Müzik gruplarının basında pohpohlanması

HANİ GRUPLARI İLK ALBÜMLERİNİ ÇIKARDIKLARI ANDA GÖKLERE ÇIKARIYOR, KAMPANYALAR BAŞLATIYORLAR YA…
“BİR GRUP, BİR MÜZİK BİR GECEDE ‘BÜYÜK’ İLAN EDİLİR Mİ?” SORUSUNA OLASI CEVAPLAR VE MÜZİK BASINININ KARANLIK YÜZÜNE DAİR GERÇEKLER BU SAYFALARDA… AZ SONRA…

Bant Mag’in 2012 yılındaki bir yazısından…

E: Buyur Hakan, seni dinliyorum.
H: İlk albümünde pohpohlanan, ikinci albümünde de sükût-u hayal yaşatan gruplar hakkında bir muhabbet açmak istiyorum. Seninle bu konuyu enlemesine, ve derinlemesine, konuşmak istiyorum. Düşüncelerimi paylaşmak ve seni dinlemek istiyorum.
E: Harika. İstikrarlı kariyer giderek daha zorlaşıyor galiba…Aklında belli hayal kırıklıkları var mı bu konuyla ilgili.
H: Yakın müzik tarihi bunlarla dolu aslında ama konuya başından girelim derim.
E: İyi dedin…
H: İkinci albümün patlaması değil ilk albümün pohpohlanmasından girelim.
E: Aslında başından girelim deyince aklım bir gitti benim.
H: Nasıl gitti?
E: Birçok grubu, özellikle 90’ları filan düşünürsek, zamanından sonra dinlemiş olabiliriz, ama bir de şunu özlüyorum: bir grubun kariyerini resmen takip etmek diye bir şey vardı. Şu an mesela bir grubun albümüne bayılıyorsun ama sonraki üç sene o grubu takip altında tutamayabilirsin. Albüm çıkartır grup, kaçırabilirsin.
H: Tabiî takip zor artık.
E: Değişik bir durum. Buna sonra geliriz de ben senin lafını böldüm. Lütfen devam et.
H: Ama işte İngilitere’de NME, Amerika’da Pitchfork ilk albümü yayınlamış ve güzel bir albüm yayınlamış grupları bir anda yılın ya da 10 yılın grubu ilan ediyor ya… Grup üzerinden büyük bir kampanya başlatıyorlar. “Onları biz keşfettik, biz büyüttük” diye nemalanıyorlar ya. Bu grupların çok ama çok azı sonra aynı başarıyı yakalayabiliyor ikinci albümleriyle.
E: Evet, şimdi NME ve Pitchfork’u bir tutman çok hoşuma gitti, çünkü ana akım müzik yayınlarına karşı başlayan Pitchfork nasıl da onlardan birine dönüştü inanılmaz. Belki tam olarak yer verdikleri müzikler anlamında değil bu ama eleştirdikleriyle çok benzer şeyleri yapıyorlar
H: Güç böyle bişey Ekin. Gücü eline geçiren kendinden geçiyor resmen.
E: Grupları “cool” olma değerlendirmesinden geçiriyorlar. Yani yılın albümünü 10 yılın albümünü seçerkenki kriterlerinin arasında grubun kıyafetleri ve çok cool bir stüdyoda prova yapıyor olmaları da oluyor gibi.
H: Evet, bir de yabancı arkadaşlardan duyduklarımız var…
E: Oo onlara giriyoruz di mi… Evet. Pitchfork’un içyüzünü açıklıyoruz.
H: Grup ilk albümünü oturmuş stüdyoda yapmış. Sonra muhtelif siteler üzerinden pompalanmış. Ama iş müziği canlı icra etmeye gelince ortada bir şey yok. Grup canlı çalamıyor. Aslında biz de gördük bunu Beach Fossils ile…
E: Acaba “iyi grup” algısı mı şekil değiştirdi? Yani kesin değiştirdi zaten de.
H: Eskiden gruplar ufak mekânlarda çalarken keşfediliyordu. Gruplar sahnede çalarken pişiyordu. Şimdi internette keşfediliyorlar. Öyle bir fark var.
E: Oha, gerçekten oldukça büyük bir fark.
H: Adamlar odalarında oturup albüm yapıyor ama iş odadan çıkıp canlı çalmaya gelince…
E: Hattâ ismi lâzım olmayan bir kaynaktan resmen bu gibi müzik sitelerine grupların para vererek girdiğini duyduk değil mi?
H: Evet aynen öyle…
E: Off… Çok acaip ya! Yani büyük ihtimalle parayla puanı “7,3’ün üzerinde” bir albüm tanıtımı satın almıyorlar, ama para verip tanıtılmasını garantiliyorlar, değerlendirme yazarlara kalmış.
H: Yani diyorsun ki, senle ben kafa kafaya verip bir albüm kaydetsek…
E: Evet zaten kaydetmemiz lazım Hakan, Oak şarkıları aylardır bekliyor yahu!
H: Sonra da Pitchfork’un hesabına yeşilleri göndersek… Değerlendirmeye alırlar…
E: Evet CD zarfının içine 100 dolar sıkıştıralım! Ha ama bir de şöyle bir şey daha var. Albümümüzün kapağının biraz “havalı” olması gerekiyor. Çünkü bir gruba şöyle bir yanıt verilmiş; “Müziğiniz çok güzel, yazmak istiyoruz ama bu albüm kapağıyla değerlendirme yapmamız mümkün değil.” Resmen, gerçek bu! Hani siteye giriyoruz böyle bir şık, cafcaflı gözüküyor ya, yapay bir şey o işte demek ki.
H: Adamlar yakında grupları arayıp ortalıkta çok zıplamayın yoksa alırız ayağımızın altına diyecekler.
E: Bunlar iyice mafya oldu başımıza. Yahu koy albümü, kapak olmamış de, değil mi? Bilmiyorum mesela sen bir grup Pitchfork’ta çok yüksek puan alınca ne hissediyorsun?
H: Merak ediyorum. İndiriyorum.
E: Hayır Pitchfork üzerinden konuşuyorum sürekli çünkü adamların tekelinde resmen… Pekiiiii. Son zamanlarda pohpohlanan gruplara bakalım mı biraz mesela? Hmm…
H: Hemen. Bir Best Coast örneği geliyor mesela son zamanlardan.
E: Evet, mesela onun üzerinden konuşalım. Best Coast’u aldılar enine boyuna, yukarılara çıkarttılar. İkinci albüm çıktı patladı tabiî… Yani o zaman yapılan onca listeler, değerlendirmelerin o kadar değeri kalmamış olabilir.
H: Evet iyidi güzeldi ama hani o kadar da büyütülecek bir şey yoktu. İngiltere tarafında da aynı şeyler oluyor. Kasabian mesela. Bu adamları ultra büyük diye çıkarttılar zamanında.
E: “Ultra büyük diye çıkartmak” çok iyi ya. Glasvegas, Kasabian, Klaxons…
H: Klaxons ya! Aman yarabbi! Aslında İngiltere’de durum daha vahim sanırım. Yani aslında keşke bıraksalar da biz büyütksek o grupları.
E: İngiltere’de durum bayağıdır çok vahim zaten.
H: Ama zamanında mesela iyi tutturdular. Oasis mesela harbiden büyük oldu. Hattâ tahmin ettiklerinden de büyük oldu. Yine de ilk albümünde bayağı patlamış olan bir grubun ikinci albüme girmesi çok büyük bir stres olsa gerek.
E: Evet o istikrarı tutturan çok sayılı grup var heralde. Radiohead mesela (!)
H: Ama bak mesela Radiohead’in ikinci albümü ilk yayınladığında yüzüne bakmamışlardı: The Bends. Sonra gelen single’larla patladı. İlk single’ları biraz talihsiz bir single’dı: “My Iron Lung”.
E: Evet kitleleri sürükleyecek bir parça olmadığı kesin ama The Bends albümünün harika bir nostaljisi var.
H: Benim en sevdiğim albümleri. Düzeltiyorum; benim tek sevdiğim albümleri.
E: Hakan dergiyi kapattıracaksın, yavaşşş!.. Galiba yeni “indie”yi sadece albüm bazında değerlendirilen bir piyasa söz konusu. Canlı performanstan, öncesinden, sonrasından muaf.
H: Gerçekten büyük olmak belli bir geçmiş ve bir deneyim gerektiriyor bence. Öyle tek gecede olamıyor. Sahnede iyi olmak, devamını getirebilmek.
E: Evet hiçbir zaman olamadı. Şimdi de olamıyor. Bu açıdan değişen bir şey yok aslında. Bu arada Hakan. Hatırlıyor musun? Dergide bir ara biz de, yani yıllar önce, Pitchfork’tan özenerek noktalı sistemle albümleri puanlıyorduk
H: Evet doğru.
E: Ne komikti.
H: Ne o termometre gibi. Sıcaklık ölçer gibi.
E: Kendi kendiyle dalga geçen bir sistem yahu.
H: Kısacası siteler dergiler üstlerine düşeni yapsınlar tabiî, bulup çıkartsınlar iyi güzel yeni grupları.
E: Evet onlara ihtiyacımız var!
H: Ama pompalamasınlar kardeşim. Yok yere gaz vermesinler.
E: Kandırmasınlar, değil mi?
H: Evet ya, için şişiyor kardeşim, gruptan soğuyorum. Bir durun hele, ikinci albümü yapsınlar.
E: Heyecan yaratmaya çalışıyorlar besbelli.
H: Resmen.
E: Hakan biliyor musun aslında en iyisi kalbinin sesini dinlemek, o geldi aklıma. Çok memnun oldum bir de, senin muhabbet iyiymiş. Esen kal.

HAKAN DEDEOĞLU, EKİN SANAÇ

Bir önceki yazımız olan BMW 218i özellikleri ve fiyatı başlıklı makalemizde 218i Active Tourer, BMW 218i ve BMW 218i fiyatı hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *