Özge Özpirinçci ve Buğra Gülsoy Aşk Yeniden’i anlattı

Özge Özpirinçci ve Buğra Gülsoy “Aşk Yeniden”de aşktan ağzı yanmış ikiliyi canlandırıyor. Özpirinçci: “İnsan önce karşısındakinin gülüşüne tutuluyormuş. Sonra gözler devreye giriyormuş.” Gülsoy: “Ben hiç öyle gördüm ve âşık oldum gibi bir şey yaşamadım”

Zeynep aşkı için her şeyden vazgeçip sevdiği adamla New York’a gidiyor. Fatih ailesinin baskısından, evlenmek istemediği nişanlısından uzaklaşmak için… İkisi de hayallerini gerçekleştiriyor ama sonunda büyük hayal kırıklıklarıyla biniyorlar dönüş uçağına. Uçakta tanışıyor ve kendilerini büyük bir oyunun içinde buluyorlar. Fox TV’nin romantik komedi türündeki yeni dizisi “Aşk Yeniden”in başrol oyuncuları Özge Özpirinçci ve Buğra Gülsoy’la buluştuk. Diziden yola çıkarak aşkın hallerini konuştuk.

Aşk uğruna her şeyi, herkesi bırakıp çok uzaklara gitmek… Ne düşünürsünüz bu konuda?
Özge Özpirinçci: Ben yapabilir miydim bilmiyorum. Hele Zeynep’inki gibi bir babam olsaydı… Aşk vücudun kimyasını değiştirdiği için mantıklı düşünmeni engelliyor. O yüzden belki yapardım. Zaten “Keşke gitseydim” demek daha çok koyar insana.
Buğra Gülsoy: Çok zor bir durum hakikaten. Hiç başıma böyle bir şey gelmedi. Gelirse ne yapacağım tamamen o anki psikolojime bağlı.

“Dizilerde bir kere sevişip hamile kalındığını görünce deliriyorum”

Zeynep hamile kalıyor ama sevgilisi bebeği istemiyor…
Özge Ö.: Başında söyleyecekti. Amerika’ya kaçmışız, âşığız, mutluyuz. Sonra “Yok ben seninle evlenemem, bebeği de aldıralım”…

 Zeynep doğurmakta ısrar ediyor. Bir adamı istemediği bir bebeğin babası yapmaya hakkı var mı?
Özge Ö.: İstemiyorsa korunacak o zaman. Birçok yöntemi var bunun. Bir kere sevişip hamile kalınıyor ya dizilerde, deliriyorum. Korunun kardeşim!

Fatih gibi anadili sizinkinden farklı olan birine âşık olabilir misiniz?
Buğra G.: Niye olmasın? Âşık olunca sen onun dilini bir anda konuşmaya başlarsın zaten.
Özge Ö.: Dilsiz birine de âşık olabilirsin hatta.

“Evlilik teklifinin bir komikliği olsun isterim”

İlk görüşte aşk peki?
Buğra G.: Ben hiç öyle gördüm ve “Aman Tanrım âşık oldum” gibi bir şey yaşamadım. Benimki hoşlanmayla başlar, sonra aşka dönüşür.
Özge Ö.: İnsan önce karşısındakinin gülüşüne tutuluyormuş. Sonra gözler, sonra da konuşma devreye giriyormuş. Bence de öyle.

Fatih sevdiği kadına bir kafede, kahve içerken evlenme teklif ediyor. Evlenme teklifi nasıl olmalı sizce?
Buğra G.: Hiç olmamalı. İlişki içinde o konuşulur zaten. Romantik biri olmadığım için bana tuhaf geliyor böyle şeyler. Çok duygusalımdır ama romantik olamıyorum. Sevdiğim insana karşı da rahat ifade edemem hislerimi. Ama karşı taraf beni tanıyorsa anlar sevgimi.
Özge Ö.: Bana öyle bir teklif pek cazip gelmiyor açıkçası. Biraz deli dolu bir tip olduğum için teklifin de bir komikliği olsun isterim. Bir manyaklığı olsun mümkünse ve “Aa” diye kalayım. Ben de romantizmi çok sevmem. Mum ışığında yemek yiyelim falan… Gidersin bir çilingir sofrasında çay bardağında rakı içersin, o daha romantiktir benim için. Buğra da ben de “bütün dünya duysun”culardan değiliz. Onu seven de var. Köprülere “Benimle evlenir misin?” falan yazıyor, kız eriyip bitiyor. Ben gülmekten yerlere yatarım.

“Ben kendimi çocuk gibi hissediyorum daha”

Canlandırdığınız karakterler bir evlilik oyunu oynuyor. Siz ne düşünürsünüz evlilikle ilgili?
Özge Ö.: Kağıt, imza, devlet işin içine girince ben korkarım. Niye devlete hayatımın sonuna kadar bu adamla beraber olacağım diye söz veriyorum ki?

Evlenmem mi diyorsunuz?
Özge Ö.: Demiyorum da… Evliliği bir gereklilik olarak görmeye karşıyım. Las Vegas’ta eğleniyorsundur, çok sarhoşsundur, “Hadi evlenelim” dersin, öyle olabilir, bilmiyorum. Yoksa o düğün organizasyonu, alışverişi, dayımla halam küs, aman aynı masaya oturtmayalım gibi şeyler beni çok gerer. Aşkı da zora sokar.

Siz bir daha evlenme fikrine nasıl bakıyorsunuz?
Buğra G.: Zamanı geldiğinde,
o hal insana geldiğinde olursa olur. Bunun bir planı yok benim için.

Zeynep gibi tek başına çocuk büyütme kararı alabilir misiniz?
Özge Ö.: Alırım gibi geliyor. Kadın hamile olduğunu öğrendiği andan itibaren kendini anneliğe hazır hissetmeye başlıyor biyolojik olarak. Bebeğinin tehlikede olduğunu hisseden anne 10 kaplan gücünde olur, kamyonu bile kaldırabilir falan ya… Öyle bir güç geliyor. Zaten belli bir yaşa kadar bütün iş annede, bebek biyolojik olarak anneye bağlı. O yüzden “bekar anne” durumu mantıklı. Tabii belli bir yaştan sonra çocuk “Babam nerede?” diyecek. Çocuğun o sorularına da doğru cevaplar verebileceksen neden olmasın? Herkes anne-baba olmalı diye bir şey de yok öte yandan. Bazı insanların kumaşı anne-baba olmaya uygun değil.

Sizinki uygun mu?
Özge Ö.: Bence Buğra’nınki uygun.
Buğra G.: Bence de benimki uygun değil. Ben kendimi çocuk gibi hissediyorum daha. O sorumluluğu alabilecek cesaretim yok şu an.

Sizin kendi kumaşınız uygun mu?
Özge Ö.: Kesin uygun.

Ne mesafedesiniz anne olmaya?
Özge Ö.: Biyolojik saat beni bir yoklamıştı, “Çocuk, çocuk” diye gözüm falan seğiriyordu bir ara. “Al Yazmalım”ı çektiğim dönemde, bebekle geçiyordu zamanım. Şimdi de “Yine bebekli dizi çekiyorum, yine yoklayacak galiba” dedim.

“Aşk hapşırık gibi, çok doğal bir şey”

Buğra G.: Hormon meselesi bu. Âşık olunca vücut çeşitli hormonlar salgılıyor. O hormonlar salgılandığı sürece yeniden, yeniden âşık oluyorsun.
Özge Ö.: Daha kaç yaşındayız, neden aşka küselim? Başımıza ne gelmişki? Aşk hapşırık gibi doğal bir şey. Hapşırığın gelince tutabilir misin?

Kimi insan aşkın o karanlık tarafını yaşamayı, acı çekmeyi sever…
Özge Ö.: Ben denedim melankolik olmayı, olmadı. “Depresyondayım, evden çıkmayacağım” dediğimin üçüncü saatinde fenalık gelmiş oluyor. Bana hiç yakışmıyor.
Buğra G.: Benim ruh halim çok değişkendir. Bir gün depresif bir gün neşeli…

“Yaşadığımız ülkenin atmosferi bu, mutluluğu sevmiyoruz”

Hangi romantik komedi fimlerini, oyuncularını beğenirsiniz?
Buğra G.: Hugh Grant.
Özge Ö.: Geçen biri “Buğra’nın oyunculuğunda Hugh Grant tadı var” dedi, var bencede.
Buğra G.: Ben Stiller’ı da severim.
Özge Ö.: Romantik komedi deyince aklıma hemen Julia Roberts ve Hugh Grant gelir.

Bizde pek romantik komedi türünde işler yapılmıyor, hep ağır aşk hikayeleri işleniyor…
Özge Ö.: Yaşadığımız ülkenin atmosferinden kaynaklanıyor bu bence. Mutluluğu çok sevmiyoruz ülkece. “Türk halkı bunu çok ‘light’ bulur” gibi bir düşünce var. O yüzden izlediğimiz şeylerde hep bir; o ona kızsın, bağırsın, kapının arkasından öbürünü dinlesin, diğeri de onun kuyusunu kazsın hali var.

Çalışmadığınız zamanlarda neler yaparsınız?
Buğra G.: Ben evcimenim. Yazın severim gece hayatını. Kışın genelde evde olurum. Ya evdeyimdir ya da dostlarımla bir kafede oturup kahve içeriz.
Özge Ö.: Buğra bu kadar çılgın olma ya… Gerçi ben de severim evde olmayı. Bazen bütün gün yayılırım, film izlerim, kitap okurum, Playstation oynarım.

Spor yapıyor musunuz?
Buğra G.: Crossfit yapıyorum.
Özge Ö.: Ben de pilates…

Buğra Bey, siz senaryo yazıyorsunuz galiba?
Buğra G.: Evet, “Pragma”dan sonra ikinci oyunumuzu yazmıştık; “Dip”. Onu sinema filmine çevirdik. İlk Türk boksörü Sabri Mahir’in hayatını anlatan bir filmin senaryosunu da bitirdim. Şimdi bir de romantik komedi yazıyorum.
Özge Ö.: Benim hiç yapamadığım bir şey.

Yönetmenlik?
Özge Ö.: Onu ileride yapmayı isterim. 40 fırın ekmek yemem lazım tabii. Teknik kısımlarla ilgilenmek hoşuma gidiyor.
Buğra G.: Özge’nin o anlamda algıları çok açık. Gecenin dördünde yorgun argın bir sahneyi çekiyoruz “Aa o far yanmıyor” diyor. Yada bir yandan repliğini söylüyor, bir yandan çocuğu tutuyor, bir yandan da “Uçak geçiyor, keselim” diyor.

“Onlar set arasında çay içip geyik yaparken ben bebeklerle takıldım”
Bebekle çalışmak nasıl?
Özge Ö.: Çok oyun veriyor bana, o tecrübesiz, sarsak anne rolünü çıkarırken çok yardımcı oluyor. Kucakta bir türlü durmadığı için… İkiz bebekle çalışıyoruz,
arada değiştiriyoruz.

Keşke sizin de ikiziniz olsa değil mi, yorulunca değiştirseler…
Özge Ö.: “Özge’nin uykusu gelmiş, ikizini getirin” deseler keşke…
“Kuzenimi düşürmüştüm”

Kolay alıştılar mı size?
Özge Ö.: Buğra’lar set aralarında çay içip geyik yaparken ben bebeklerle takıldım bana alışsınlar diye. “Al Yazmalım”dada 38 bölüm bebekle çalışmıştım, alışkındım.  Arkadaşlarımın çocuklarını da çok severim. Genel olarak çocuk çok severim hatta.
Buğra G.: Ben pek alışkın değilim. Küçükken kuzenimi kucağımdan düşürmüşlüğüm var. Ben de küçüktüm gerçi o zaman. Yavaş yavaş alışmaya başladım ama…

Siz çocuk sahibi olmaya ne mesafedesiniz?
Buğra G.: Özge bebekler hiç ağlamıyorken “Çok tatlı, ben de doğuracağım” diyor. Sonra birden ağlamaya başlıyorlar, “Ne doğuracağım ya?” falan demeye başlıyor.

 

Bir önceki yazımız olan Kayahan'ın hayat hikayesi başlıklı makalemizde kayahan, Kayahan'ın hayat hikayesi ve Kayahan'ın hayatı hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

1 Response

  1. February 25, 2015

    […] Özge Özpirinçci ve Buğra Gülsoy Aşk Yeniden’i anlattı […]

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *