Onlarla kimse başa çıkamaz

Pazar günü Emsal Atakan’ın fotoğrafından gözlerimi ayıramadım… Ağlamaktan şişmiş gözleriyle ta objektifin içine bakmış. Acılı, ama kararlı bir ifadeyle hepimize soruyor o gözler: “Adalet mi bu? İnsanlık mı bu? Benim çocuğuma neden, nasıl kıydınız?” Geçen hafta Antakya’daki gösteriler sırasında öldürülen Ahmet Atakan’ın ailesiyle, Hürriyet Pazar için İpek Yezdani konuşmuş. Bu meslekte saha deneyimi olan, “Ne söylersem hepsini yazacak mısın?” sorusunu iyi bilir! Devletin elinde can veren evlatlarının acısıyla, basın sansürünün bilinciyle yüzünüze kusarlar o haklı öfkeyi. Emsal Hanım da aynı soruyu sormuş, sonra içindekileri dökmüş: “Ben oğlumun ölüm nedenini bilmezken, polis oğlumun düşerek öldüğünü ispat etmek için görüntüler servis etti. Çıldırdım!” Oğlunun ölüm haberini aldığında bile polis, Emsal Hanım’a biber gazı atmış. Roboski ve Cumartesi Anneleri Bu korkunç muameleye, Gezi protestoları sırasında evladını kaybeden, evladı ölüm döşeğinde olan her aile maruz kaldı. Bir can daha gittikçe, Ali İsmail’den Medeni’ye, hepsinin ailesi birbirlerine sarılıp acılarını dindirmeye çalışıyor. Onlar bu ülkenin yeni Roboski’leri, yeni Cumartesi Anneleri… Nasıl ki Cumartesi Anneleri 18 yıldır sabırla, inatla, ısrarla toplanıp “failleri bulun” diye haykırıyor… Nasıl ki Berfo Ana ölene kadar evladını katledenlerden hesap sormak için mücadele etti… Nasıl ki Roboskili aileler çocuklarının ölümlerinin üzerinden geçen her günü sayıyor, adalet istiyor… Gezi aileleri de bunu yapıyor. Hiçbir kuvvet onların beraber çıkacakları bu uzun, acılı, muhtemelen hayal kırıklıklarıyla dolu yolu kesemeyecek, yavaşlatamayacak. Emin olun, bu ölümleri ötekileştiren, küçümseyen, küfredenler de bir gün nasıl nedamet getireceklerini şaşıracak. Cumartesi Anneleri’nde öyle oldu, Roboski’de de… Adalet hâlâ yerini bulmadı ama herkes vazgeçse, onlar vazgeçmeyecek. Şiddet kıskacı Keşke Gezi direnişi, sadece ağaç, park, kamusal alan, özgürlük çerçevesinde kalabilseydi… Ölümler ve şiddet çoğaldıkça, insanlar hak aramak, sorumluları bulmak saikiyle sokağa çıkmaya başladı. Kim onlara “Sokağa çıkmayın” deme hakkına sahip olabilir ki? Yaşam mücadelesi için başlayan direniş, şimdi ölüm üzerinden sinsice kurgulanan şiddet politikalarının kıskacında. Ama unutmayalım: Hiç kimse annelerin evlat acısıyla başa çıkamaz, yarışmaya hiç kalkamaz. Hiç kimse acılı aileleri karşısına alarak kazanamaz. Hiçbir söz, hiçbir geçiştirme, hiçbir yöntem onları kandıramaz.

KADIKÖY’DE BİR SERDAR…

Kadıköy’deki gazdan etkilendiği için zayıf kalbi iflas eden Serdar Kadakal’ın ön otopsi raporu verilmedi. Emniyet ise “Kadıköy’de gaz kullanmadık” diyebiliyor!
İnsanların yaralandığı, evlerinde çocuk yaşlı demeden nefes alamadığı ve ambulansların yollara giremediği bir ortamda… İstanbul Valisi, Süreyya Operası’nın revire çevrilmesine “oh oh” çekebiliyor ya, artık söylenecek söz kalmadı!
12 Eylül benzetmeleri yapılıyor ya, benzeyen tek yanı var: Devletin zulmü.

DİNK İÇİN ÇAĞLAYAN’A

Hrant Dink cinayeti davası, yarın İstanbul 14’üncü Ağır Ceza’da (Çağlayan Adliyesi) saat 10:00’da yeniden görülecek.
Dink ailesinin avukatı Fethiye Çetin yeni kitabında cinayetin örgüt bağlantısıyla ilgili yeni belgelere yer verdi.
Çetin, Dink davasının başlangıç noktasından da geriye düştüğünü ısrarla söylüyor. Cinayetin failleri deşifre edilmeden hiç kimseye rahat yok.

Bir önceki yazımız olan AKP darbeye ‘3 Temmuz’ diyebilir mi? başlıklı makalemizde Ak Parti, akp ve Anti-Erdoğanizm hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *