Kurban derilerini kim toplayacak?

Deri kavgasına ‘yeni’ ayar
Kurban derisi kiminin 30, kiminin de 100 milyon liralık dediği büyük bir pasta. O nedenle yıllardır bitmeyen “kim toplamalı” kavgası var. Daha doğrusu merhum Turgut Özal’ın kurban derilerini toplama yetkisini 1986’da Türk Hava Kurumu’ndan(THK) alıp kendisi tarafından kurulan Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı’na (SYDV) devrettiği tarihten beri süre gelen bir kavga…
Çünkü; o tarihe kadar vatandaş kestiği kurbanın derisini “paşa paşa” 1983 yılında devlet tarafından yetkilendirilen THK’ya verdi. Kurban derisine gelen “Özal ayarı” 1992’ye kadar sürdü. Göreve gelen DYP-SHP hükümeti yetkiyi eski sahibi THK’ya iade etti ama kavga bitmedi. Ve yasal olarak THK yetkili görünse de her kurban bayramı öncesinde “deri toplama tartışması” alevlendi. Sonucunda da cemaati de derneği de deri topladı. Hatta son yıllarda, THK’yı solladılar. Bu duruma da ne polis ne de belediye “Siz nasıl deri topluyorsunuz” diye müdahale etmedi.
Şimdi yeni bir “ayar” daha geldi. THK’nın tekelinde olan kurban derisi toplamanın yanı sıra fitre ve zekat toplama yetkisi “kağıt üstünde” yine kaldırıldı. Üstelik bu demokratikleşme paketi içinde de yer aldı. Artık, vakıf, cemaat, dernek de deri toplayabilecek. Ancak bunu deri açılımı diye yorumlamak anlamsız. Çünkü yukarıda da belirttiğim gibi zaten isteyen istediği gibi deri topluyordu. Onun için buna malumun ilamı demek daha doğru…
Anladığım kadarıyla THK yetkilileri de aynı düşüncede ya da öyle görünmek istiyorlar. Halkın özgür iradesiyle deri bağışı yapmasının çok daha iyi olduğunu belirten THK Genel Sekreteri Serhat Büyükayan, şöyle diyor:
“Tek yetkili olarak topladığımız kurban derisi gelirlerinin yüzde 60’ı paydaşlarımıza (Kızılay, Diyanet Vakfı gibi) gidiyordu. Şimdi tamamı bize kalacağı için gelirlerimizin artacağını düşünüyoruz. Çünkü deri toplamak kolay bir iş değil. Bizim yurt genelinde 440 şubemiz var. Yine en fazla deriyi biz toplayacağız.”

Bunlar konut değil tabut
Başbakan’ın 5 Ekim 2012 tarihinde Türkiye’deki kentsel dönüşüm seferberliğini başlattığı Esenler’de
binlerce konut yıkıldı, yıkılmaya da devam ediliyor.
Ortaya çıkan tablo facia. Esenler Belediye Başkanı M.Tevfik Göksu’ya göre; ise “ultra facia”…
Çünkü bugüne kadar yıkılan konutlar arasında beton kalitesi ve dayanıklılığı açısından bırakın standardı yakalayan, yakınından geçen tek bir bina bile yok. Kullanılan demir eksik, çimento, kum berbat. Temeli olmayan, yapının iskeleti sayılan iskeleti kolon, kirişlerin bulunmadığı binalar dahi var. Özetle yıkılanların tamamı konut değil tabut…
Şu ana kadar 6 bin konut yıktıklarını belirten Başkan Göksu,“Dışarıdan bakıyorsunuz altı katlı bir bina. Ama içinde kolonları yok. Alt katlarında olmayıp, üçüncü katından kolonları başlayan binalar bile mevcut. Bir- çoğunda da kolonlar birbirine denk gelmiyor. Yapılan beton testlerinde C16’yı geçenini bulamadık. Temeli olmayan o kadar çok bina gördüm ki, şoke oldum” diyor…
Düşünebiliyor musunuz? Kilometrekareye düşen insan sayısı bakımından İstanbul’un en kalabalık ilçesi. (İstanbul ortalaması 13 bin 300, burada 68 bin). Yani, yüzölçümü küçük ama; 500 bin kişinin yaşadığı bir yer. Ve binalar çürük ötesi…

– İstanbul’ un en önemli sorunu olan göç durdurulmadıkça hangi altyapı yatırımı yapılırsa yapılsın yetersiz kalacaktır. Ancak, konunun muhatabı hükümetin buna yönelik bir planı olduğunu zannetmiyorum. Üstüne üstlük Finans Merkezi, Kanal İstanbul, iki yeni şehir vs. projelerle göçün teşvik edildiğini düşünüyorum. Volkan Çelik
– Yardımcı doçentler, YÖK Kanunu’na göre, profesör ve doçentler gibi öğretim üyesi sınıfında değerlendiriliyor. Eğitim- öğretim ile bilimsel araştırma yükünün önemli bir bölümünü de üsleniyorlar. Ancak maaşları ve ek göstergeleri komik durumda. Hatta memurların bir kısmından daha az ücret alıyorlar. Yrd.Doç.Dr.M.Hanefi Bostan

Bir önceki yazımız olan Beşiktaş ve Tuncel Kurtiz başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *