Moleküler taksi tedavisi nedir?

Nükleer tıpta meydana gelen gelişmeler, özellikle ameliyat şansı bulunmayan hastalar için ek tedavi alternatifleri sağlıyor. Kanserli dokunun yerini bularak yok edilmesini amaçlayan ‘moleküler taksi’ gibi akıllı tedaviler daha az yan etkiyle daha etkili sonuç alma imkânı veriyor

Doğrudan kanserli hücreye yönelik tedavileri kapsayan alternatiflerden biri ‘Moleküler Taksi’. Taksinin gideceği adresi bilmesi fikrinden yola çıkılarak, bu tedavi prensibini daha anlaşılır kılmak için ‘moleküler taksi’ benzetmesini kullanan Nükleer Tıp ve Radyoloji Prof. Dr. Akın Yıldız tedaviyi şöyle anlatıyor:
“Anormal olarak çoğalan kanser hücreleri, normal hücrelerden yüzeyindeki çeşitli proteinler ya da içerisindeki bazı moleküller nedeniyla ayrılıyor. Son yıllarda da kanser hücresinin özelliklerini ya da zaaflarını saptayabilen moleküller sayesinde akıllı tedaviler geliştirilmeye başlandı. Bu moleküller ağız ya da damar yoluyla vücuda verildiğinde kanserli bölgeye yöneliyor.”
Peki bu moleküller kanserli hücreyi nasıl buluyor ve nasıl hareket ediyorlar? Prof. Dr. Yıldız, birçok farklı şekilde uygulanabilen akıllı tedavinin temel işleyişlerinden birini ‘moleküler taksi’ benzetmesi ile açıklıyor:

“Önemli olan kanser hücresinin yerini bilen bir molekülü elde edebilmek. Bunu da ancak kanser hücresini anormal kılan farklı özelliklerinden yararlanarak elde edilen moleküllerle üretmek mümkün. Moleküler taksi adını verdiğimiz bu molekül elde edildikten sonra, uygulanacak tedaviye göre ilaç, atom ya da tahrip edici maddeler taksiye yükleniyor. Moleküllere iliştirilen ilaç, atom ya da radyoaktif madde vücutta seçici olarak kanserli dokunun bulunduğu hedefe yönelerek o bölgeyi tahrip ediyor.”
Özellikle cerrahi yöntemlerin kullanılamadığı, diğer tedavi yöntemlerinin denendiği, hastalığın ileri safhalarda olduğu durumlarda tercih edilen hedefe yönelik bu tedavi, aynı zamanda maddenin hücrelerin vücuttaki yayılımı da takip edilmesini sağlıyor.

İlaçlar ABD’den 6 ay sonra Türkiye’de

Hedefe yönelik tedaviler konusunda uzman bir diğer isim olan Marmara Üniversitesi Medikal Onkoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Serdar Turhal ise halen gelişmekte olan bir tedavi şekli olduğunu vurguladığı hedefe yönelik tedavileri şöyle anlatıyor:
“Artan teknolojik becerilerimiz sayesinde kanser hücrelerinin çoğalma yollarına daha yakından bakma imkanı yakaladık. Bu yakın incelemeler, bize hangi yolların hangi hastada daha baskın olduğunu gösteriyor. Bu yolların bazılarını bloke eden ilaçların keşfedilmesiyle de hedefe yönelik tedaviler başladı. Örneğin bir hücre üstündeki işaret, bir madde tarafından uyarılarak içeriye bölünme işareti gönderiyorsa biz o işareti gönderen maddenin bağlandığı noktanın elimizdeki ilaçlarla üstünü örtüyoruz ve işaretin içeriye iletilmesine engel oluyoruz ya da hücrenin hangi yollarla çoğalması tetikleniyorsa onu saptayıp o yolu kesen ilaçlar kullanabiliyoruz. Hedefe yönelik tedavilerde burada saydığım 2 yoldan daha değişik yollarla da hücre çoğalmasını engelleyebilmek mümkün.”
Hedefe yönelik tedavilerin hem ilaçla hem de damardan uygulananları olduğunun altını çizen Turhal, tedavi ilaçlarının hemen hepsinin ABD’de keşfedildiğinin ve Türkiye’de kullanılmaya başlanmasının 6-18 ayı bulduğunu vurguluyor.

Her hastada uygulanamaz
Bu tedaviler tüm kanser türlerinde kullanılamıyor. Hızla gelişen bir tedavi yöntemi olan nükleer tıp nöroendokrin tümörlerde, lenf kanserinin bazı türlerinde, karaciğer, zehirli guatr ve tiroit kanserinde, çocukluk çağlarında görülen bazı tümörlerde, prostat kanserinde doğru hasta seçimi yapılarak kullanılabiliyor. Hastanın tanı aşamasından itibaren çoklu uzmanlardan oluşan multidisipliner bir ekip tarafından değerlendirilmesi, tedavi planı yapılması gerekiyor. Moleküler tanı ve tedavilerin en yaygın kullanıldığı alan ise prostat kanseri. Prof. Dr. Yıldız, ‘moleküler taksi’nin prostat kanserinde kullanımını şöyle anlatıyor:
“Prostat kanseri teşhisi konulduktan sonra kanserin hangi aşamada olduğu görüntüleme ile anlaşılıyor. Moleküler taksi kavramı ile aynı mantıkla hareket ediliyor. Prostat kanserine özgü PSMA proteininden faydalanılarak PET/CT görüntüleme yöntemi geliştirildi. Bu sayede, yayılma potansiyeli taşıyan prostat kanserinde metastaz varlığı saptanabiliyor, böylece gereksiz girişim ve tedaviler engellenebiliyor. Metastatik olduğu saptanan ve standart tedavilere direnç gösteren hastalarda, yüksek enerjili bir atom olan lutesyum kullanılarak hedefe yönelik tedavi olanağı sağlanabiliyor.”
Hedefe yönelik tedavilerin tek kullanıldığı alan prostat kanseri değil. Karaciğer kanserinin tedavisinde de atom yüklü boncuklar kullanılabiliyor. Radyoaktif işaretli reçineler ya da cam üzerine yapışmış küçük boncuklar kullanılarak uygulanan tedavide, boncuklar üzerinde kısa mesafeden çok yüksek enerji yayan radyoaktif maddeler bulunuyor. Bu boncuklar karaciğerin besleyici damarlarına anjiyo yöntemiyle yerleştiriliyor. Tümörün bulunduğu alana yerleşen boncuklar, ışın yayarak tümör hücresini ve onun yakınındaki olası küçük metastazları mikroskobik düzeyde yok edebiliyor.

Moleküler radyoaktif tedavi

‘Hastalık yok hasta var’

Hedefe yönelik tedaviler, kemoterapi ve radyoterapinin aksine hastayı yormayan, kanser dışı dokulara yüksek zarar vermeyen yöntemlerdir. Sadece kanserli tümör ve çevresinin radyasyon ışınlarına maruz kaldığı bu yöntem sayesinde, vücudun sağlıklı dokuları radyasyonun zararlı etkilerinden büyük oranda korunuyor. Fakat bu tedavide de atomun kullanılmayan kısmının vücuttan atılma noktalarının zarar görmesini engellemek için gerekli önlemleri almak gerekiyor. Bu noktada Prof. Dr. Turhal önemli bir uyarıda bulunuyor:
“Bu tedavinin başarı oranları da her hastada değişiklik gösteriyor çünkü her hastada belirli bir genetik yolun, tümörün oluşumundaki rolü ve baskınlığı değişiyor. Yani bir bakıma eskilerde söylenen ‘hastalık yok hasta var’ deyimi, bir kez daha doğrulanmış oluyor. Ancak genel olarak bu ilaçlar da özellikle yayılmış (metastaz yapmış) kanserin tedavisinde kesin bir çözüm yaratmaktan çok, mevcut kemoterapi ilaçlarının etkinliğini bir miktar daha artırarak başarılı oluyor.”

‘Kanser tedavisinde aranan ülkeyiz’

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet Özet de kanser türüne göre farklı ‘ajanların’ kullanılarak, kanser tedavisinde her geçen gün yeni bir hedef ve molekül tanımlandığına dikkat çekiyor. Prof. Dr. Özet kanser tedavisinde dikkat edilmesi gereken noktaları ise şöyle özetliyor:
“Kanser tedavisi, çoğu kez diğer hastalıkların tedavisinden farklı olarak birden fazla klinik ve hekimin bir araya gelerek belli bir sıra içerisinde farklı tedavileri uyguladıkları bir hastalık grubudur. Bu uygulamalar sırasında her branş kendi alanı ile ilgili tedavileri uygular. Kanser tedavisinde cerrahi, radyoterapi ve kanserin ilaçlarla tedavisi başlıca tedavi yöntemleridir. Hastalarımız, multidisipliner ekip yaklaşımı ile kanser tedavisi yapabilen merkezlerde tedavilerini sürdürürlerse, başarı şansı artacaktır. Şunu belirtmek gerekir ki, artık ülkemizde birçok merkezde ileri kanser tedavilerini yapabilmesi mümkün hale geldi.
Geçmiş yıllarda kanser tanısı ile birçok kişi yurtdışı tedavi şanslarını araştırırken günümüzde bu durum tersine döndü ve birçok hasta yurtdışından ülkemize tedavi için müracat eder duruma geldi. Hastaların kanser tedavisinde etkinliği kanıtlanmış tedavi yöntemleri ile tedavilerini sürdürmeleri ise daha uygundur. Uzunca süren hastalık sürecinde kendilerine sunulan etkinliği, bilimsel yöntemlerle kanıtlanmamış tedavi yöntemlerinden uzakta durmalarıyla başarı şansını artıracaktır.”

BURCU ÜNAL

Bir önceki yazımız olan Müziğin insan sağlığına faydaları başlıklı makalemizde Müziğin insan sağlığına faydaları, müzik ve sağlık hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *