Orta Doğu’da 3 ayrı kavga var – Aslı Aydıntaşbaş – 12 Ağustos 2013

12 August 2013 Monday, 08:35
Aslı Aydıntaşbaş - Milliyet

Aslı Aydıntaşbaş – Milliyet

Irak’ta, dün, sıradan bir gündü: Bayramın son günü Şii mahallelerindeki bombalamalarda 60 kişi öldü! Bir gün önce, Beyrut’ta THY pilotlarının kaçırıldığını duydunuz herhalde. Bu arada,Suriye’de 2,5 yıldır devam eden iç savaşın faturası, hayli yüklü: Siz deyin 100 bin, ben diyeyim 200 bin ölü. Arap Baharı derseniz, cevabım ‘General Sisi’ olur.
Türkiye sınırından başlayıp Kuzey Afrika’ya giden birçok yerde, sıcak çatışma ya da el Kaidetürevi grupların sürdürdüğü gerilla mücadelesi var.
Sahi, bugün Orta Doğu’daki kaosu nasıl yorumlamak lazım?
Orta Doğu aslında bir cins ‘gecikmiş ergenlik’ sendromu yaşıyor. Gerçekte bölge, tarihsel olarak yaşaması gereken iki travmayı bir türlü yaşayamamıştı:  Osmanlı’nın yıkılışı  ve Soğuk Savaş’ın bitimi. Alelacele çizilen haritalar, masa başında oluşturulan sınırlar, Soğuk Savaş dengesinde ayakta tutulan kötü diktatörler derken, Orta Doğu, derin dondurucudan yeni çıktı.  Uluslaşma sürecinden sınıf mücadelesine, totaliter faşist rejimlerin yükselişinden demokrasi mücadelesine kadar… Son 200 yıllık Avrupa tarihinin bütün tektonik hareketlerin tümü, bugün Orta Doğu’da aynı zaman dilimine sığdırılmış durumda.
Gelelim ne olduğuna… Basite indirgemek gerekirse, bugün Orta Doğu’da 3 temel fay hattı var… Bütün mesele, bu 3 gerilim hattı üzerinde cereyan ediyor.

Şii-Sünni kavgası
Birincisi, tahmin edeceğiniz gibi adı konmamış mezhep kavgası. Bazı akademisyenler, bugün bölgedeki Şii-Sünni çatışmasını  17. yüzyıl Avrupa’sındaki Katolik-Protestan savaşlarına benzetiyor ve bunda tamamen haksız değiller. Tıpkı Avrupa’da olduğu gibi, bugün de Orta Doğu’daki mezhep savaşı, birçok ülkeyi aynı anda etkiliyor. Savaşın bariz yaşandığı Suriye, Irak ve Lübnan gibi ülkelerin yanında, Türkiye, Bahreyn, Yemen ve hatta Pakistan bile mezhep geriliminden, ayrışmadan nasibini almakta.
Kuşkusuz mezhep kavgasının bir ayağında, Şii bloğunun en güçlü ismi İran var.  İran, Umman’danMısır’a, hiç gizlemeden Şii çıkarları adına hareket eden, bunu kendine varoluşsal bir misyon edinmiş bir ülke.
Peki, Sünnileri kim temsil ediyor?
Sansürsüz, patavatsız söylersek, Sünni bloğun en güçlü temsilcisi, Türkiye. Her ne kadar Ankara, ‘mezhep-körü’ bir dış politika güttüğünü söylese de, Orta Doğu’daki algı bu değil. Biraz gönüllü, biraz da kendi dışındaki küresel faktörler yüzünden Ak Parti’nin 11 yıllık dış politikası Türkiye’yi, Sünni bloğun en gür sesi yapmış durumda.
Ancak Ankara, Sünnilerin tek temsilcisi değil. Farklı biçimlerde El Kaide, Müslüman Kardeşler ve körfez rejimleri de Sünni kimliğini temsil etme gayreti içinde.

Ilımlı mücadele
Bu da bizi, Orta Doğu’daki ikinci fay hattına getiriyor: Ilımlılar ve radikaller arasındaki mücadele.  İslamcılar, Batılıların varsaydığı gibi ‘yekpare’ bir grup değil. Somali’den Kamışlı’ya kadar Orta Doğu’nun her yerinde el Kaide’ye bağlı küresel bir gerilla mücadelesi veriyor ve bunun karşısında alternatif olarak Müslüman Kardeşler ve türevleri var.  Müslüman Kardeşler, ya da İhvan hareketi, silahsız, sistem içinde, hatta sandıkta verilecek bir mücadeleyi savunuyor. Bu anlamda El Kaide’ye karşı en önemli rakip İhvan. Bu yüzden Mısır’da, Tunus’da, Ürdün’de,Libya’da, İhvan,  Selefiler ve radikal gruplarla karşı karşıya. Suriye’de de El Kaide’nin temsil ettiği Nusra Cephesi yerinde, Batı’nın ve Türkiye’nin desteğini alan Özgür Suriye Ordusu içindeler.
Ak Parti hükümeti, başta Tunus olmak üzere Orta Doğu coğrafyasının birçok yerinde İhvan hareketlerine sempatiyle bakıyor, hatta yakın irtibat halinde. Ancak, İhvan ideolojisinden beslenen gruplar arasında şu ana kadar tek başarılı örnek, Tunus’da Gannuşi’nin başı çektiği hareket.

Bireyin devlete isyanı
Orta Doğu’da etnik, mezhepsel ya da parti kimliğinin ötesinde bir fenomen daha var: Birey’in yükselişi.  Şu zamana kadar aşiret, mezhep, milliyetçilik gibi etiketlerle kendini sürekli büyük kalabalıklar içinde tasavvur etmiş Orta Doğu insanı, artık akıllı telefonuyla, Facebook hesabıyla, oy pusulasıyla, tarihinde olmadığı kadar güçlü ve benmerkezci.  Şehirde yaşıyor ve ilk kez kendi seçimini yapacak kadar özgür. Karşısında, bir sürü alternatif ideoloji ve parti var. Birey olarak farklı seçebileceği ya da üst üste yığabileceği farklı kimlikler varken, kendisine diktatörcülük oynamaya çalışan neo-otoriter yönetimlere müdanası yok!
Bireyleşme çağında, Türkiye dâhil Orta Doğu’nun her köşesinde vatandaşlar, hak talep etmeye başladı. Devletle kurulan dikey ilişki değişsin istiyorlar.  Saddam’dan kurtulduktan sonra Maliki’nin ‘hötzöt’ tavırları, Kaddafi’yi attıktan sonra yeni Libya yönetiminin tepeden inmeci uygulamalarına isyan ediyorlar.
Söylemedi demeyin: Orta Doğu’daki fay hatları arasında belki en az dikkat çeken, ancak önümüzdeki dönemde belirleyici olacak olan, bireylerin otoriteye ve otoriterleşme eğilimindeki liderlere karşı mücadelesi olacak!

Yorum yazın...

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz