Kraliyet düğününden Neşe Düğün Salonu’na

Lady Diana yaşarken de önemli bir ikondu ama hâlâ aydınlanmayan o trafik kazasında hayatını kaybettiğinden bu yana kitaplardan şarkılara tişörtlerden kahve kupalarına pek çok şeyin konusu oldu. Bu ay vizyona girecek “Diana” adlı film öncesinde onun popüler kültürdeki yerine baktık…

Yalnız yazarlar, müzisyenler, yönetmenler değil; limonu az gelmiş yavan kısır çatallayıp “Çarpıntı yapıyor şekerim demli olmasın” tembihleriyle açılmış çaylarını kristal bardaklardan yudumlayan kadınlar da ondan ilham aldı. Saçlar mahalle kuaföründe onun gibi kestirilip boyatıldı. Terzi Leyla’ya, elbiselerinin kalıpları çıkarttırıldı.
“Ah şu basenler bir gitse”ydi. “Onun bacakları da maşallah ne uzun”du. Mecmualardan resimleri kesildi. İç geçire geçire bakıldı. “Amaan Allah çirkin şansı versin, bir eli yağda öteki balda ama mutsuz” dendi.
Tüm dünya onu çok sevdi ama Türk kadınlarının Prenses Diana aşkı başkaydı. 31 Ağustos 1997’de Paris’te geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybettiğinde bir tek onlar arkasından helva kavurdu. Lady Diana tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de büyük bir ikondu. Öldü, durum gram değişmediği gibi, hırsla patpatlanan kırlentler ya da şanslı güne denk gelen kekler gibi nefisçe kabardı.
Kabarmakta olan kekin son
“fos”u Galler Prensesi Lady Diana’nın hayatını anlatan bir film. Bu ay vizyona girecek. Oscar adayı “Downfall / Çöküş”ten (2004) hatırladığımız Alman Yönetmen Oliver Hirschbiegel’in son filminde Lady Di’yi İngiliz oyuncu Naomi Watts canlandırıyor. Kraliyet ailesi filme tam da beklendiği gibi şiddetle karşı çıkıyor ama İngiliz halkı “Diana”nın 5 Eylül’de Londra’da yapılacak galası için şimdiden hazır.
O gece Leicester Meydanı’nda binlerce kişi olması bekleniyor.

Kraliyet düğününden Neşe Düğün Salonu’na
Fakat kekin üzeri dediğim gibi
fos fos, bu film sadece son örnek, diğerlerine bakalım. Lady Diana, prenses olmadan evvelki adıyla Diana Frances Spencer, aristokrat Spencer’ların dört çocuğundan biri. Ailesinin mal varlığına rağmen çalışmak isteyen, Galler Prensi Charles’la evlenmeden önce kreşte bakıcılık yapan biri. Ancak Spencer’lar yüzlerce yıldır kraliyet ailesi ile yakın ilişkide ve kızlarının Charles’la evlenmesini uygun buluyor. 29 Şubat 1981’de St. Paul Katedrali’nde yapılan törenle Diana ve Charles evleniyor. Diana’nın
7.5 metrelik kuyruğuyla çok konuşulan gelinliği uzunca bir süre dünyanın her yerinde gelinlerin favori modeli oluyor. Neşe Düğün Salonu, Üsküdar Evlendirme Dairesi de bu modelden geçilmiyor.
Tozlu monarşinin “taze gelin”i bu vakitten sonra artık saçı başı, eteği ceketiyle, hamile hali, çocukları William ve Harry ile pozları, mavi mayosu, inci küpeleri, soğuk ama içten tavırlarıyla dört dörtlük bir popüler kültür figürüne dönüşüyor.

Saplantılı, blumik ve aykırı bir prenses
Prens Charles aşk yaşamıyla her zaman medyanın gündeminde. Prenses Diana bütün bunları görmezden geliyor. Zaten kocasıyla vakit geçirmekten hoşlandığı da söylenemez. Genelde, aşırı düşkün olduğu çocukları ya da arkadaşlarıyla… Queen’in solisti Freddy Mercury de bunlardan biri. Bir keresinde Mercury prensesi erkek kılığına sokup gey bara götürüyor. Bu sır ancak, aykırı prensesin ölümünden sonra ortaya çıkıyor.
Ne kadar umursamadığını söylese de Diana hassas bir kadın. Derdinden kilo veriyor, sonra blumia hastalığına yakalanıyor. Son aşamada ise
kendine kesici aletlerle zarar vermeye başlıyor. Evliliğin yürümeyeceğini anlayınca da saraydan ayrılıyor.
Prens Charles buna dünden razı,
o gençlik yıllarından bu yana Cornwall Düşesi Camilla’yı seviyor. Ancak resmi boşanma için 1996’ya dek beklemeleri gerekiyor.
İlk biyografisi 16 Temmuz 1992’de Andrew Morton tarafından yazılıyor. Diana kraliyet ailesinin iç yüzünü bilen biri olarak tüm dünyanın ağzının içine baktığı bir kadına dönüşüyor. Nitekim o da bunu bildiği için BBC’ye evliliği hakkında bir röportaj veriyor. Camilla’yı kastedip, “Bu evlilikte biz üç kişiydik, yani biraz kalabalıktı” dediğini aynı anda 22.8 milyon kişi duyuyor.
Boşandıktan sonra gerçek aşkı aramak için kolları sıvayan Lady Di (Lady kendisine evlenmeden önce ailesi tarafından verilen sıfat, boşanınca kaybetmiyor) önce Pakistanlı kalp cerrahı Hasnat Khan’la birlikte oluyor ancak bu ilişki uzun sürmüyor. Ardından Mısırlı yapımcı ve işadamı Dodi Al Fayed’le aşk yaşıyor. Güney Fransa’daki tatillerinin her karesi tabloid basın tarafından manşete taşınıyor.
Herkes, esas oğlanla esas kızın aşkına onlardan daha çok sevinen Cevat Kurtuluş misali, prensesin sonunda gerçek aşkı bulduğunu konuşuyor. Ancak ikili Paris’te paparazziler tarafından kovalanırken geçirdikleri trafik kazasında ölüyor. Cenazesi, en çok izlenen televizyon yayını oluyor. 2.5 milyar insan aynı anda ağlıyor.

Yıldızlar her zaman,   her yerde parlar
Lady Di için Trafalgar Meydanı’na dev boyutta dijital anma metni konuluyor. Mumlar yakılıyor, İngiliz gülleri yollara saçılıyor, Elton John “Candle In The Wind”i onun için söylüyor. Ölümünün ardından hemen bir “tribute” albüm çıkıyor; “Diana Princess of Wales Tribute”ta George Michael’dan Eric Clapton’a, Michael Jackson’dan Whitney Houston’a, Spice Girls’den Mariah Carey’ye başka bir proje için asla bir araya getirilemeyecek ünlüler şarkı söylüyor. Ölümünden sonra Prenses Diana hakkında onun hayırsever, asi, hüzünlü, âşık yönlerini anlatan binlerce kitap yazılıyor. Kahve kupaları, yastıklar, tişörtler, çantalar
o ünlü ölçülü gülümseyişiyle süsleniyor. Lady Di bebekleri, takıları, tabakları yok satıyor.
Diana Spencer kraliyet
ailesinin içine hiç karışmasaydı
bu kadar popüler olmayacaktı şüphesiz ama daha belki daha
mutlu olacak, daha uzun yaşayacaktı. Belki de kuzeni Audrey Hepburn gibi sinemaya atılacak, yine popüler bir ikon olacaktı. Ağabeyinin cenaze töreninde
dediği gibi, çünkü yıldızlar her zaman, her yerde parlar.

Tam bir “asi prenses”ti…

Lady Di’yi neden bu kadar çok sevdik? Çünkü o zamana kadar kraliyet ailesinden kimse onun gibi yapmamıştı. Prenses Diana, monarşinin tüm o şaşaalı geleneklerini pek de umursamaması, hatta hadi söyleyelim, bunlarla medya yoluyla dalga geçmesi, “kaynanası” Kraliçe Elizabeth’in “Elalem ne der?”lerini bir kulağından buyur edip ötekinden kışkışlaması, canının istemediği bir şeyi sırf saray kuralları gerektiriyor diye yerine getirmemesiyle, yani kasıntı saray halkına rağmen varaklı aynalar arasında tam bir “asi prenses”ti. Aşık oldu, saklamadı, gezdi, tozdu, mavi mayosu ve yeni sevgilisiyle Akdeniz’in tuzlu suyunda yüzdü, güneşinde bronzlaştı, sarıldı, ağladı. İngiliz gazeteleri onu çarşaf çarşaf basarken, o beyaz çarşaflar arasında sevişiyordu.

 

Bir önceki yazımız olan Hande Yener Youtube sahtekarlığı mı yaptı? başlıklı makalemizde atiye, Barbaros ve Bedük hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *