Kollarını açmış gitme der gibi

Hannover’de metruk bir bina. Yıkılıyor, dökülüyor. Cama elimi dayayıp içeriye bakıyorum tanıdık bir yüz… Kollarını açmış bir başına öylece duruyor, ağlayacağım!

Kısa bir tatil için Almanya’dayım. Hannover’de Expo’nun düzenlendiği alandan geçerken, büyük tantanalarla yapılan Türk pavyonuna bir girip bakayım dedim. Hatırlarsınız, 2000’de burada dünya fuarı düzenlenmişti. Her ülke kendi binasını inşa etmişti. Bizimkini de Tabanlıoğlu Mimarlık… Doğal ahşap kafesle yapılan dış mimari diğer ülkelere parmak ısırtacak kadar lüks ve detaylıydı. İçini saymıyorum bile… Plan, fuar sonrasında da bu binayı çok amaçlı bir salon olarak kullanmaktı.
Aradım taradım bizim binayı buldum. Tanınmayacak halde. O günden beri kapısını çalan olmamış.
Tek başına duruyor
Duvardaki İznik çinileri sökülmüş, etrafını yabani otlar bürümüş, bina çürümüş, tesisat kullanılamaz halde. Türkiye’nin en iyi 10 heykeli arasında gösterilen, İlhan Koman’ın 1980 yılında yaptığı Akdeniz’in replikası içeride bir başına duruyor! Tam kapının önünde kollarını açmış, “Biri bizi kurtarsın” der gibi…
Bu arada diğer ülkeler pavyonlarını ne yapmış derseniz, kimi bizim gibi bırakmış gitmiş kimiyse acayip iyi değerlendirmiş, Hani Tom Jones’a “Sex Bomb” şarkısını veren aranjör-besteci Mousse T (Mustafa Gündoğdu) var ya, binalardan birini 2.5 milyon Euro’ya alıp stüdyosunu buraya taşımış. Burada dünyaca ünlü yıldızlar albüm kaydı yapıyor, partiler düzenleniyor. Bir başka yere de tasarım yüksek okulu açılmış.

HER MASAL MUTLU BiTMEZ
Kanadalı fotoğrafçı Dina Goldstein masal kahramanlarının da karamsar sonları olabileceğine karar vermiş. Sonra da kematorapi nedeniyle saçlarını kaybetmiş Rapunzel’i, dört çocuğu ve ilgisiz kocasıyla Pamuk Prenses’i, alkolik olan Külkedisi’ni ve daha pek çok çocukluk kahramanımızı mutsuz sonla fotoğraflamış.
Çocuklar için travmatik bir durum tabii ama bizler için hayatın ta kendisi. Prens tek tek evleri dolaşacak da o ayakkabının ayağına uyduğu kızı bulacak da… Bırak kapı kapı aşkını aramayı, gerçek hayatın adamları telefonunu aramaya üşeniyor!
Goldstein, “Çocukluğumda masalların sonundaki ‘Ve sonsuza kadar mutlu yaşadılar’ sözüne inanmazdım” demiş. Ben de inanmadım. Benim çocukluk masallarım zaten mutlu sonlarla bitenlerden değildi. İçinde belki kemoterapi yoktu ama soğukta donarak ölen “Kibritçi Kız” vardı, kaşağıyı kendisinin kırmadığını ispat edemeden ölen Hasan ya da “Al şu diyetini” diye sol kolunu kesip Hacı Mehmet’in önüne atan Koca Ali ve “Tanrı Misafiri” vardı.
Goldstein, bazı kahramanlara dokunmamış, onlar hala bıraktığı yerde duruyor. Hazır Almanya’dayken ve tam da bu masalları konuşurken biri, “Bremen buraya bir saat uzaklıkta gidelim de mızıkacılara bak” dedi. Hiç üşenmeden atladık hızlı trene, mızıkacıları görmeye Bremen’e. Meydanda duruyor bizim dört kafadar. 1953’te yapılmış bu heykel ve Bremen’in simgesi olmuş. Minicik bir şey, albenisi de yok ama değer vermişler, sahip çıkmışlar hikayelerine, anıt gibi koymuşlar oraya. “Ne işe yarar?” derseniz, beni bile Hannover’den Bremen’e götürecek kadar turist topluyor…

 

ipek durkal

Bir önceki yazımız olan TRT ve Bekir Develi başlıklı makalemizde bekir develi, doping uzmanı ve emin ergen hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *