Neşet Ruacan ve caz

Türkiye’de cazın öncü isimlerinden Neşet Ruacan, hayatı boyunca müzikte sahicilikten taviz vermedi. Ruacan’a 3 Temmuz 201’de Caz Festivali’nin Yaşam Boyu Başarı Ödülü sunulmuştu. Ruacan ile müzik yolculuğu üzerine söyleştik.

Türkiye’de caz icra etmek her zaman meşakkatli bir iş olageldi -hele hele 1980’lerden önce. Pek çok cazcı uzun süre pop müzik orkestralarında çalmak zorunda kaldı; cazcıların dinleyicilerini kendileri yetiştirmeleri gerekti -konser konser, kulüp, kulüp. Caz günümüzde bir miktar daha geniş bir dinleyici kitlesine yayıldıysa öncü bir kuşağın, Süheyl Denizci, Tuna Ötenel, Ayten Alpman gibi isimlerin özverili, inatçı çabaları sayesinde oldu bu. Bu kuşağın en önemli isimlerinden biri de elbette, modern caz gitar ekolünü Türkiye’de kuran isim olan, Neşet Ruacan. 1950 ve 1960’larda Wes Montgomery ve Tal Farrow gibi ustaların kurduğu klasik gitar sound’u temelinde kendi duruşunu yaratan Ruacan, bu topraklarda caza en fazla genç yetenek kazandıran ustalardan. İşte İstanbul Caz Festivali de, bu yılki Yaşam Boyu Başarı ödülünü Neşet Ruacan’a takdim edecek. Kendisini Moda’daki evinde ziyaret ettik; müzik yolculuğu ve cazın günümüzdeki yeri üzerine söyleştik.

Neşet Ruacan kimdir? Neşet Ruacan’ın hayatı

Neşet Ruacan 1948 yılında Moda semtinde, müzikle içli dışlı bir aile ve çevrenin içine doğar. 10 yaşında klasik gitara başlar, ilk derslerini Rıza Başeskioğlu’ndan, temel caz gitarı eğitimini ise Metin Bulut’tan alır. En başından itibaren, Ruacan için okullu, akademik müzisyen olmaktan ziyade, ustalarla (ve ileride öğrencileriyle) iletişim kurmak ön planda olur – aynen bizzat cazın müzisyenler arasındaki teklifsiz iletişim üzerine kurulması gibi.

“40-50 sene evvel Moda bir kültür-sanat ve spor merkeziydi,” diyor gitarist: “Yelken, tenis, boks, fotoğraf, edebiyat ve elbette müzik. Pek çok önemli müzisyen burada otururdu; bize doğru yolu gösterdiler. 10-15 yaşlarında, Şadan Çaylıgil (bateri), Mehmet Akter (klarnet), Adnan Benk (keman) gibi isimler beni teknik anlamda yönlendirdi.”

İstikamet Amerika

Erken yaşta profesyonel müzik hayatına atılır; uzun yıllar Şerif Yüzbaşıoğlu ve Erol Büyükburç gibi isimlerin orkestralarında pop müziği yapar: “Gençliğimde hemen pop orkestralarında çalmaya başladım; 25-27 yaşına geldik hâlâ sahnede kendi müziğimizle var olamıyorduk. Erol Pekcan bize kızardı: ‘Tamam bu kızların arkasında çalıyorsunuz ama, kendi işinizi ne zaman icra ediyorsunuz?’ Pekcan’ın önemi, o dönemde sadece caz çalan tek isim olmasıydı.”

Ruacan modern cazın kuruluş dönemindeki Amerikalı öncülerinden esinlenir yoğun olarak. Böylece akor ve melodi arasındaki denge üzerine kurulu, su gibi duru cümlelerle akan sound’unu geliştirmeye başlar: “O dönemde etkilendiğimiz isimlerin neredeyse hepsi Amerikalıydı: Gitarda Tal Farlow, Wes Montgomery, Jim Hall, Joe Pass. Elbette nefesli sazlardaki gelişmeleri de cümle ve melodi öğrenmek adına takip ediyorduk: Ben Webster, John Coltrane. Armoni zenginliği açısındansa piyano müziğini izledik: Red Garland, Bill Evans…”

Haliyle Ruacan’ın hayatının istikameti de ABD’ye döner bu yıllarda – iletişimi Ernest Wiehe, Alex Ulanowsky ve Jerry Bergonzi gibi hocalara doğru genişletir: “Benim müzik hayatım ters oldu: Evvela profesyonel olup sonra talebe oldum! 1970 senesinde Amerika’dan burs aldım. Fakat parasızlık, askerlik araya girdi, gidemedim. Gitmem 1978’i buldu. Okul vize almak için bahaneydi; okulların programlarına bağlı olmadan çok iyi hocalarla özel çalıştım. Önce Boston’daki Berklee College’a gittim, bir sömestr orada kaldım. Ama aklımda New York vardı; Julliard’da iki sömestr boyunca kurslara katıldım. Ardından Boston’a döndüm, Bergonzi gibi son derece sıkı bir hocayla çalıştım.”

Caz ve cazımsı

Bu dönemde Ruacan caz gitarın kuruluş dönemiyle 1970’lerle beraber gelen sentezler arasına net bir çizgi çeker, tarafını belirler: “1950 ve 1960’larla birlikte caz artık parti müziği olmaktan çıktı, müzisyenler arasında müthiş bir entelektüel iletişim, düşünce alışverişi haline geldi. İfadelerin kat kat değerleri vardı; hepsi derinlikli, mecaziydi. O noktaya girdiği anda caz kısmen halktan uzaklaştı; bundan böyle kimse kızının düğününe cazcı çağırmıyordu! Bu noktada Miles Davis hemen devreye girdi; cazın gelişmiş kanatlarını kırpıp, ‘Bitches Brew’ (1970) albümünden itibaren caz rock gibi safsataları çıkardı; şimdi de onların sayesinde bir iki sanatçı çıkıp cazımsı, ‘jazzy’ bir müzik icra ediyor. Şu anda cazımsı moda.”

1980’lerin ortasında Türkiye’ye döner Ruacan; bir taraftan cazın yaygınlaşmasını sağlar, diğer taraftan öğrenci yetiştirmeye başlar: 1985 yılında TRT Hafif Müzik ve Caz Orkestrası’na katılır ve 1997’de şeflik batonunu Süheyl Denizci’den devralır. Öte yandan 1997 yılındaki kuruluşundan 2002 yılına kadar Bilgi Üniversitesi’nin müzik bölümünün başında yer alacaktır. Bu dönemde sayısız albüme katkıda bulunur, projelere destek verir. Caz camiasının ısrarlarına pek de kulak asmayıp solo albümle falan uğraşmaz: Onun için öncelik her zaman sahici müziği bugün, şimdi icra etmek olur. Bud Powell, Charlie Parker gibi ustalara atfettiği ahlaki tavırı kendisi de içselleştirmiştir: “Bu müzisyenler diyelim kendini iyi hissetmediklerinde konsere çıkmıyorlardı; çünkü oraya çıkıp sahtekarlık yapamazlardı. Zaten bu adamların müzisyen olmak, sahneye çıkmak gibi bir hayalleri yoktu, sadece müziklerini icra etmek istiyorlardı.”

“Yanlı çal, ama bugünü çal!”

Cazın temel eksenlerinden doğaçlama da aynı sahiciliğe dayanmalı, Ruacan’ın gözünde: “Birçok insanın doğaçlama diye yaptığı aslında diktedir; önceden hazırladıklarını, iki gün evvelki kendini çalar. Oysa gerçek doğaçlama sözün bittiği, müzisyenin enstrümanıyla ve arkadaşlarıyla baş başa kaldığı yerde başlar. Arkadaşlarımı, talebelerimi de tenkit ediyorum: Bozuk çal, yanlış çal, ama bana bugünü çal. Yoksa cazın ne kıymeti var: Oturalım Barok müzik dinleyelim, olağanüstü besteler var. Cazı dinlememizin amacı, müziğin penceresinden bugüne bakmak.”

Ruacan cazın bir janr olmanın ötesinde bir hayat tarzı olduğunun altını çiziyor sohbetimizde: “Ben diyorum ki, hangi meslekten olursanız olun, gelin biz cazda sizi şöyle bir yükseltelim. O deneyim bütün hayatınızda yükseltir sizi: Şirket mi idare ediyorsun, cazcı gibi idare et bak nasıl yürüyor iş!” Ustanın vurgusu günümüzün yeni moda, ama cazın temel kavramlarından karşılıklı iletişim üzerinde: “Mesela, 17 yaşında bir genci orkestrama alırsam, ürün derhal değişir, çünkü ona hemen solo veririm. O genç bir şirkete girdiğinde dosya taşımakla başlıyor, gençlik enerjisi şirkete yansımıyor. Oysa gençle yaşlı el ele verince bambaşka bir enerji geliyor. İletişim protokolü, herkesin sırasını beklemesi, hem eşlikte hem solist olabilmek; bunlardır cazın temel taşları.”

Cazın geleceğine dair oldukça iyimser Neşet Ruacan: “Türkiye’de caz gitarın geldiği noktadan memnunum. Genç gitaristlerimizin hepsi işine emek veriyor, geçici heveslerin peşinde değiller. Sarp Maden, Bilal Karaman, Cem Tuncer, Kerem Türkaydın, Cenk Erdoğan, Eylül Biçer ilk aklıma gelen isimler. Melodi ve akorlar arasındaki doğru dengeyi tutturuyorlar; önü açık, doğurgan teorik çalışmalar yapıyorlar.”

Ancak biz caz dinleyicilerinin daha sıkı çalışması gerektiği görüşünde Ruacan: “Caz harcıalem bir müzik değil, dinleyicisinin de belirli bir eğitimden geçmesi gerekir. Biz geçmişte kendi dinleyicimizi yetiştirmek zorunda kaldık. İnsanlar futbolla ilgili geniş bilgi sahibi, ne güzel! Filanca takım yanlış transfer yaptı deniyor mesela; keşke bir orkestraya müzisyen transfer edildiği zaman da aynı tartışma yaşansa!”

Son olarak, yazın Güney Ege’ye yollanacak caz severler için güzel haberleri var Ruacan’ın: “Bu aralar kendim bir proje üretmiyorum, ama bir davet aldığım zaman, koşa koşa, zevkle gidiyorum. Bodrum’da Hebilköy’de yeni bir caz kulübü açılıyor; haftada üç gün orada çalacağım. Haftada bir gün de Alaçatı’daki Bu’ra İskele’de sahne alacağız.” Anlaşılan müzik severler olarak gerek festival gerek yaz ayları boyunca müziğin sahicisini dinlemek ve tartışmak için bol bol bahanemiz olacak…

Bir önceki yazımız olan “Türk Sanatına Yön Veren Sergiler ve Yahşi Baraz’ın Büyük Sergileri” başlıklı makalemizde Türk Sanatına Yön Veren Sergiler, Türk Sanatına Yön Veren Sergiler ve Yahşi Baraz’ın Büyük Sergileri ve yahşi baraz hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *