Kurbanlık hayvanı Migros’tan almak

Migros’ta sıra bekliyorum. Kasanın üzerinde tıraş bıçağı, çakmak, sigara, sakız, duran “çıkmadan bunları da verelim size son dakikada” rafı vardır ya, orada bir kâğıt; “Kurban Migros’tan alınır.”
Siteye girdim. Fırsatlar-kampanyalar arasından “Kurban seçeneklerini görmek için tıklayınız”ı budum.
Tıkladım.
Cingöz gibi bakan birtakım koç ve dana portreleriyle karşılaştım.
Kuaförlerde kimbilir hangi dergiden kesilmiş, gerçekte var olmayacak kadar düzgün ve steril manken resimleri misali, dizi dizi duruyor temsili kurbanlıklar.
Resmin üzerine geldim.
“Gözat” seçeneğini tıkladım.
Ürün sayfası açıldı.
“Ürünün büyük resmini görmek için üzerine geliniz” yazıyor.
Üzerine geldim. Resim büyüdü.
Büyük resimden iyice inceledim kurbanlık koçu.
12-14 kiloluk koç 575 TL.
Yandaki resmin üzerine geldim. Dana. Onu inceledim.
Yedide birlik hisse 695 TL.
Hemen yanda 16-18 kiloluk koç seçeneğiyle karşılaştırdım. Onun fiyatı 675 TL.
20 lira için fark etmez ben danaya gireceğim dedim.
Hem danada “18-20 kg kemiksiz et” diyor. İki kilo kârdayım.
Sepete ekledim. Adrese teslim kurban seçeneğini tıkladım.
Money Card ile 12 taksit seçeneğine geldim.
Ne Ali Babacan’ın taksite açtığı savaşa aldırış ettim, ne Başbakan’ın “kredi kartı kullanmayın” önerisine kulak astım, ne de faiz lobisine kafayı taktım.
“Büyükbaş hayvan 1/7 hisse 18-20 kilo kemiksiz et”e tıkladım, 12 taksit yaptırdım, Allah’ın izniyle sepeti onayladım (limit yetmedi o ayrı).
***
Murat Ülker dün bizim gazetede Şükrü Andaç’a konuşmuş: “İşimizde muhafazakâr değiliz!” Ne alan. Ülker gibi bir dünya devinin patronundan önemli bir yorum.
Gerçekten de internetten tıklaya tıklaya 12 taksitle kurban alınan bir ülkenin iş dünyasında muhafazakârlıktan söz edilemez. Hatta bu duruma hayli liberal denebilir.
İyi de ticarette son derece liberal bir ortamı hazırlayan, destekleyen hükümet ve ideolojisi, ekonominin bittiği noktada neden vatandaşının muhafazakar olmayan kesimini eziyor, üzüyor, “endişelendiriyor”?
Giyim kuşama dekolteye, etek boyuna karışmalar, dindar nesil yetiştirme vaatleri, filmleri dizileri “düzeltmeler”, milletin çocuk sayısını dikte etmeler, alkol kısıtlaması adı altında yaşam tarzına müdahaleler…
Doymak bilmeyen bir muhafazakar dizayn ve terbiye iştahı….
Size ne kardeşim? Devlet vatandaş dizayn etmez diyen siz değil misiniz? Neden insanları rahat bırakmıyorsunuz?
Muhafazakarlık işe gelince sahiplenilen, işe gelmeyince bir kenara bırakılan bir şey mi? “Aç/kapa” düğmesi var mı? Ya da bazılarımıza bahşedilmiş, belli anlarda devreye giren bir süper güç mü? Bilmiyorum.
İş dünyası dışındaki alanlarda da, internette 12 taksitle kurban satacak liberalliğe kavuşmamız dileğiyle cümleten iyi bayramlar, iyi tatiller diliyorum.

Karı, koca, hanım, bey, eş, kadın, bayan!
Kafam karıştı. Artık evliyim ya. Karıma ne diyeceğim? Karım mı, eşim mi, yoksa bizim hanım mı?
O benden bahsederken ne diyecek? Kocam mı, eşim mi? Beyim mi?
Yok daha neler?
Evlilikte taraflara verilen adlar, pek az dilde bu kadar farklı sosyal ve kültürel ortamlara işaret ediyor herhalde.
İnsanların bu konudaki terminolojiyle ilgili sıkıntıları olduğunu evlenince fark ettim.
Kadınlar “kocam” demeyi pek sevmiyorlar. “Koca” ve “karı”. Bu onlara kaba geliyor.
Daha ziyade eşim diye tanıtmayı tercih ediyorlar kocalarını.
“Hanımım/beyim” ise muhafazakâr tanımlamalar olarak görülüyor.
Herhangi bir sosyal alt metni olmayan İngilizcedeki “husband/wife” gibi sadece medeni durumu anlatan topluca kabul gören bir ifade yok Türkçede. Eş mi? Bilemiyorum. O da bana biraz yapmacık geliyor. Kadına bayan demek gibi bir şey sanki.
Siz karınıza/kocanıza ne diyorsunuz? Pardon eşinize? Yani hanımınıza/beyinize? Yani evlendiğiniz baya/bayana? (Of, bu sonuncusu hiç olmadı.)

Tatilde bunları yapmayın

– Gezi yazılarına uyup gününüzü berbat etmeyin. Hiçbir zaman yetişemezsiniz. Günün sonunda sadece yorgun ve öfkeli olursunuz. Otelden/evden çıkın, sokakta yürüyün, hoşunuza giden ilk kafeye çökün, gazeteleri dergileri okuyun, bir şeyler için, gelen geçene bakın. Sakin olun canım.
– Yürümeyin. Gününüzü çöpe atmak istemiyorsanız bunu yapmayın. Öğleden sonra adım atacak haliniz kalmaz, akşam olduğunda zombi gibi olur, günü yaşayan ölü olarak tamamlarsınız. Toplu taşımaya ya da taksiye binmeye inanın. Medeni bir yerlerdeyseniz bisiklet kiralayın.
– “Havalar hâlâ sıcak” diyerek mayolarla şortlarla kendinizi aldatmayın. “Su çok güzel gelsene” önerisine inanmayın. Suya atlayıp “su kötü sakın gelme” diyen biri tarihte görülmemiştir. Hava buz gibi, su soğuk (imza hastalanan bir dost).

Bir önceki yazımız olan Ergenekon ve Balyoz küresel operasyon mu? başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *