Nurgül Yeşilçay ve Mert Fırat Gece’yi anlattı

Nurgül Yeşilçay ve Mert Fırat, “Gece”de hastalıklı bir aşkla bağlı karı-kocayı canlandırıyor. Mert Fırat “Aşkı birbirimizin psikolojisini bozmadan yaşayalım” derken, Yeşilçay:  “Niye mutluluk vermiyoruz birbirimize, niye illa  acı çektiriyoruz?”

Birkaç yıl önce yazar Hasan Özkılıç, Güneydoğu’da yaşayan ama köyleri boşaltılınca İzmir’e göç eden ailelerin hikayelerinden söz eder yönetmen Erden Kıral’a. Birlikte bu ailelerin yaşadıkları yerlerde gezerler. Ailelerden birinin hikayesi üzerine uzun uzun konuşurlar. Erden Kıral, Hasan Özkılıç’a dönüp “Bunu yazsana” der. Özkılıç da yazar hakikaten. “Zahit” isimli bu roman ona 42. Orhan Kemal Roman Armağanı’nı getirir. Erden Kıral da “Zahit”i Nurgül Yeşilçay’la birlikte filme uyarlar. “Gece” bu cuma vizyonda olacak.
Filmin güçlü bir oyuncu kadrosu var: Nurgül Yeşilçay, Mert Fırat, Vildan Atasever, İlyas Salman, Ayça Damgacı, Hakan Yufkacıgil, Hakan Karahan, Teoman Kumbaracıbaşı, Nur Sürer… “Gece”de birbirlerine hastalıklı bir aşkla bağlı olan konsomatris Süsen’i canlandıran Nurgül Yeşilçay ve pavyon fedaisi Yusuf’u canlandıran Mert Fırat’la Park Bosphorus Otel’de buluştuk.
Nurgül Yeşilçay’ı görünce şunu anladım; gözlerini alamamak diye bir şey gerçekten varmış. Güzel, seksi, hoş, alımlı gibi sıfatların hiçbiri tam olarak yeterli değil bence onu anlatmak için. İnsan gözünü kırpmadan bakmak istiyor!
Nurgül Hanım’dan kısa bir süre sonra geliyor Mert Fırat. Hep içine sinen işler yapmış, hatta kendi projelerini hayata geçirme imkanı bulmuş, anlaşıldığını, sevildiğini hisseden insanlara has bir cool’luk ve bunun getirdiği bir ışıltı var üzerinde.
Yan yana gelir gelmez “bir söyleyip iki gülme” haline geçiyorlar. O kadar ki bir ara Mert Fırat “Sabah Şekerleri gibiyiz” diyor. İkili röportajlarda oyuncular mutlaka “Birlikte çalışırken çok
eğlendik, enerjimiz çok tuttu” gibi şeyler söyler ya bu kez ben söyleyeyim;
bu röportajı yaparken, fotoğraflar çekilirken gerçekten çok eğlendiler, enerjileri çok tutmuş…

 Nurgül Hanım, siz filme çok başında dahil olmuşsunuz…

Nurgül Yeşilçay:Evet, aynı zamanda projenin yapım ortağıyım, proje tasarımcısıyım. Son iki yıldır Erden Kıral’la birkaç film senaryosu üzerinde çalışıyorduk zaten. “Gece” onların önüne geçti.İki yıl birlikte “Gece”nin senaryosu, cast’ı, mekanları, bütçesi, kurgusu üzerinde çalıştık.

Böyle olduğu için “Gece” daha bir sizin filminizmiş gibi hissediyor musunuz?

Nurgül Y.:Kesinlikle.

“İşin en zevkli kısmı o hazırlık aşaması”

İşin bu kısmında da iyi misiniz peki?

Nurgül Y.:Bu benim 12’nci filmim. Hep çok iyi yönetmenlerle, yapımcılarla çalıştım. 15 yılda çok şey öğreniyor insan.

Mert Bey, siz nasıl dahil oldunuz filme?

Mert Fırat.:Nurgül aradı. “Güzel bir hikaye var. Erden Kıral çekecek. Hepimiz için iyi olacağını düşünüyorum ama özellikle senin için iyi olacak çünkü bu adam iyi bir adam değil, kötü bir adam da değil. Senin oynamanı istedim, bu filmde seninle oynamak istedim, ne dersin?” dedi.

Ne denir ki…

Mert F.:Aynen öyle, o kadar güzel anlattı ki ne diyebilirdim? “Çok sevinirim” dedim.

Canlandıracağınız karaktere hazırlık aşaması çok renkli geçmiş galiba… Nurgül Hanım siz filmin geçtiği Basmane’de ev tutmuşsunuz..

Nurgül Y.:Tuttum ama Basmane’de değil, yakınındaki Alsancak’ta. Zaten İzmirliyim ben…

Mert F.:Nurgül İzmir’i iyi biliyor.
Biz de onunla birlikte gezdik. Çok da faydalı oldu bence. “Yusuf’la Süsen acaba buraya da gelmişler midir, burada otursalar ne yerlerdi?” gibi şeyler konuştuk hep.

Nurgül Y.:İşin en zevkli kısmı o. Bayılıyorum o hazırlık aşamasına.

Karakterlerin giyeceği, takacağı şeyleri kendiniz satın almışsınız…

Nurgül Y.: Evet, ben Mert’e üstünde Yusuf yazan anahtarlık aldım mesela, kesin Süsen almıştır çünkü. Sadece kıyafet, aksesuar da değil. Son dönemde Twitter’da, Instagram’da insanlar aforizmalarla konuşmaya başladı ya… “Saçım şekil, önümden çekil” gibi… Senaryo kaba taslak yazıldıktan sonra İzmir’e gittik, takılıyoruz. Baktık; herkes böyle konuşuyor! “Kaderimse çekerim”, “Varsa şekerin, patlatalım şekerim” falan… Bunları da toplayıp ekledik karaktere.

“Kıyamam, çok üzülüyorum Süsen’e”

Süsen, borderline (sınırda kişilik bozukluğu olan) bir karakter… Onun o haline nasıl hazırlandınız?

Nurgül Y.:Kitaplar okudum, psikologlarla konuştum. Süsen her şeyi çok uçta yaşıyor. Her şeyi üstüne alıyor. Hayat üstüne üstüne geliyor, kıyamam, çok üzülüyorum bazen ona.

Biliyorum bu sizin işiniz, o bir rol falan ama çekimler bittikten sonra hiç mi insanın üstünde kalmıyor o ruh hali? Süsen’den size bir şey kaldı mı?

Nurgül Y.:Ben artık ne kalıyor, ne kalmıyor bilmiyorum. Köylüyü oynadıktan sonra “Allah razı olsun” demeye başladığım oldu. Ama borderline bir karakterden bir şey kalmasın lütfen.

“Mert, sen resmen pavyona düşmüşsün”

Hiç pavyona gidip eğlendiniz mi?

Nurgül Y.:Biz, Erden Kıral’la devamlı pavyonlardayız, “Vicdan”ı da pavyonda çekmiştik. Pavyonda çekim yapıyorsan ister istemez eğleniyorsun zaten. Ama bir seferinde Altın Koza’da jüri üyesiyken Adana’da bir pavyona gitmiştik. Fatih Akın’lar falan…
Çok da eğlenmiştik.

Mert F.:Ben hiç gitmemiştim. Sadece Antep’te dizi çekerken kaldığımız yerin altı pavyondu.
Bir sezon boyunca hiç inmedim, son gün baktım herkes gidiyor, ben de bir gidip bakmıştım.

Nurgül Y.:Sen gitmemişsin resmen pavyona düşmüşsün.

Mert F.: Öyle oldu biraz.

“Bizi senarist yapanlar utansın!”

Türk sinemasının 100’üncü yılı. Nasıl buluyorsunuz sinemamızın bugünü?

Nurgül Y.:Türkiye’de çok başarılı oyuncular, çok başarılı yönetmenler var bence. Mümkün olduğunca takip ediyorum.

Mert F.:Bu yılki Altın Portakal’da “Türk sineması vardır, Türkiye sineması yoktur” diyenler oldu. Türkiye sineması vardır. Yılmaz Güney’le Türkiye sinemasının bayrağı tepededir. Yeni Yılmaz Güney’ler geliyor mu bilmem ama işte o eski Erden Kıral’lar burada duruyor. Onlar yenileri aratmayacak biçimde yenilikçi hareketler yapıyorlar üstelik.

Türk sinemasının bugün en çok neye ihtiyaç var peki?

Nurgül Y.:Yeni senaristlere. Bizi senarist yapanlar utansın! Bu ülkede bu kadar şey yaşanıyorken çok az kişinin çıkıp yazıyor olması çok acayip.

Türk sinemasında kadın karakterler, kadın hikayeleri arka planda kalıyor eleştirisi yapılır hep. Katılır mısınız?

Nurgül Y.:Katılırım. Ama birkaç sene önce Pelin Esmer, Yeşim Ustaoğlu gibi yönetmenleri görünce biraz umutlandım.

Mert F.:Ben de katılırım. Hele popüler sinemada kadın hikayesi neredeyse hiç yok. Ama artık erkek yönetmenler de bunun farkındalar. Bu sene birçok erkek yönetmen kadın hikayesi işledi. Sinemaya daha çok kadınlar gidiyor ya… Kadınlar gidip kadın hikayesi seyretmiyor gibi bir algı var. Bence yanlış bir algı. Sen iyi bir kadın hikayesi yaptığında gidiyorlar işte… “Sex and The City”deki erkeklerin hiçbirini hatırlamazsın mesela.

Nurgül Y.:Ben ona katılmıyorum. Kadın kadını görmeye dergi alıyor da kadın kadını görmeye neden sinemaya gitmiyor?

Mert F.:Kadını görmeye almıyorki o dergiyi. Oradaki kadının kıyafetini kendi üzerinde görmeye alıyor. Bize niye şempanzeleri öğrettiler de bonoboları öğretmediler? Çünkü şempanzeler birbirlerini öldürüyor ve bir ekonomi üretiyor. Birbirlerinden çalıyorlar, cinayet var… Egemen olan erkek. Oysa bonobolar da maymun… Ama onlar sevişerek anlaşıyor. Cinayet yok. Hırsızlık yok. Anaerkiller. Mülkiyet kavramı yok…

“Allah kimsenin başına böyle aşk vermesin”

“Gece”yi siz nasıl anlatırsınız?

Mert F.:Biz filmde “Ya bu insanlara ne oluyor?” sorusuna cevap vermeye çalışıyoruz. Bu insanlar o noktaya nasıl geliyor? Nasıl o mahallelerde yaşıyor, nasıl uyuşturucu satmaya, hayatlarını satmaya, kendilerini feda etmeye başlıyorlar? Dağılmış, artık bir aidiyeti olmayan ve kendine yeni aidiyetler arayan insanların hikayesi bu. Öyle baktığında Türkiye’nin hikayesi…

Nurgül Y.:Sert bir film.

Mert F.:Ama buhranlı bir anlatım yok. Erden Hoca’nın tecrübesi, renkli dünyası, kurgudaki hızı, meseleyi anlatma biçimi filmi çok dinamik ve çok izlenir kıldı. Buhrandan öte, dinamik bir şey izleyecekler.

Nurgül Y.: Patlak bir enerjisi var filmin. Dört çocuklu göçmen bir ailenin parçalanış öyküsü. Bu parçalanmanın içinde ikimizin karakterlerinin aşk hikayesi anlatılıyor. Özlemek üzerine, ait olamamak, tutunamamak üzerine bir film…

Mert F.: Süsen ve Yusuf’un arkadaşlıkla başlamış, sonra sevgililiğe dönmüş bir beraberlik var. Aynı mahallede büyümüşler. Birbirlerini yoldaş seçmişler. Biraz mutlu olmadan sevmek meselesi var filmde. Birbirlerine âşıklar ama zarar da veriyorlar ve kopamıyorlar.

Hastalıklı bir aşk…

Nurgül Y.:Evet, çok… Takıntılı bir şekilde birine bağlı olma hali anlatılıyor. Bazen birbirlerini bile bile çok acıtıyorlar. Çok huzursuz bir ilişki. Allah kimsenin başına vermesin!

“Böyle aşklar sadece filmlerde güzel”

Sahiden vermesin mi?Huzursuz bir ilişki belki ama bir yandanda ne olursa olsun birbirlerini bırakmayacak olduklarını bilmek bir çeşit güven de veriyordur…

Mert F.:Evet, birbirlerini sonuna kadar da destekliyorlar ama çok da tüketiyorlar.

Nurgül Y.:Ben huzurdan ve mutluluktan yanayım.

Mert F.:Ben de. Hiçbir zaman öyle birini hayatımda istemem açıkçası. Böyle aşklar sadece filmlerde güzel. Gerçek hayatta yaşandığında ruh sağlığında kalıcı hasarlar bırakıyor.
O kadar romantik değil yani…

Nurgül Y.:Kesinlikle! Hiçbir şey yapamaz hale geliyorsun bir kere…

Herkes ilişkisini medeni medeni yaşasın, pisleşilmesin mi yani hiç? E o zaman tutku gibi yüksek duyguları da yaşamak mümkün olmayacak?

Mert F.:Pisleşmenin yolu bu değil aslında. Aşk yaşayacaksak birbirimizin psikolojisini bozmadan yaşayalım.

Nurgül Y.:Niye mutluluk vermiyoruz birbirimize? Niye illa acı çektiriyoruz?

Yusuf ve Süsen bir noktada ayrılmalılar mıydı o zaman?

Mert F.: Kesin! Çok geç kalmışlar hatta. Kendilerine, ailelerine çok zarar vermişler. Süsen’in mutlu olmadan yaptığı bir işi var, mutlu olmadan yaşadığı bir mahalle var, mutlu olmadan sevdiği bir adam var.
Yusuf da hiçbir yerde var olamayan bir adam. Kifayetsiz, başarısız, bu kadını, kendisini taşıyamıyor. Aidiyet duygusu gelişmemiş…

Evlerden ırak iki insan…

Nurgül Y.:Ne oldu? Pisleşelim diyordun demin?

Mert F.:Evet ne oldu?

Tamam, hadi biz böyle bir şey yaşamayalım ama birileri yaşasın. Çünkü böyle hastalıklı durumlardan çıkan çok önemli sanat eserleri var… Bencilce belki ama… Belki bencilce de değil, hayatında böyle şeylerin olmasını isteyen, olmayınca huzursuz olan insanlar da var…

Nurgül Y.:Başkası hoşlanabilir. Böyle şeyler yaşayan çok insan var. Ucundan kıyısından biz de yaşamışızdır, dilimiz yanmıştır belki. Ama şu an için hiç bana göre olan bir durum değil.

“En zayıf noktam dekorasyon dergileri”

Sizin bu yıl iki oyununuz var…

Mert F.:Evet, “Bütün Çılgınlar Sever Beni” ve “Parkta Güzel Bir Gün”.

Geçen yıl geniş bir ekip Moda Sahnesi’ni açtınız… İnsanın kendi tiyatrosunun olması nasıl bir his?

Mert F.:Çok güzel. Ama benim tiyatrom denemez, patronsuz tiyatro diye çıktık biz yola. Hepimizin misafir olduğu bir alan orası.

Bir film çalışmanız daha var…

Mert F.:Evet, İlksen Başarır’la birlikte yazdığımız bir senaryo. Melisa Sözen’le oynuyoruz. Ben çaptan düşmüş bir rock müzisyeni rolündeyim. Şimdi kurgu aşamasındayız. Martta vizyona girecek.

Çalışmadığınız zaman neler yaparsınız?

Nurgül Y.:Ben dekorasyon dergisi bakarım. En zayıf noktam o. İçmimar olmayı çok isterdim. Her ay başı bütün dergileri alırım. O gün evde kimse olmasın isterim. Otururum, saatlerce onlara bakarım.

Sonra çıkıp alışveriş yapar mısınız?

Nurgül Y.:En güzeli, en güzeli o! Bak, ağzımın suyu akıyor resmen. Bir yere girdiğim anda içimden dedikodu yapmaya başlarım, “Bu kapitone olmamış” falan diye… Yıllardır yurt dışına çıkar çıkmaz ilk işim dekorasyon dergilerini toplamaktır. Bir de gittiğim ülkenin karikatür dergisini alırım bak, o ülkede neye gülünüyor çok merak ederim.

“Aklına gelebilecek bütün açık hava sporlarını yaparım”

Oğlunuzla seyahatlere çıkarmışsınız…

Nurgül Y.:Tabii, en sevdiğimiz şey… Bir de bu aralar stop motion filmler yapıyoruz Nejat’la. Çok eğlenceli.

Onun da sinemaya ilgisi var mı?

Nurgül Y.:Yok, o bilim adamı olmak istiyor. Matematik ve feni çok iyi. 100 almış geçen, “Fenden 100 alınır mı ya, sınıfta kalınır” dedim.

Siz neler yaparsınız çalışmadığınızda?

Mert F.:Ben spor yapıyorum. Kürek, arazi yürüyüşü, yamaç paraşütü, binicilik… Aklına gelebilecek bütün açık hava sporlarını yapmaya çalışıyorum. Onun dışında da benim için eğlenmek, arkadaşlarla yemek yemek, sohbet etmek demek. Başından kalkılamayan uzun sofraları seviyorum ben. Yemek yemeye de yapmaya da ilgim var. Böyle akşam 6’da birileri hazırlık için gelsin, bir yandan yemek yapalım, bir yandan sohbet edelim, 8’de, 9’da oturalım sofraya, o gece 3’lere kadar sürsün…

“Dizilerin küçümsenecek bir yanı yok”

Yeni diziniz “Paramparça” başlıyor…

Nurgül Y.: Evet, sinemada Mert Fırat, dizide de Erkan Petekkaya ile karşılıklı oynuyorum.

Dizilerin çabucak yayından kaldırılması meselesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Nurgül Y.:Televizyon sektörü planlanmamış bir patlamanın arızalı dönemini yaşıyor… Ben bu dönemi geçiş dönemi olarak görüyorum.

Mert F.:Biz de bu döneme kendimize en az zarar getirecek şekilde uymak zorundayız.

Sektör çok kontrolsüz büyüdü de ondan mı bunlar yaşanıyor?

Mert F.:Kontrolsüz büyümedi aslında. Burada başka bir müdahale alanı, sermaye paylaşımı var.

Nurgül Y.:Dizilerin yurt dışı satışları çok iyi mesela. Bu, ülke açısından çok önemli bir şey. İstediğin gibi tanıtım, reklam yapabilirsin. Ben Amerika’ya gittiğimde ilk işim Starbucks’tan kahve alıp sokaklarda dolaşmak olmuştu. Çünkü filmlerde öyle gördüm. Sinemayla yapamadığımızı dizilerle yapıyoruz yani bir anlamda. O yüzden küçümsenecek bir yanı yok dizilerin.

“Höt deyince höttür bizim evde”

Diziden bir fotoğraf paylaşmışsınız, yanınızda kocaman bir kız var; “Kızımın fıstıklığına bakın” diyorsunuz. Ne ara bu kadar büyük bir kızın annesini oynayacak yaşa geldim diyor musunuz?

Nurgül Y.:O kız 14 yaşında aslında biliyor musun? Yok demiyorum öyle bir şey. Yaşımız ilerledi ne yapalım, Allah’ımıza bin şükür…

Mert F.:Olsa 14 yaşında çocuğumuz olurdu…

Nurgül Y.:Olmaz mıydı? Benim çocuk bile geldi 10 yaşına.

Olsa mıydı peki? Nurgül Hanım çok genç yaşta anne oldu, “aradan çıktı” bir anlamda… Siz de öyle yapmış olmayı ister miydiniz?

Mert F.: İsterdim tabii. Osman Nejat’a bakınca “Ne güzel” diyorum. Nurgül’ün şimdiden bir arkadaşı, dostu, yoldaşı var. Harika bir şey…

Nurgül Y.: Kankam benim o ya…

Mert F.:Çok zeki bir çocuk yetiştirdin. Hem iyi bir anne olup hem iyi bir oyuncu olarak kalabilmek çok büyük bir başarı bence.

Doğuştan anne olan kadınlar vardır, siz onlardan mıydınız yoksa doğurunca mı geldi o annelik hissi?

Nurgül Y.:O geliyor ya bir şekilde. Küçücük bir şey kucağında… Sadece ağlayabiliyor. Sen de üstüne titriyorsun doğal olarak. Büyüdükçe de kavga etmeye başlıyorsun.

Mert F.:Siz arkadaş gibisiniz ama…

Nurgül Y.:Kuralları olan bir anneyim. Bakmayın benim böyle göründüğüme. Ben çok inek bir öğrenciydim, hâlâ öyleyim ve disiplin manyağıyım. Höt deyince höttür bizim evde. Çok doğru kurallar koyarım. Asla da esnetmem. Ama okuldan teşekkür ediyorlar, ne güzel yetiştirmişsiniz diye…

GÜLİZ ARSLAN – Milliyet Pazar

Bir önceki yazımız olan Özgü Namal'ın hayat hikayesi başlıklı makalemizde hayat hikayesi, Özgü Namal ve özgü namal hayat hikayesi hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *