Müfit Can Saçıntı kimdir?

Müfit Can Saçıntı Milliyet TV için bir yazı yazdı. Müfit Can Saçıntı hem kendisinin kim olduğunu anlattı hem de son filmi Mandıra Filozofo’nu…

Mandıra Filozofu”, “Uluslararası Shanghai (Şangay) Film Festivali”ne davet edilince acayip sevinmiştim.
Fakat bu sevinci çevremdeki insanlarla paylaşmakta epeyce zorlandım. Çünkü kime “Şangay Film Festivali’ne davet edildik” desem, çakma Çin mallarına burun kıvırır gibi kıvırıyorlardı kalkık burunlarını… Hani orijinal olan “Cannes Film Festivali”ymiş de, Şangay onun Çin malı çakmasıymış gibi… Sanki “Şangay Film Festivali” davetiyeleri “Ne alırsan bir milyon” diye bağırışan dükkanlarda satılıyormuş gibi…
Başarımızın yeterince takdir edilmesi için ne desem fayda etmedi…
Şangay “Asya’nın en büyük film festivali” dedim olmadı…,
“Uzakdoğunun Oscarı” olarak biliniyor dedim tınlamadılar…

Şangay uçakla 11 saat
Şangay, “Tüm dünyadaki A sınıfı üç beş festivalden biri” dedim, yemedi…
Ne zaman ki “Açılışına, Nicole Kidman da katılıyor” dedim, o zaman şıp diye ikna oldular: Şangay’ın önemli bir festival olduğuna ve “Mandıra Filozofu”nun önemli bir başarıya imza attığına…
Neyse efendim, girişi uzattık, yazımız gelişmekte olan yazılar kapsamında sonuca doğru ilerlesin artık…
Beni festival komitesi davet etmişti, ama yol masrafını karşılamıyordu… Yol masrafı dediğim 11 saatlik yol. O uçak parasıyla, iki hafta Avrupa tatili yapar, iki kasaba festivalinden de ödül kapar dönerim… Neyse ki Mint Yapım imdadımıza yetişti… Begüm Öner, Eser Eyüboğlu ve Hakan Bulut’un Şangay’a gidebilmesi için de Birol Güven “ana sponsor” oldu! Kültür Bakanlığımız ne yaptı bilmiyorum? Her halde hayır duası etmişlerdir, ülkemizi uluslararası bir festivalde temsil edecek “Mandıra Filozofu” filmi için… Allah kabul etsin! Şangay’a vardığımızda, Konsolosumuz Deniz Eke, onurumuza bir davet verdi. Biz de böyle bir konsolosumuz olduğu için onur duyduk.
Ertesi gün filmimiz gösterilecekti ve gösterimden sonra seyircilerle söyleşi olacaktı… İçimiz bir sevinç, pür neşe dolmalıydı amma ve lakin gel gör ki, içimizde kaygılar kaydırak kayıyordu.
Çinliler filmimizdeki espirileri anlayacak mıydı, filmden sonra seyirciyle söyleşi olacaktı ve biz Çinliler’i anlayacak mıydık?
Öyle ya, Çinliler’le söyleşiye bizim İngilizce yetmez, bizim Türkçe, Çinliler’e çok fazla gelirdi… Ancak konsolosluğumuzun söyleşi için bir tercüman görevlendirdiğini öğrenince iyice rahatladık…
Yemekte bulunan eski dışişleri mensubu Noyan Demir de kulağımıza anahtar kelimeyi fısıldadı:
“Nii-ha…”
Büyük gün geldi çattı. Stadyum büyüklüğünde bir uçan daireyi andıran binanın içindeki sinema salonuna geldik… “Mandıra Filozofu”nun afişini gördük… Filmin İngilizce adı “The Cowshed Philosefer” olmuştu.. Çincesi ise… Buraya Çincesini öldürseniz yazamam… Bu yüzden fotoğrafını çektik, fotoğrafı da grafiker arkadaş yan tarafa bi yerlere koymuştur eminim. Çince okunuşu nedir derseniz:
Çin işkencesi yapsanız bile söyleyemem…

Çinliler de aynı sahnelere güldü
Film başladıktan sonra bizi gizlice en arka sıraya aldılar.
Bir ara filmi Türkiye’de Türk seyircilerle izliyoruz sandım. Türkiye’de de aynı sahnelere gülüyor, aynı yerlerde hüzünleniyorlardı… Hatta aynı yerlerde öksürüyorlardı dersem, abartı olur, o yüzden demeyeyim… Evet, aynı Türkiye’deki gibi küfürlere de güldüler… Hayır, ‘Nah’ işaretine gülmediler, sanırım anlamadılar: O sahnelerde oyuncunun baş parmağı iki parmağı arasına sıkıştığı için, bileği ağrıyor, garibim de acıdan bileğini tutuyor sanmış olabilirler. Film bitince seyirci filmi alkışladı.
Sunucu sahneye çıkınca, Çince bir şeyler söyledi, aynı anda bütün kafalar bize döndü, samimi bir sevgiyle alkışladılar.
Sahneye davet edildik. Ülkemize gelen pek çok ‘yabancı ünlü’nün bize yaptığını, biz de Çinliler’e yaptık: Onların dilinde selam verip “Nii-ha” diyerek, tahmin edileceği gibi büyük sempati ve alkış topladık.
Çinli sunucu filmin anlam ve önemini anlatmaya başladı. Filmimizin felsefesini öyle güzel anlamış ve öyle güzel anlatıyordu ki, bir ara sahnede Birol Güven konuşuyor sandım… Tabi uzun saçlı ve çekik gözlü bir Birol Güven!

Sunucunun yaptığı gaf
Sonra sunucu bana döndü, bir şeyler söylerken, bütün salondan kahkaha ve bağrış çığrış yükseldi. Sebebini tercümanımız çevirince anladık: Sunucu bana, “Başrol oyuncusuna ne kadar çok benziyorsunuz?” demiş, seyirciler de gülerek, “Ta kendisi” diye bağırmış… Yani sunucu çam devirmiş, seyirciler kozalakları toplamış..
Sonra, sunucu filmimizin sanatsal övgüsünü yaptıktan sonra, filmdeki yörenin tam adresini sordu ve mutlaka gelip görmek istediğini söyledi. Muğla, Çökertme cevabını, pek çok seyircinin cep telefonlarına ve defterlerine not ettiğine şahit olduk…
Sunucu, Begüm Öner’in dünya çapında bir güzel, Hakan Bulut ve Eser Eyüboğlu’nun da dünya çapında iki yetenek olduğunu vurguladıktan sonra seyirci sorularına geçildi…

Çekerken eğlendiniz mi?
Filmimizle ve bizimle ilgili övgüleri es geçip, kendimizi över duruma düşmeden aklımda kalan soruları, aha buraya yazıyorum:
Seyircilerden biri “Filmde selamlaşırken söylediğiniz cümle, ilgimi çekti. Çok tatlı söylüyordunuz, bir kez de canlı söyler misiniz?” dedi. Adının “Hang Şi” olduğunu öğrendikten sonra, “ Selamün Aleyküm Hang Şi” dediğimde bir kahkaha ve alkış tufanı koptu… Bu anektod yerellik ve evrensellik üzerine tekrar düşünmeme yol açtı. Çevirmen arkadaş, anlaşılmama kaygısıyla selamı “Hello” diye çevirmişti ama elin Çinli’si yerel ve kültürel olanı cımbızlayıp almıştı.

Müfit Can Saçıntı kimdir?

5 Mart 1968 Çorum, Sungurlu doğumlu. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesin Basın Yayın Yüksek Okulu son sınıf terk. Senaristliğe 1990’da Levent Kırca’nın “Olacak O Kadar” ekibinde başladı ve 10 yıl çalıştı. “Aranan Adam” tiplemesiyle TV şovu yaptı. “Şakamera”, “Yakaladık Şakaladık”, “Geldiler”, “Zihni Sinir Proceleri”, “Biz Boşanıyoruz”, “Şöhretler Kebapçısı” ve “Çocuklar Duymasın” gibi yapımlara senarist olarak imza attı.
“Mandıra Filozofu” (2014) filmini yönetti ve başrolünde oynadı. Çiğdem Saçıntı’yla evli, 9 yaşında Duru adlı bir kız babası ve “Seksenler” dizisinin yönetmeni…

‘Erol Taş işkencesi gibiydi!’

Bir başka seyirci, “Filmi çekerken çok eğlendiğiniz ve bir aile gibi olduğunuz hissediliyor. Gerçekten öyle mi?” diye sorduğunda biz donduk kaldık. Çünkü, “Filmi çekerken çok eğlendik adeta bir aile gibiydik” klişesini Türk geyik cinsi sanıyorduk. Ya bu geyik cinsinin ana vatanı Çin veya gerçekten böyle bir gerçeklik var:
Evet, filmi çekerken bir aile gibiydik ama hayır pek eğlenmedik. O cennet gibi mekan ve güzelim deniz burnumuzun dibindeyken çalışmak zorunda olmak, suyu gösterip yere döken Erol Taş işkencesi gibiydi arkadaşlar…
Son olarak şunu belirtmek istiyorum:
Şangay gerçekten önemli bir festival ve daha ilk sinema filmimizle oraya davet edilmekten gurur duyduk.
Yalanım varsa asla ömrümde Cannes yüzü görmeyeyim, Oscar’a yan bakayım…

Mandıra Filozofu nasıl bir film?

Mandıra Filozofu nasıl bir film? Rasim Öztekin anlattı

Bir önceki yazımız olan Xero Abbas albümünü Jolly Joker’de tanıttı başlıklı makalemizde jolly joker, Kürt müzisyenler ve Xero Abbas hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *