ne farkı var “kaçınılmaz hata”nın “yan hasar”dan?

MİT’in de dizisi oldu

“Kurtlar Vadisi” gibi siyasi gündemi yakından takip eden dizilerin reytingi düşmüyor. Bunlara bir yenisi eklenecek. “Kurtlar Vadisi”nin ilk 55 bölümünün yapımcılığını ve yönetmenliğini üstlenen Osman Sınav’ın TRT1’e çektiği “Kızıl Elma” fragmanlarıyla bile tartışma
yarattı. Alevi dernekleri tepki gösterdi, dava açıldı. Çünkü fragmanda başrol oyuncusu Aleviler için kutsal simge
sayılan Zülfikar üzerine Pir Sultan Abdal’ın şiiri eşliğinde yemin ediyor.
Böyle bir siyasi gündemde MİT’i anlatan bir dizi çekmek, hem de TRT’ye! Merakla bekliyoruz…

Başrol oyuncusu aranıyor!

Yoğun siyasi gündem, haberlerin izlenirliğini artırdı. Ancak diziler televizyon yayıncılığında birinciliği kimseye kaptırmıyor. O kadar çok dizi var ki yapımcılar başrol oyuncusu bulmakta zorlanıyorlar ve anlaşması yapılan çok sayıda dizi, çekime başlamak için oyuncuların boşa çıkmasını bekliyor… Dizi çılgınlığında şüphesiz yeni reyting ölçümünün de payı var. Denekler değişti. Eskiden
AB grubu belirleyiciydi artık düşük gelir grupları reytinglere damga vuruyor.
Televizyon yayıncılığının tecrübeli ismi ATV Genel Müdürü Adem Gürses, reyting sistemi değiştiğinde yaptığımız sohbette, “Yapımcılar pahalı dizilerin yerine daha ucuz işlere yönelecekler. Örneğin yarışmalara, reality şovlara…” demişti… Doğru, yarışmalar arttı çünkü dizilerden daha ucuza geliyor ve çok izleniyor.

Ajan gazeteciler

1’inci grup: Her dönem vardırlar. Çoğunu biliriz. Ben biriyle çalışmıştım mesela. Gündemi bile takip etmezdi. Gazeteci değildi, doğuştan yöneticiydi! Bu kişi medyada hâlâ önemli bir koltuğu işgal ediyor ne yazık ki! Bu tipler vaka-ı adiyeden sayılır bizim meslekte. İşsiz kalmazlar, sinsidirler, sinir bozarlar ama onlardan kurtulamayacağınızı bilirsiniz çünkü görev gereği oradadırlar.
2’nci grup: En acınası olanlardır. Kimi ideolojik kaygıyla kullandırır kendini kimi birtakım beklentilerle. Arsızdırlar. Fotokopi bir haber metniyle karşınıza dikilir, bunu biz de yapalım derler. Kim verdi bunu diye sormanıza gerek yoktur. Ertesi gün beş gazetede o haberi aynı manşetle gördüğünüzde anlarsınız kime hizmet ettiğini. Bu yüzden “özel haber”lerinin, mesleki açıdan hükmü de yoktur saygınlıkları da!
3’üncü grup: Karabataklardır. Kritik zamanlarda ortaya çıkar, toplum mühendisliği yaparlar. Bana göre en tehlikelisi bunlardır. Emniyet İstihbarat’a, Jandarma’ya
ya da MİT’e çalışırlar. Paranoyaktırlar. Paranoyalarını size de bulaştırmaya çalışırlar. Kısa sayılabilecek yöneticilik tecrübemde bunlarla da çalışmak zorunda kaldım maalesef ve başıma çok enteresan bir olay geldi. Anlatayım…
Haber merkezinin
sekreteri MİT’ten arandığımı söylediğinde şaşırmıştım. Çünkü meslek hayatım boyunca MİT’in gazeteciler için kurduğu “şeffaf” basın birimini haber amaçlı bir ya da iki kez aramak dışında bu kurumla hiç temasım olmamıştı. Telefondaki ses beni Yenimahalle’deki meşhur binaya davet ediyordu.
“Oraya gelmem, sizi buraya gelin” dedim. Güldü…
Dışarıda bir restoranda buluştuk. Görüşmeye giderken kurumumu ne olur ne olmaz diye bilgilendirmiştim. Kimi kime haber verdiğimi bilmediğimi sonradan anladım!
MİT görevlisi yanında genç bir ajanla gelmişti. Tecrübeli meslektaşlarımdan öğrendiğime göre o genç ajan, görüşmenin tanığı olarak oradaymış. Usulen yani…
Zaten hiç konuşmadı.

“Çok sayıda meslektaşınızla temas halindeyiz”
Konuşma kurumumuzda çalışan, Emniyet’in elemanı olduğundan şüphelendiğim kişiye geldi nasılsa! Yakın zamanda MİT’le ilgili olumsuz bir haber yapmıştı. “Neden tekzip yayımlamıyorsunuz?” dedim. Güldü… Yekten söze girdim. “Benden size yar olmaz. Beni biliyorsunuzdur. Ne size haber kaynağı olurum ne de sizden haber isterim. Neden görüştüğümüzü de anlamadım!” Yine güldü.
“Siz çok James Bond filmi izlemişsiniz Özlem Hanım. Biz devletin saygın bir kurumuyuz ve çok sayıda meslektaşınızla temas halindeyiz. Özellikle de sizin gibi yönetici olanlarla” dediğinde gitmek için hazırlanmaya başlamıştım. “Devletin çıkarlarını savunmak benim görevim değil. Benim işim, kimin aleyhine ya da lehine olduğuna bakmaksızın halkın haber alma hakkını savunmak, yani gazetecilik yapmaktır.” Ayrıldık.
Bir daha beni ne arayan oldu ne soran. Bilmem çalıştığım kurumdan kısa süre sonra ayrılmak zorunda kaldığımı belirtmeme gerek var mı!
Bütün bunları şunun için anlatıyorum. Bir haber okurken o haberi kimin yazdığına, haberin nerede yayımlandığına lütfen bakın! Çünkü böyle dönemlerde haber sadece haber değildir!

Özlem AKARSU ÇELİK

Bir önceki yazımız olan Bünyamin Aygün Suriye'de neler yaşadı? başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *