KCK sanıklarına genel af

Balyoz davası süresinde içeride yatan askerlerden onlarca, hayır yüzlerce mektup geldi. El yazısı, küçük küçük harflerle, sayfalarca dert anlatan mektuplar. Mektupların ardı arkası kesilmiyordu; kim bilir benden başka kimlere gitmişti bu mektuplar. Çoğunu okudum. Bir bölümünü daha sonra okuyup bana özetlemesi ricasıyla anneme verdim; ancak çok etkilendiği için bu projeden sonra vazgeçtim.
Mektupları yazan subaylar, Hasdal ya da Silivri’de yatmaktaydı. Bir ara davayı merak ettim; ancak giden tüm muhabirler Silivri’de koca bir spor salonunda yüzlerce subayın yargılandığı salonda olmanın, sarsıcı ve dramatik olduğunu söyledi. Vazgeçtim.
Şöyle bir genelleme yapılabilir mi bilmiyorum ama gelen mektupların üslubundan bir sonuca varılacaksa, bana Karacılar umutsuz, Havacılar şöyle-böyle, Denizciler ise son derece mücadeleci geldi. Muhtemelen birçoğu, gece gündüz demeden parmakları kopana kadar mektup yazıyordu. Kimileri 2003 yılında o meşhur plan seminerine bile katılmadığını, hatta o yıllarda Türkiye’de bile görev yapmadığını anlatıyordu. Yer, zaman, mekan vererek. Herhangi bir darbe planında yer almadıklarını, isimleri bir Word belgesinde çıkmış olsa dahi kendilerine deklare edilmiş bir görev olmadığını söylüyorlardı.
Bu subaylardan hangileri dün verilen Yargıtay kararıyla beraat etti, hangilerinin tutukluluğu hala devam ediyor henüz bilmiyorum. Mesela Yargıtay, o dönem yurtdışında olan, seminerde olmayan, ancak ismi imzasız bir ‘Görevlendirme’ belgesinde geçen bir subayın akıbetine ne karar verdi? Seminerde olup da yargılanmayan, olmayıp da yargılanan insanlar var. Ne tür kriterlerle karar verildi? Yargıtay, zamanlama hataları, bazı CD’lerin 2003 sonrası üretildiğine dair kuvvetli şüpheler ve hiyerarşik ilişkiler konusunda ne yaptı?
Bunları, önümüzdeki günlerde kararın detaylarını inceledikten sonra konuşacağız. Ancak dün gerekçeli karar çıktıktan sonra yapılan yorumlar, Yargıtay’ın önce bavulla gelen ve ardından Gölcük’te ele geçen dijital belgelerle ilgili itiraz ve soru işaretlerini kabul etmediği yolunda.
Sahiden böyle ise, bu karar çok tartışılır, çok sorgulanır… Daha da önemlisi, kamuoyunun bir kısmını ikna etmez.
Kuşkusuz sanıkların bundan sonra başvurabileceği Anayasa Mahkemesi ve AİHM süreçleri var.
Ancak ben özel yetkili mahkemeler, Yargıtay, Anayasa Mahkemesi ve ortadan bıçak gibi bölünmüş bir kamuoyunun yarattığı keşmekeşin, normal hukuki prosedürlerle temizlenebileceğini sanmıyorum. İş, karman çorman hale geldi.
Bu noktada artık Türkiye’nin KCK sanıkları ve diğer siyasi davaları da kapsayacak bir ‘genel af’ projesini konuşmaya başlaması lazım.
Biliyorum aranızda ”İşte! Zaten başından beri hükümetin asıl amacı genel af ilan edip PKK’lıları çıkarmak” diyenler var. Hükümet neyi, neden, nasıl yapar hiçbir fikrim yok. Bilmek de istemiyorum. Ancak ben bugünkü kutuplaşma, bugünkü bölünmüşlük, bugünkü hukuk karmaşasından ancak herkesi kapsayacak bir genel af ile çıkabileceğimizi düşünüyorum. Bu ağırlıklarda, bu yaralarla yaşanmıyor artık. Evet utanmadan söylüyorum: Subayların da, KCK’lıların da, Mustafa Balbay’ın da faydalanabileceği bir büyük helalleşmenin zamanı geldi.
Daha iyi bir fikri olan varsa, çıksın söylesin.

Aslı Aydıntaşbaş

Bir önceki yazımız olan Tanrı Parçacığı ve kozmik bulmaca başlıklı makalemizde Atomaltı parçacıkları, CERN ve higgs bozonu hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *