Nazmi Sinan Mıhçı ve muhteşem kukla sanatı

Nazmi Sinan Mıhçı kimdir diyenler için BantMag’den Yetkin Nural Nazmi Sinan Mıhçı ile röportaj yaptı. Nazmi Sinan Mıhçı kukla sanatını anlattı…

NAZMİ SİNAN MIHÇI İSMİNİ ÇOĞUMUZ DUYMAMIŞTIR. GOOGLE’A YAZSANIZ DA PEK BİR ŞEY ÖĞRENEMEZSİNİZ.

Ancak mesela Aşırı Panik Tevfik desem pek çoğumuz aa şu turkcell reklamlarındaki kukla değil mi diyebilirsiniz. Ya da Maksimum reklamlarındaki kuklalara gülmüşsünüzdür mutlaka. Veya Youtube’de Anadolu’nun bağrından kopup gelmiş Binali’nin konserlerini izlemişsinizdir. İşte tüm bu kuklaları, sektör deyimiyle, “çalıştıran” kişi Nazmi Sinan Mıhçı. Eh, hâliyle bir de kendisiyle konuşalım istedik, kırmadı, kendisinin interneti bile problemliyken internet kafelerden çıktılar aldı, yazdı etti, geri gönderdi.

Seni tiyatro kariyerinle tanımayanlar, Binali’den, Binali ile tanımayanlar da reklamlarda seslendirdiğin kuklalardan tanımış oldu. Biz de öncesine, tiyatroya dönerek başlayalım, en son hangi oyunda yer aldın, şimdilerde tiyatro ile ilgili bir rol veya projen var mı?

En son, 2010 İstanbul Kültür Başkenti kapsamında; Theodoros Terzopoulos yönetimindeki Attis Tiyatrosu’nda, Türk, Alman ve Yunan oyuncularla beraber Zincire Vurulmuş Prometheus’da oynadım. Oyun Almanya, Yunanistan ve Türkiye’de sahnelendi. Yıllardır diziler ve sinema filmlerinde çocuk oyuncu koçluğu yapıyorum. Bu işlerden tiyatroya pek vakit kalmıyor. Ama yeni dönemde, kukla ve tiyatroya daha fazla zaman ayırmak istiyorum.

Kuklalar ne ara girdi hayatına? İlk kuklanı hatırlıyor musun?

Çocukken ayna karşısına geçip babamın çoraplarıyla… Yok ya, şaka şaka. Neyse şaka bir yana, herkes gibi Muppet’ları seyrederek kukla mizahına ilgi duymaya başladım. İlk kuklam beremdi. Üniversite zamanında beremi kustururdum herkes gülerdi ama bu beni uzun yıllar sekse hasret bıraktı. Sonradan anladım ki kadınlar kusmalı işleri sevmiyorlar. Gülenlerin hep sakallı sakallı adamlar olmasından kuşkulanmalıydım zaten en başından… 2000 yıllarında Anima şirketiyle yollarımız kesişti, bir TV programında asistan kuklacı olarak başladım. Her şey çok hızlı gelişti, biraz da düşük ücretlere çalışıyor olmam sebebiyle asistanı olduğum adamların ayağını kaydırdım. O günden bugüne sektörümde lider markayım! Anima kukla işini en iyi bilen kurum, ben de en başından beri doğru yerde başlamış olmanın avantajını yaşadım. Beraber yaptığımız işler hep beğenildi. Pınar Beyaz (burun, kemik, beyin), Yuva Maya, Avea, Maximum, Turkcell…

Kuklaların karakterlerini sen mi yaratıyorsun? Metin, karakter, haraket, ses… Kuklanın canlanma süreci nasıl işliyor?
Binali’yi ayrı tutarak söylüyorum, televizyon ve reklam işlerinde yazılmış bir metin ve yapılmış bir kukla vardır. Bu işlerde genelde benim, sektör diliyle söylersek, kuklayı “çalıştırmam” istenir. Öncelikle metni bir kenara bırakıp kuklayı keşfederim. Çünkü her kuklanın kendine has bambaşka özellikleri vardır. Her biri farklı güler, sinirlenir, şaşırır… Veya bunları yapamadığın için bambaşka yeni ifadeler bulursun. Çünkü, “yetenekli kukla” diye bir şey vardır. Kimi kuklalarla inanılmaz ayrıntılı ifadeler bulunabilir. Kimi kuklalar da çok yeteneksizdir, hiçbir ifadesi yoktur. O zaman da bu ifadesizliğinden yeni bir ruh, bir mizah bulup devam edersin. Bana göre işin en önemli aşaması burasıdır. Sonra vokal kısmı gelir. Zaten ifade biçimleri vokali yaratır. Metin bu aşamada devreye girer. Karakterin ortaya çıkan son hâli metni yorumlar, doğaçlar.

Kuklaları kim yapıyor peki? Örneğin Binali tamamen senin eserin mi? Ve reklamlarda kullanılan kuklalar?

Bugüne kadar oynattığım çoğu kuklayı Anima’nın eski kukla tasarımcısı Nermin Er tasarladı, ki tanıdığım en yetenekli kukla tasarımcısıdır. O Anima’dan ayrıldıktan sonraysa Maximum ve Turkcell Aşırı Panik Tevfik işlerinin kuklalarını Ömür Kökeş tasarladı. Onun elinden çıkan kuklalar da çok yeteneklidir. Binali’nin öyküsüyse biraz farklı oldu. Önce Nermin Er’in bir iş için tasarlarken deneme amaçlı yaptığı bir kuklanın kafasını yalvar yakar aldım. Sonra aylar içerisinde sinsi gibi, gide gele kuklayı tamamlattım. Son olarak da başka bir tasarımcı arkadaşım Atakan Aydın saçını, bıyığını, bağlamasını yaptı.

Binali’nin 2011’de yayınlanmış dört videosu var… Kendisi nerelerde bu aralar? Binali’nin dışında kukla projelerin, karakterlerin var mı?
Valla evde mal gibi bana bakıyor. Aslında izlediğiniz videolar bir iki saat içerisinde doğaçlama olarak metinsiz çekilmişti ve deneme amaçlıydı. Asıl Binali’yi daha görmediz. Nıh hah hah haaa!. Bana ait tek kuklam (Binali) olduğu için o kuklanın saçını, bıyığını, kaşın, aksesuarını değitirip çeşitli tipler denedim. Binali’den daha komik tipler de ortaya çıktı ama kayıt altına almadım. Umarım yakın zamanda onları da paylaşırım.

Kuklacılık ve komedi arasında yadsınamaz bir bağ var, özellikle senin işlerinde de ön plana çıkan. Kuklalarla daha dramatik işler yapmayı düşündün mü hiç?
12 yıldır kukla oynatan biri olarak kukla mizahı üzerine bir iki kelam etmek isterim. Teknik olarak kukla oynatmak için Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok. Jim Henson, Frank Oz gibi adamlar Muppet Show’da bu işi zamanında muhteşem şekilde yaptılar zaten. Önemli olan kukla mizahını kavramak. Bu Türkiye’de henüz tam kavranamamış bir durum bana göre. Genel de şöyle bir hatayla başlanıyor işe; Türkiyenin en iyi mizah yazarlarına, çok komik metinler yazdırıyorlar; ama o metinlerle kuklaları oynatınca komik olmuyor. Laf esprilerinin yoğun olduğu, kuklalarının birbirleriyle sürekli konuştuğu metinler. Bu metinleri ha kuklaya oynatmışın ha gerçek oyuncuya hiçbir farkı yok. Oysa ki kuklanın mizahı bambaşkadır. Durum mizahıdır, absürt mizahtır, saçmadır. Örneğin şimdi seninle konuşurken g.tüne baksam bu komik olmaz, “lan n’oluyor!” dersin. Ama bu konuşmayı bir kuklayla yapıyor olsan (ki kuklayı ciddîye alıp konuşman zaten komik bir durum) ve kuklanın konuşmanın bir yerinde durduk yere g.tüne bakmasıysa komik bir durumdur.

Genelde benim yaptığım işlerde, çevremden gelen eleştirilere bakarak söylüyorum, asıl beğenilen, kuklayı teknik olarak oynatmamdan çok, yaptığım mizah. Kuklayı dramatik işlerde de düşündüm. Mesela, yalnız yaşayan yaşlı bir teyze kuklayı konu alan kısa film fikrim vardı. Anılarıyla yaşayan, kimsesi olmayan… Gayet trajik bir öykü ama ne yaparsan yap kuklayı gerçek oyuncuyla yanyana getirdiğinde ve oyuncu kuklayı ciddîye almaya başladığında ister istemez komik bir durum ortaya çıkıyor.

Youtube’den senin seslendirdiğin reklam kuklalarının kamera arkası çekimlerini izledim. Oldukça komik ve ekibe zor anlar yaşattıran durumlar yaratıyorsun. Kuklanın başına, ya da içine, geçince biraz musallat oluyorsun sanırım millete?
Aslında ben musallat olmuyorum da kukla musallat oluyor. Çünkü kuklanın ruhu böyle. Kukla dediğin patavatsız, terbiyesiz, acımasız, alaycı, şerefsiz bir şey. Aklına geleni filtresiz söyler. Onları da ben değil kukla söylüyor.

Seslendirme üzerinden düşünerek merak ediyorum, dublaj hakkında ne düşünüyorsun? Türkçeye çevrilse de seslendirsem dediğin bir rol var mı mesela?
Hakikaten dublaj bambaşka bir uzmanlık alanı. Mesela Mehmet Ali Erbil kötü bir oyuncudur ama muhteşem dublaj yapar. Benim dublajla tanışmam oynattığım kuklaların seslendirmesinden sonra oldu. Aslında nodüllü bir sesim var ve iyi bir vokale sahip olduğum söylenemez. Hiç dublaj yapacağım aklıma gelmemişti. Ama tahminim, mizah duygumdan dolayı bana işler gelmeye başladı. Çok eğlenerek yaptığım bir iş. Parası da tatlı ki, ohh… Dublaj konusunda daha çok ekmeğimdeyim diyeyim. Bununla bağlantılı olarak, keşke seslendireyim dediğim iş, uzun soluklu bir kampanyadır. Vallahi sağlam para indirirdim… Pardon çok mu ayı gibi konuşuyorum?

Senin seslendirdiğin ama bizim senin olduğunu bilmediğimiz tiplemeler, roller, vs. var mı? Bir çizgifilm var örneğin sanırım? Daikin ve sinirli penguenin maceraları?
Sinirli Penguen, Erdil Yaşaroğlu’nun çizdiği yine Anima’nın yaptığı bir animasyon. Çocukça, tatlı bir iş oldu. O işin bana gelmesi de sağolsun Okan Bayülgen’in seslendirme için 150 bin lira istemesi, işverenin de “150 bin mi? Oha! Sinan 5 liraya yapar” demesinden oldu. Fakat benim için şöyle özel bir iş; yedi yaşındaki oğlumla iki bölümünde beraber seslendirme yaptık, güzel oldu.

Tiyatro sahnesinde bir rolü canlandırmak ile bir kuklaya hayat vermek arasında nasıl farklar var?
Şöyle bir fark var: oyunculuk yaparken enstrümanın kendinsin ve o enstrümandan farklı sesler çıkartmaya çalışıyorsun. Kuklada ise enstrüman sürekli değişiyor ve hepsi farklı yetenekte. Bu da sana çok daha geniş bir alan sunuyor. Ama kukla oynatmak, oyunculuk yapmaktan çok daha zor. Çünkü oyunculuk yaparken yapmak istediğin şeyi (yanlış veya doğru) ânında yapabiliyorsun. Kukla oynatırken fazladan teknik bilgi ve becerin de devreye giriyor.

Son olarak, bu aralar ne yapıyorsun? Yakında reklamlarda veya kişisel projelerde yeni karakterlerle görebilecek / duyabilecek miyiz seni?
En son Hüseyin Karabey’in Sesime Gel isimli filminde rol aldım, şu anda montaj aşamasında. Maximum kampanyası devam ediyor. Caner Özyurtlu ile düşündüğümüz çocuklara yönelik bir proje var görünürde. Kişisel proje derseniz; sağım solum, önüm arkam proje. Cihangir proje adamları gibi oldum. Eğer bir ikisi gerçekleşecek olursa bu sene Gülben Ergen’in Sibel Can’ın değil benim senemdir! Evet evet…

Son olarak derginizi yeni keşfettim ama hastası oldum diyeyim. O maskeli sinema adamını seviyorum. Maskeliden yorum dinlemeden film izlemez oldum. Gösterdiğiniz ilgiye teşekkür ederim. Sevgiler benden…

Ha bir de şu klasik soruyu soraydınız keşke:
– Sinan bey buradan genç kuklacılara bir şey söylemek ister misiniz?
– Akıllı olun bu işi bırakın. Parmaklarınızı kırarım. Ekmeğimle oynatmam lan!

Bir önceki yazımız olan 'Michael'dan 'Antikörper'e rahatsızlığın Almancası başlıklı makalemizde Antikörper, Markus Schleinzer ve michael filmi hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *