Kürtaj konulu filmler

Son günlere damgasını vurdu ‘kürtaj’… Dizilerimizde, değil kendisi, adı bile geçmeyen kadının kürtaj seçimi, sinemada da birkaç cesur örnek dışında benzer bir kaderden muzdarip.

Kürtaj yasağına en sert cevap

Soğuk gerçekçiliğiyle tek hamlede yukarıdaki bütün örneklerin üzerine çıkan ve bunu yaparken beynimize balyoz gibi inen bir film izledik 2007 Filmekimi’nde: “4 ay, 3 hafta, 2 gün / 4 luni, 3 saptamâni si 2 zile”. Bu Altın Palmiyeli Romen filmi, bir sinema salonunda alınabilecek en ağır darbelerden birini armağan etti seyirciye.

Öyle ki bugün sinemada kürtaj deyince, akla ilk olarak bu film geliyor. Romanya’da kürtaj yasağının hüküm sürdüğü ‘80’li yıllarda geçen filmin en büyük başarısı, konuya sadece bireysel bir sorun olarak yaklaşmayıp, meselenin ardındaki politik, toplumsal ve ekonomik boyutları da teker teker su yüzüne çıkarması. Yasadışı bir kürtaj işlemi için arkadaşına yardımcı olmaya çalışan Otilia’nın yaşadıkları, hem ataerkil toplumun hem de kürtaj yasağını çıkaran hükümetin hem de kadınları ekonomik özgürlükten yoksun ürkek bireyler haline getiren sistemin suçu. Yönetmen Cristian Mungiu, bütün bu hisleri seyirciye geçirmekle kalmıyor, sansürsüz olarak sunduğu ilkel kürtajı da perdeye bomba gibi düşürüyor. Kürtaj yasağına bundan daha iyi bir cevap verilemez.

“Her işte bir hayır vardır” filmleri

Bağımsız sinemadan çıkan ayrıksı örnekler dışında, Amerikan sinemasında kürtajın ya bahsi bile açılmıyor ya açıldığı gibi kapanıyor ya da kadın karakterin kürtaj kararı inanılmaz derecede olumsuz sonuçlar doğuruyor. Özellikle plansız hamileliği merkezine oturtan üç film bu konuda büyük laflar etmeyi kendine görev biliyor. 2007 yapımı “Waitress”ta filmin dünya tatlısı ana karakteri Jenna, kendisine şiddet uygulayan nefret ettiği kocasından hamile kaldığında, dostlarına içine düştüğü çıkmazı anlatırken kürtajın lafını bile ettirmiyor. Buna karşılık bebeğini satma fikriyle çıkagelebiliyor. Üstelik bütün film boyunca anne olma fikrinden tiksindiğinden dem vuruyor. Sonunda bebeğini doğurduğunda ise çok daha güçlü bir kadına dönüşüyor.

“Kaza Kurşunu” konuyla ilgili yapılmış en muhafazakar filmlerden biri. Filmde tek gecelik bir ilişki sonrası hamile kalan kariyerinin doruğunda bir kadının tek derdi, serseri olarak gördüğü baba adayını kendine yakıştıramamak. Filmde ‘kürtaj’ kelimesi asla kullanılmıyor. Neyse ki bebeğin gelişi baba üzerinde ulvi bir etki bırakıyor da, filmin sonunda bir zamanların uyumsuz çifti yeni doğmuş bebekleriyle birlikte gün batımına doğru yol alabiliyor.

Juno” ise bu kategoride yer alıp da ‘kürtaj’ kelimesini telaffuz edebilen tek film. Liseli Juno’nun plansız hamileliği, o ana dek yaşıtlarına göre çok daha zeki çizilen karakterin ilk olarak bir kürtaj kliniğine gitmesine neden oluyor. Ancak kliniğin kapısında sınıf arkadaşlarından birinin yaptığı kürtaj karşıtı protesto ve kliniğin içler acısı hali, genç kızın bebeği doğurup evlatlık olarak vermek gibi yeni bir karara varmasına sebep oluyor. Film, yukarıdaki örneklerde olduğu gibi anneliğe ‘uygun’ olmayan bir kadını dünyanın en anaç karakterine dönüştürmese de, karakterin önündeki kürtaj alternatifini çabucak atlayıp, 16 yaşındaki bir genç kızı yaşadığı ilk ilişkiden sonra hamilelik sürecine sokuyor.

Kürtaj-ölüm ilişkisi

Kürtajın, annenin ruhsal veya fiziksel ölümüyle ilişkilendirilmesi sinemada sıklıkla karşımıza çıkan bir durum. Günümüzde konuyu olması gerektiği gibi ele alan filmlerin sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Bunlardan biri Noah Baumbach imzalı “Greenberg”. Ne var ki, “Greenberg”te olduğu gibi kliniğin yolunu tutup da hedefini gerçekleştirmiş olarak dönen kadın karakterlere pek rastlanmıyor. Kürtajı depresyon, ölüm, trajedi ile bağdaştırmak uzun süredir sinemanın trendlerinden. Karısının daha önce kürtaj yaptırdığını öğrenip öfkeye kapılan ve bunun sonucunda cinayet işleyen bir adamın hikayesini anlatan bağımsız yol filmi “The Yellow Handkerchief”; Başkanlık’a adaylığını koyan bir Senatör’den hamile kalan genç stajyerin kürtaj sonrası intihar ettiği “Zirveye Giden Yol / The Ides of March”; sevgilisini kürtaja zorlayıp ölümüne neden olan bir rahibi hikaye eden “El crimen del padre Amaro”; sırf kocası istiyor diye kürtaj olduktan sonra evliliği bir felakete doğru ilerleyen bir genç kadını anlatan “All Good Things”; bu gruba giriyor. Bu mantığın tam karşı kıyısında da, aynı şekilde kürtaj karşıtlarını memnun edecek başka bir alternatif duruyor: Ölümü pahasına bebeğini doğurmak isteyen kahraman anne adaylarının hikayesi. Bu mevzunun son örneği, “Alacakaranlık Efsanesi: Şafak Vakti Bölüm 1”de verildi. İlk cinsel deneyimi sonrasında hamile kalan ve sıradışı hamileliği sırasında hayatı tehlikeye giren Bella karakteri, filmin bir taşla iki kuş vurmasına neden oluyor: Karşımızda hem gençleri seksten ölesiye soğutan bir ilk cinsel deneyim örneği hem de öleceği kesinleşmesine rağmen bebeğinden vazgeçmeyen bir küçük anne portresi var.

kürtaj araf

Avrupa-Hollywood sineması karşıtlığı

Avrupa sinemasında daha gerçekçi bir tabloyla karşılaşıyoruz. Her ikisi de yasadışı kürtaj faaliyetlerini temel alan “Vera Drake” ve “Bir Kadın Meselesi / Un affaire de femmes” çaresiz hemcinslerine yardım eden ancak sonunda cezalandırılan kadınları konu alıyor. Özellikle Mike Leigh filmi “Vera Drake” kürtaj işleminden para talep etmeyen, yüreği iyilikle dolu ana karakteri sayesinde ‘şeytan kürtajcı’ klişesini yıkmayı başarıyor. Ingmar Bergman’ın başyapıtlarından “Persona”da ise yönetmen, geçmişte yaptırdığı kürtajın pişmanlığını yaşayan bir kadının karşısına kürtaj yaptırmak istediği halde yaptıramayan ve sonunda nefret ettiği bir çocuğu doğurmak zorunda kalan bir başkasını yerleştirerek mevzuyu dengede tutuyor.

En tarafsız film

Alexander Payne’in ilk filmi “Citizen Ruth” hem kürtaj tartışmasına tarafsız bir şekilde bakmayı başardığı hem de hikayenin tümünü kadının seçim özgürlüğüne ayırdığı için takdiri hak ediyor. Filmde annelikle uzaktan yakından alakası olmayan Ruth, kadının seçim hakkını savunanlarla kürtaj karşıtları arasındaki kanlı savaşın ortasında buluyor kendini. Her iki tarafın da onun üzerinden kadınlara mesaj göndermek istediğini, kısaca sömürüldüğünü fark eden genç kadın, kendi bildiğini okumaya karar veriyor. “Citizen Ruth” gibi kurmaca olmasa da, tartışmaya farklı taraflardan bakmayı beceren Tony Kaye belgeseli “Lake of Fire” da Payne’in filmi ile aynı başlık altında yer almayı hak eden bir yapım.

Bir önceki yazımız olan Comvex İstanbul fuarı açıldı başlıklı makalemizde Comvex İstanbul fuarı, hafif ticari araç ve Ticari araş fuarı hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *