Mısırlı Ahmet ve Galata Ritimhanesi

Mısırlı Ahmet, İstanbul Galata’da kurduğu, dünyanın ilk ve tek darbuka okulu olan Galata Ritimhanesi’nde beş yıldır darbuka sevdalılarını eğitiyor.

Davul, bongo, kongo, tumba, cajon hatta bendir… Hepsi nasıl da havalı enstrümanlardır değil mi? Flamenko, salsa, çaça… Nasıl havalı danslarsa öyle… Peki darbuka deyince aklımıza ilk neler geliyor? Dansöz, alaturka… Yani avamın dibi… Beş senedir Mısırlı Ahmet’in dizinin dibinde uğraş verdiğim darbukayla ilişkimi tarif ederken uzun süre “Darbuka çalıyorum ama bildiğiniz darbuka değil bu!” deme ihtiyacı duydum. Bir flamenkocuyu dans ettiren cajon, bir salsacıyı oynatan bongo neden bu kadar itibarlıyken darbuka ve oryantal dansözü bu kadar ötelenmişti ülkemizde? Bu sorunun yanıtı için modernleşmeyle sorunlu ilişkimiz, doğulu oluşumuzu saklama gayretimiz gibi bağlamlara ihtiyaç olacak. Darbukayı içten içe çok seviyor ama bir türlü bağrımıza basamıyor oluşumuz sadece darbukanın talihsizliği olsaydı bu durum, birkaç yüz darbukacıyı ilgilendirirdi. Çok yaratıcı bir tespit olmayacak ama yine de yapmaktan kendimi alamıyorum; darbuka yanlızca darbuka değildir.

Keşke darbukanın tek derdi şark köşesinin bir ucuna atılması olsaydı. Herkesin rahatlıkla çalabileceğini düşündüğü, “Oturmaya mı geldik?” dendiğinde hatırlanan, orkestraların en itibarsız sazı olmayabilirdi her şeye rağmen. Tek başına çalındığında kimselerin tahammül edemediği, ‘solist’ rütbeli sazlara eşlik etmeye mahkum edilmiş sığıntı bir enstrüman oluşu pek çok kültürel sürece dayandırılabilirse de, bunda icracılarının işin kolayına kaçmalarında da bir miktar suç bulmak mümkün. Darbukacılar, varlıklarının farkında olunsun diye mutlaka işi şova dökerdi, hatırlarsınız, ayakkabısıyla darbukasını patlatarak final yapan bile vardı. Konservatuvar düzeyinde eğitiminin verilmiyor oluşu bu serzenişlerin resmi bir ispatı olarak okunabilir pekala. Türk müziği konservatuvarlarında hâlâ kudüm üzerinden ritim eğitimi veriliyor biliyor muydunuz? “O ne ki?” diye sormayın, kendisini bir orkestra içerisinde canlı görme şansına ben de muvaffak olamadım.

Yukarıda çizmeye çalıştığım tablonun önemli bir bölümü arkaik artık. Şaşırtıcı bir şekilde bir tek insan sayesinde üstelik; Mısırlı Ahmet. Artık iki darbuka var; biri yıllardır itilip kakılan darbuka diğeri ise Mısırlı Ahmet’in darbukası.

Tarih deitiren devrim

Mısırlı Ahmet Ankara pavyonlarının aranan bir müzisyeniyken bu kariyeri elinin tersiyle iterek soluğu aşık olduğu oryantal ritimlerin ve darbukanın kabesi Kahire’de alır. Bu yolculuğa kadar dünyada bilinen iki darbuka tekniği vardır; biri Arap diğeri ise Türk tekniği. Sol el (sağlaklar için) parmaklarının kullanma şekline göre değişen iki farklı teknik. O yolculuğa kadar henüz adı Ahmet Yıldırım olan Ankaralı darbukacı, Mısır’a yeni bir teknikle gitmeyi arzular. Ne üç ömür yaşasa onlardan daha iyi çalamayacağını bildiği Arap tekniğini öğrenmek ne de anlatımı sınırlı Türk tekniğini sürdürmek ister. O güne kadar kullanılmayan sol el işaret parmağını tekniğinin esas oğlanı yapan müzisyen, bunun zavallı enstrümanının tarihini değiştirecek bir devrimin ilk adımı olduğunu nasıl bilebilecekti ki? Parmak meselesini anlamadığınızı biliyorum. Mısırlı Ahmet tekniğinin darbuka çalımında yarattığı değişimin -iddialı bir örnek olacak ama- davulu bagetle değil elle çalmayı tercih etmek kadar sarsıcı olduğunu söyleyebilirim. Bu teknik dünyada Türk tekniği diye de anılıyor. Üstad, bu tercihinin yanına, döküm darbukayı bırakıp Mısır işi toprak ve deri kombinasyonlu darbukayı ekleyince, kadim sazımızdan “Çok acayip” sesler gelmeye başlar.

Mısır’da “Ahmedi Türki” diye anılan darbukacı İstanbul’a indiğinde lakabı hazırdır; Mısırlı Ahmet. Mısır’da yaptığı dünyanın ilk darbuka albümünde teknoloji yardımıyla çalım hızını arttırmadığını, bulduğu tekniğin yüksek hıza olanak tanıdığını Türk darbukacılara anlatması zaman alacaktır. Sezen Aksu başta olmak üzere pek çok ünlü ismin albümlerinde aradığı tek isimdir artık. Bu popülerlikte bir müzisyenin değil İstanbul’u terk etmek telefonun başından ayrılmaması beklenir, zira işinizden olur, bir daha aranmayabilirsiniz. Bu defa Ankara pavyonlarından fazlasını arkasında bırakıp, “Ritmi bulmak için önce onu kaybetmek gerekir” diyecek, hiçbir starın albüm teklifinin ulaşamayacağı Sina Çölü’ne kapanacaktır. Darbukanın dayandığı folklorik anlatımların kalıplarını kıran Mısırlı Ahmet, çölü terk ettiğinde, caz başta olmak üzere bütün dünya müziklerine rahatlıkla dalıp çıkabilecek bir ufuk kazanmıştır.

Her enstrümanın bir folklorik anavatanı var, bilirsiniz. Tabla’yı, kendi kültürü içinde yaşamak ve öğrenmek isterseniz onun kabesi Hindistan’a, Flamenko gitarı için İspanya’ya, caz için New Orleans’a, kaba zurna için Lüleburgaz’a gitmeyi seçmeniz isabetli olacaktır. Darbukanın anavatanı Kahire’yse de anlatmaya çalıştıklarımın bir sonucu olarak kabesi şaşmıştır. Tabii yine Mısırlı Ahmet’in girişimiyle… Dünyanın ilk ve tek darbuka okulunu İstanbul Galata’da kuran Mısırlı Ahmet, dünyanın değişik ülkelerinden darbuka sevdalılarını Galata Ritimhanesi’nde eğitiyor beş senedir. Galata Ritimhanesi öğrencileri için Galata adeta büyük üstadın ritmin peşinde kapandığı Sina Çölü gibi bir anlam taşıdı. Her bireye kendi ritmini bulmak için yaşamından uzaklaşabilme fırsatı sunan, kentin bağrına yerleşmiş bir kara delik oldu Ritimhane. Kendi çöllerini Galata’da inşa eden ritimciler, Mısırlı Ahmet’in tekniğini geliştirdiği Mısır’ı ve Sina Çölü’nü de yaşamak istiyordu. Dolayısıyla Mısırlı Ahmet iki senedir Kurban Bayramı’na denk düşen tarihlerde 10 günlüğüne darbukanın yeniden doğduğu çöle taşıyor öğrencilerini. Hem bir tarihi yeniden yaşamak hem de bu tarihi ilerletmek niyeti. Bu sene üçüncü defa aynı tarihlerde gidilecek Sina Çölü’ne sadece kendi öğrencilerini değil bu tecrübeyi yaşamak isteyen herkesi sessizliğin vatanına, çöle taşımaya hazırlanıyor Mısırlı Ahmet.

Darbuka kürsüsü mü dediniz!

Türkiye dışında herhangi bir ülkede yaşıyor olsalardı; aralarında bu yazının sahibinin de bulunduğu dünyanın en şanslı darbuka öğrencilerinin eğitim gördüğü okulun adı Galata Ritimhanesi değil devlet konservatuvarı, eğitim veren ismin unvanı prof. dr. olurdu. Sahi prof. unvanlı kaç enstrümanistimizi Kapıkule’nin ardında tanıyan meslektaşı var acaba? Enteresan bir araştırma konusu olmaz mıydı sizce de bu? Darbukanın dünya çapındaki ilk akademik kürsüsünü darbukanın tarihiyle birlikte anılan bir isme kendi ülkesinde açtırmak çok çılgın bir fikir gibi gelmiyor bana. Zira son beş sene içinde yeterince çılgınlık gördüğümü düşünüyorum. Sevgilisini ve ailesini bırakıp darbuka eğitimi almak için İstanbul’a yerleşen bir Japon genç, darbuka için işinden istifa eden ve Katmandu’ya yerleşen bir broker en ‘çılgın’larımızdı kuşkusuz. Haftada iki akşamını ritimhanede geçiren, diğer günlerde evde komşusuyla ‘savaşarak’ enstrümanına emek veren mühendis, eczacı, tiyatrocu, mimarın hikayesi de çok sıradan sayılmaz, yanılıyor muyum? Az daha Galata Ritimhanesi’nde ‘erkek’ bir enstrüman olan darbukaya erkek öğrenci sayısı kadar kadın öğrencinin de tutkuyla bağlandığını söylemeyi unutuyordum.

Mısırlı Ahmet, kendi öğrencilerinin yanı sıra herkese açık bir ritim ve sanat kampı düzenliyor her yaz. 7-21 Temmuz’da Kaz dağları eteklerinde, Edremit/Güre’de zeytin ağaçlarının altındaki beşinci randevu için gün sayıyor müzisyenler ve dansçılar. Güneş doğana kadar darbukayı neyle, flamenkoyu Roman danslarıyla harman edecek kamp ateşi uluslararası katılımcılarını, bireysel dünyalarındaki zorunluluklara büyük bir gedik açacak ve ait oldukları coğrafyaların kültürel sınırlarını bozacak bir tecrübeye davet ediyor.

15 gün boyunca çadırlarda kalacak kamp sakinleri, -yılların müzisyenleri de ilk defa bir enstrümanla buluşanı da- 24 saat susmayan bir büyük ritim içinde doğacak ve gelişecek bir senfoninin organik bir parçası olabilecekler. Mısırlı Ahmet’in Ritim ve Sanat Kampı’nda darbukanın yanı sıra; davul, nağara, ney, zurna, bağlama, yaratıcı drama, yoga, flamenko, anadolu dansları, latin dansları ve roman dansı workshopları gerçekleştirilecek.

DEVRİM BÜYÜKACAROLU – Milliyet Sanat – 2012

Bir önceki yazımız olan Damien Hirst ve Tate Modern sergisi başlıklı makalemizde Ann Gallagher, Damien Hirst ve damien hirst sergi hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *