Olimpik Çelebi

03 September 2013 Tuesday, 23:21

İstanbul 2020 Adaylık Komitesi Başkanı Hasan Arat, Buenos Aires’te Cumartesi günü yapılacak oylama için aylarca dünyayı dolaştı, tanıtım yaptı. Soruları, eleştirileri yanıtladı. Üç öğün yemeği, üç ayrı ülkede yeyip, evine sadece valiz değiştirmek için uğradı, yine yollara düştü. İspanyollar ve Japonlar, IOC’den “uyarı” alırken, Türkiye, “temiz” ve “açık” bir yol izledi. Hasan Arat, centilmenliği, güleryüzü ve sempatik kişiliğiyle “Olimpik Çelebi” unvanını hak etti.

Hasan Arat da günümüzün “seyyah olup şu alemi gezen”lerinden… İstanbul 2020 için kıtalararası yolculuklar yaptı aylarca… Spor adamları, IOC üyeleri, organizatörler, sporcular ve medya ile görüştü. İstanbul’u tanıtıp desteklerini, oylarını istedi. Kısa öyküsünü özetlediğimiz Olimpik Çelebi, hayatının en mutlu, en gururlu, en heyecanlı macerasını yaşıyor bugünlerde. Maceranın ilk bölümü Cumartesi günü Arjantin’de bitecek. Olimpiyat ideali, hepimizin rüyası umut ya da hayal kırıklıklarıyla devam edecek.
Evet beklenen gün geldi. 7 Ocak’ta başlayan 2020 Olimpiyat koşusu, 7 Eylül’de nihayete eriyor. 5. kez aday olduğumuz organizasyon için bu defa hem şanslıyız, hem de umutluyuz. Her şeye rağmen bunun bir yarış olduğunu ve ciddi rakiplerimizin iddiasını da unutmamak gerek. Elimizden gelenin en iyisiyle finaldeyiz. Bu bile gurur ile anlatılacak bir spor hadisesi. Ortaköy’de Hasan Arat’tan “Bridge Together” hikayesini dinledik…

Attila Gökçe: Hayırlı olsun, umarız bittiğinde kutlama röportajını yapmak da nasip olur. İlk olarak, seyahatlerinizden başlayalım. Kaç seyahat yaptınız? Kaç kişi ile görüştünüz?
Hasan Arat: Toplam 73 ülkede üyeler var. Bu ülkelerin hepsini tek tek gezme şansımız mümkün değil. Kural gereği uluslararası kampanya çalışmalarımıza 7 Ocak’tan itibaren başlayabildik. İstanbul’u temsil ederek, bütün bölgesel organizasyonlara katılma şansımız oldu. Kimine gözlemci olarak bazılarına sunum yapmak amacıyla katıldık. O bölgelerdeki IOC üyelerine kendimizi tanıtma şansı bulduk. Ardından, Güney Amerika ağırlıklı katılımlar gerçekleştirdik. Avrupa için örneğin Roma’ya gittik. Ayrıca, bunlara benzer turnuvalara gitme fırsatımız vardı. Utrecht’te Avrupa Gençlik Şampiyonası’na, Rio’da Judo şampiyonasına, Barcelona’da Dünya Yüzme Şampiyonası’na ve Moskova’da Dünya Atletizm Şampiyonası’na katıldık. Bu tür etkinlikler çok önemliydi. 31 Mayıs’ta St Petersburg’da tüm dünya federasyonlarının katılımıyla gerçekleştirilen toplantıda yer aldık ve özel bir sunum yaptık.
A.G.: Türkiye, İstanbul’u nasıl pazarladı? Evolution Commission (Değerlendirme Komisyonu) toplantılarına göre ne seviyedeyiz?
H.A.: Gerçekten çok iyiyiz. Hem teknoloji anlamında, hem de sunum olarak üst seviyedeydik. Dünya Olimpiyat Komiteleri toplantıları ve sunumları Haziran’da Lozan’da yapıldı ve 1200 kişilik bir katılım vardı. 3 Temmuz’da Lozan’da IOC genel kurulunda bir toplantı daha oldu. Bütün bu ortamlarda üyelerin hepsiyle bir araya geldik. Resmi kurallar çerçevesinde hareket ettik. Hiçbir fırsatı kaçırmamaya özen gösterdik. Şunu da söyleyeyim, kurallar gereği siz tek başınıza kalkıp, bir üyeyi ziyaret edemiyorsunuz. Dolayısıyla, bu ortamlar en verimli çalışabileceğiniz alanlar oluyor. Bunların dışında, Bölgesel Milli Olimpiyat komitelerini gezme şansımız vardı. Milli Olimpiyat Komitesi’nin başkan yardımcısı olmam sıfatı ile ziyaretlerimi daha anlamlı kullanabiliyordum. Uğur Erdener’in IOC üyesi olması vasıtası ile üyelerle birebir görüşmesinde herhangi bir sıkıntı oluşmuyordu. Güney Amerika’da, Amerika’da ve Asya’da faaliyetlerimizi yürüttü. Mesela, Spor direktörümüz Alp Berker, Dünya Kürek Şampiyonası’nı Kore’de takip etti. Ayrıca, uluslararası anlamda popülerliği olan genel sekreterimiz Neşe Hanım, Rio’da Judo Şampiyonası’nı izledi. Hepimiz ayrı ayrı bu çalışmaları devam ettirirken, Türkiye’de mutfağın başında Ali Kiremitçi bulunuyor. Hayatımın en yoğun seyahat dönemini geçirdim. 5 günlük Moskova gezisinden sonra 6 saatliğine İstanbul’a gelip, hiç beklemeden Çin’e gittim. Orada da 4 gün boyunca Tayvan ve Tayland’da bulundum. Bu fedakârlık ancak sevgiyle olur.
A.G.: Rakiplerimiz uyarı aldılar mı?
H.A.: Evet, aldılar. Tokyo valisi, din ile ilgili bir konuda uyarı almıştı. Hatta daha sonra büyükelçiliğimizden gidip, özür dilemişti. Aynı şekilde, Madrid valisi de bizim sunumuzla ilgili bir eleştiri yaptığı için uyarı aldı. Biz zora girdiğimiz zamanlarda bile soğukkanlılığımızı koruduk.
A.G.: Peki, Evolution Commission’a gelirsek?
H.A.: Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül’ün katılımıyla başladı. Çok etkileyiciydi. Keşke bir gün imkanımız olsa da bunları yazsak. Enteresan anlar yaşadık. Mesela, Türkiye-Macaristan maçının olduğu gece, Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan maça gitmeyip, burada yemek verdi. Kimse, Türkiye’nin komisyon raporunu bu kadar iyi beklemiyordu.
A.G.: Komisyonda bazı eleştiriler var. Geniş bütçe yerine minimum imkanlarla, masrafsız bir şekilde bu iş nasıl yapılır ona bakıyorlar. Örneğin İstanbul’un aldığı en büyük eleştiri, Haydarpaşa’da yapılacak Boğaziçi Stadı…
H.A.: Bu doğru değil. Orada algı yönetiminde sıkıntı var. Kentin yatırımını sunumda göstermek zorundaydık. Tokyo ve Madrid’de böyle bir sorun yok. Onların alt yapıları zaten hazır. Ben de para harcıyorum, bu gayet doğal. Olimpiyatlar olmasa bile altyapıya bu para harcanacak. Ayrıca bizim yatırımımız Tokyo’dan daha az. İnsanlar okumadan, araştırmadan bizi eleştiriyorlar. Rakamların büyüklüğüne bakıyorlar. İngilizler ve Avustralyalılar ile çalıştık ve son derece dikkatli davrandık. Örnek olarak Londra 2012’yi aldık. Geçici yaptığımız tesisleri, daha sonra farklı yerlere taşıyacağız. İngiltere de böyle yaptı. Basketbol salonlarını ve yüzme havuzlarını başka bölgelere sevk ettiler. Biz bu süreçte çok iyi çalıştık. Projelerimizi sağlıklı dayanaklar üzerine oturttuk. Eleştirilen Haydarpaşa projesi, kültürel bir miras.
A.G.: O tesis için Boğaz’ı doldurmak çevre için sıkıntı değil mi?
H.A.: Boğazı doldurma gibi bir durum yok. Sadece liman ortadan kalkıyor. O bölge halka açılıyor. Bu projeyi biraz incelesin insanlar, bir sene sonra ne olacak baksınlar.
A.G.: Size böyle bir eleştiri gelmiş miydi?
H.A.: Eleştiri alan Haydarpaşa projemiz, en önemli hedefimiz. Burada bulunan bir limanı, halkın hizmetine açıyoruz. Daha sonraya kalacak 40 bin kapasiteyi Anadolu’ya taşıyacağız. Geriye kalan kısmı Anfi Tiyatro yapmayı düşünüyoruz. Boğaz’a karşı açık hava tiyatrosu.
Bunun yanında, eski İngiliz orta mesafe koşucusu ve siyasetçisi Sebastian Coe’nun asistanı Nicola, 6 aydır ekibimizde. Haydarpaşa planında yanımızda çalıştı. Buraya yeşil alan yapılıyor. Buna rağmen, projeyi bilmeyen ve alakası olmayan insanlar tarafından eleştiriliyoruz. Üstelik ben Haydarpaşa Lisesi’nden mezunum.

‘Asya’da voleybol, Avrupa’da basketbol’

A.G.: İstanbul’un Tokyo ve Madrid’den farklı yanı ne?
H.A: Bir kere iki kıta olması insanları cezbediyor. İki kıtadaki hayal de şu; sabah Asya tarafında plaj voleybolu, öğleden sonra Avrupa yakasında basketbol izleyebiliyorsunuz. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey yok. Maraton Asya’da başlıyor, Avrupa’da tamamlanıyor. Bana göre olimpiyatların böyle bir fırsatı yakalaması lazım. Bize en çok soru Denetleme Komisyonu zamanında geldi. 14 tema üzerinde durmuşlardı. Bu süreçte, Türkiye’de bir araya gelme ihtimali olmayan kesimler yan yanaydı. Yaklaşık 140 kişilik bir katılım oldu. 3-4 bakan yanımızdaydı. Hayatımda yaşadığım en önemli tecrübeydi. Bu soruları cevaplamak, son derece ağır sorumluluk gerektiren bir yüktü. Liderlik gerektiren, son derece zor bir işti. Ancak İstanbul’un değiştiğini gördüler. Tesislerden, altyapısına kadar her şeyin değiştiğinin farkındalar. Marmaray’ı gezdiler, 18 ayda Türk Telekom Arena’nın nasıl bitirildiğini gördüler.

‘Gezi olaylarını anlattık’

A.G.: Gezi Parkı hakkında sorular geldi mi?
H.A.: Evet, geldi. Ben açıkça görüşlerimi beyan ettim. Gençlerin, işsizlik, eğitim veya sağlık konuları nedeniyle bu tepkiyi göstermediklerini, idealleri uğruna mücadele etmelerinin demokrasinin gerekliliklerinden olduğunu, anlattık. Bu olayların da şiddet içermeden, medeni bir şekilde yapıldığını onlara ilettim. Bu gençlerle gurur duyduğumu da hep söyledim. Geleceklerini düşünen gençlerin olması medenice bir durum.
A.G.: Demokrasiler huysuzluğu kaldırır.
H.A.: Sağlıklı bir Türkiye için sağlıklı bir gelecek geliyor.
A.G.: Akdeniz Oyunları’nda organizasyon kısa sürede yapıldı ve rakiplerimiz böyle bir sınavdan geçmedi. Sizce Mersin 2013 avantaj mı sağladı, dezavantaj mı?
H.A.: Akdeniz Oyunları başarıyla tamamlandı. Bu bir sınavdı ve eksiksiz geçildi. Tesislerin 18 aylık süreçte bitirilmesi başarıdır.
A.G.: İş son ana kalacak gibi duruyor.
H.A.: Şu an baktığımızda çetin geçeceğe benziyor. Bizim sorunlarımız kısa vadeli. Temel bir sorunumuz yok.

‘Sorunların çözümü kolay’

Hasan Arat, İstanbul’un 2020 Olimpiyat ve Paralimpik Oyunları’na hazır olduğuna inanıyor, “Artık bizim için başka bahar yok! Sorunlarımızın hepsi de kısa vadeli, çözümü kolay sorunlar. Akdeniz Oyunları’nda 18 ay içinde tesisleri inşa ederek hem becerimizi, hem de organizasyon yeteneğimizi ortaya koyduk” diyor. Arat’a göre İstanbul, Türkiye’nin bayrak kenti: “Bu kentin güçlü, güzel ve sağlıklı olmasını Türkiye’nin bütün illeri destekler. Olimpiyat gururu ve mutluluğu hepimize yarar.”

‘İstanbul’a müthiş sempati var’

“Entelektüel seviyesi yüksek kesim, İstanbul’un farkında. Buraya insanların müthiş sempatisi var. Ben 1993-1994’te Avrupa Topluluğu görüşmelerine gittiğimde, bizi içeri almazlardı”

A.G.: İstanbul için olimpik aileye neler anlatıyorsunuz?
H.A.: Birincisi, güneşin iki kıtada aynı anda doğduğu başka bir şehir yok. İstanbul’u dünyanın en güzel şehri olarak görüyorum. Hem iş yaşamımda hem de sporculuğumda dünyanın çeşitli noktalarını gezdim. Erguvanların ortaya çıkışından tutun, kış günü yağan karın güzelliğini başka yerde göremezsiniz. İçinden deniz geçen bir şehir yok. 8.000 yıllık bir tarihe sahibiz.
A.G.: Yurt dışındakiler bunları bilmiyor mu?
H.A.: Entelektüel seviyesi yüksek kesim, İstanbul’un farkında. Buraya karşı insanların müthiş sempatisi var. Ben bunları anlatmaktan büyük keyif alıyorum. İstanbul’u temsil etmek herkese nasip olmaz. 1993-94’te Avrupa Topluluğu görüşmelerine gittiğimde, bizi içeri almazlardı. Bugün ise Türkiye adına bir yere gittiğiniz zaman özel bir durum hissediyorsunuz. Ayrıca İstanbul, beşinci kez aday oluyor. Ben rahmetli Sinan ağabey döneminde üyelik almıştım. Şimdi baktığımda, bugünkü Türkiye ile o günkü Türkiye arasında büyük fark var.

Bir önceki yazımız olan Yola devam başlıklı makalemizde beşiktaş, lider ve lig fikstürü hakkında bilgiler verilmektedir.

Yorum yazın...

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz