Kumların getirdiği lezzet

22 August 2013 Thursday, 21:21

Çocukluğumuzda deniz gözlüğü ve şnorkel kullanmak bile lükstü. Şimdiki gibi dalgıç elbiseleriyle, tüple dalış bir elin parmağıyla gösterilecek kadar azdı. Koskoca Çanakkale’de beden terbiyesine ait 4 pirat (orta boy yelkenli) vardı. Daha sonra 4 optimist (en küçük yelkenli) katıldı filoya! Ama ben lisansımı çıkardığım halde o yıl Kuleli’yi kazandığım için keyfini çıkaramamıştım. Deniz meraklılarının yaşantıları olanaksızlıklar nedeniyle yetersiz kalıyordu. O zamanlar beden terbiyesinin deniz görmemiş müfettişleri kayıkhaneyi teftişe geldiklerinde, 600 metrekarelik yelkenlilerin ve yarış kayıklarının bulunduğu barınağı çok beğenip, “Akıntı, dalga yok burada. Yarışmalara kolay hazırlanıyordur gençler, güzel bir antrenman yeri” dediklerini dün gibi hatırlıyorum.

Avlamak için zıpkın ve tel gerekir
Çanakkale Boğazı’nda akıntı ve rüzgarı arkanıza alıp gitmek kolaydır ama dönüşü yorar. Hamidiye Tabyası önlerinde güç toplamak zorunda kalırsınız. İşte bu esnada yosunlu bölgede pina, kumlu bölgede sülünes çıkarmak en büyük zevkimdi. Pinalar için gözlükle dalış yeterli oluyordu. Sülünesler için sadece zıpkın veya tel gerekiyordu.
Sülünes, kumlu zeminde gömülü yaşar. Böylece avcılardan gizlenir. Kum tepeciğinin üzerinde delikler vardır. Kapılarıdır o delikler. Kirli sarı renkli, çift kabuklu, müstesna bir lezzettir sülünes.
Avlamak maharet ister. Demir telden yapılmış bir kancayı sülünes kendini kapatmadan kuma sokmak gerekir. Tele sarılınca yukarıya alırsınız. Atmosfere çıkınca hemen kapanır.

Alıştıktan sonra vazgeçemezsiniz
Londra’daki çok ünlü bir balık restoranı olan J Sheekey’de tıklım tıklım bir öğle yemeğinde masaların çoğunda sülünesleri görünce sevinmiştim. Üstelik pahalıydı. Bizde bedava olan, kimsenin yüzüne bakmadığı bu yiyecek yüzünden bir müşteriden 12 yıl önce fırça yediğimizi hatırlıyorum. Ankara’ya kabuklu deniz ürünlerini sevdirmeye çalıştığım ilk restorancılık günlerimde deniz kestanesi, yengeç, akivades, istiridye ve sülünes gibi ürünleri taze, canlı ve bol miktarda getirtiyordum. Bir gün müşterilerden birine sürpriz yapmak istedim. Sülünesleri hazırlayıp gönderdim masaya. Müşteri, “Süreyya Bey bizi hayvan yerine mi koyuyor? Biz hayvanlara verilen yemi mi yiyeceğiz?” diye sinirlenmiş! Yıllık kişibaşı kabuklu deniz ürünleri tüketiminin 1 kilogramı bile geçemediği ülkemizde bu tepkileri normal karşılamaktan başka çarem yoktu.
Çok lezzetli olan sülünes, dünyanın pek çok yerinde görülür. Çorbalarda da kullanılır, çiğ de yenir. Ama alıştıktan sonra vazgeçemezsiniz. Deniz kokusunun üzerinden gitmediği sülünes bulursanız, kulaklarımın çınlayacağından eminim.

Malzemeler
– 10 adet sülünes
-1 kahve fincanı iç bakla
-5 diş sarımsak
-1 dal dereotu
-1 çay bardağı beyaz şarap
-1 yemek kaşığı tereyağı
-1/2 adet limonun suyu
– 5 adet tane karabiber
– Tuz

Yapılışı
Sülünesleri bıçakla iki yana açın ve akar soğuk suyun altında kumları gidinceye kadar yıkayın. Sac tavada tereyağını ısıtın, sülüneslerle birlikte kabuklarını soyduğunuz sarımsakları ve iç baklaları 4 dakika kavurun. Beyaz şarabı ilave edip çektirin. Limon suyunu dökün, 2 dakika daha çevirin. Tuz, karabiber ve ince doğranmış dereotu serpiştirip servis edin.

Bir önceki yazımız olan Youtube'da yapılan sahtekarlık hakkında! başlıklı makalemizde cem yılmaz, dj ve mehmet tez hakkında bilgiler verilmektedir.

Yorum yazın...

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz