Kayahan’ın hayat hikayesi

Müzisyen olacağını duyan babası onu silahla kovalamıştı ama o zorlu yılların sonunda, Nilüfer’le kurduğu ortaklığında sayesinde şeytanın bacağını kırdı, Türkiye’nin en pahalı bestecisi oldu. İkilinin 1984’te başlayan ilişkisi 2000’li yıllarda küslükle sekteye uğramıştı ama artık barıştılar, hatta birlikte sahneye bile çıkıyorlar.

Milliyet’in birincisi sayfası, 1986 yılının 13 Ekim’i… Gencecik bir Nilüfer, yüzünde müthiş bir mutlulukla elindeki ödülü kaldırıyor, yanı başında da gözlüklü, ince bir Kayahan gülmekte… “Nilüfer sevinçten uçuyor” başlığı da cuk oturmuş, uçuyor sahiden. Sebep? Antalya’da düzenlenen Akdeniz Müzik Yarışması’nda 141 ülke arasında birinci olmuş. Kayahan’ın iki senede yazdığı, “Onu Nilüfer’den daha iyi kimse söyleyemez. Nilüfer’in ses bedeninin ölçüleri alınmıştır. Üzerine tastamam oturan, dikişlerinin gözükmediği bir şarkıdır” dediği “Geceler” ile.
Nilüfer’den duyduğumuz ilk Kayahan şarkısı değildi bu. 1984’te “Kar Taneleri”yle başlamıştı serüven… Ve 15 sene gibi bir süreye ne “Esmer Günler”, ne “Sokak Kedi”leri, ne “Mor Menekşe”ler ne “Melankoli”ler sığdıracaklardı. Kayahan’ın 2008 yılında mahkeme kararıyla getirttiği yasaktan beri Nilüfer’den ağız tadıyla dinleyemediğimiz ne şarkılar…
2014 yılında çıkan “Kayahan Şarkıları” saygı albümünde Nilüfer’in “Bir Garip Serçe”yi söylemesiyle esmeye başlayan dostluk rüzgarları, birlikte verilecek bir 14 Şubat konserini getirdi. Kayahan’ın sağlık durumuyla ilgili tatsızlıkların üzerine ilaç gibi bir haberdi bu. Çünkü biz onları, TRT’nin o acemice arkalarına serdiği papatya ve gelincikli fon önünde birbirlerine bakarak “Olmalı Olacak İstiyorum”u söyledikleri masumiyet günlerinden beri yan yana görmeyi sevmiştik. Düşmanlık yakışmıyordu onlara.
Daha o zaman Kayahan “büyük usta” olmamıştı. 37 yaşındaydı ve anlatırken ikiye ayırdığı yaşamının zorluklarla geçen ilk yarısını tamamlamak üzereydi.

Gece pavyonda çıktı, öğlen dondurma sattı
1949’un 29 Mart’ında Albay Süleyman Açar ile Firuzan Hanım’ın oğlu olarak İzmir’de dünyaya gelmiş, Ankara’da büyümüştü. İlkokulda önce bir saz geçirmişti eline, ardından melodika ve en nihayet gitar… O günden sonra kucağından indirmeyeceği, günde en az sekiz saat çalacağı kadim dostu gitar… Müzik yarışmalarıyla lise yıllarında tanıştı. Ailesinden destek görmedi müziği meslek edinme konusunda. Hatta
1983 yılında TV’de Yedi Gün dergisine, babasının müzisyen olmak istediğini duyunca onu silahıyla kovaladığını anlatıyordu. Ve buruk bir şekilde
“Müzik bize hiçbir şey vermedi, bir milyon borçtan gayrı” diyordu yine de hakkını teslim ederek: “Ama vereceğine de söz vermemişti ki…”
Ankara diskoteklerinde gitarıyla günün popüler şarkılarını çalıp söylediği bir gün; liseli Kayahan, ortaokul üçüncü sınıf öğrencisi Nur’la tanışmış, 8 Mart 1973’te de nikah masasına oturmuştu. 1974’te ise Beste doğmuştu. Meşhur
“E bebeğim e” ninnisinin kırmızı pabuçlu kızı… Ki o kırmızı pabuçların ne güçlüklerle alındığını, o evin ne zor döndüğünü Nuriye Akman’a anlatmıştı yıllar sonra: “Ben Beyaz Fil Pavyon, Yeni Pavyon, As Kulüp, Şato Yazar’da çalışacağım. Geleceğim, yatacağım, Beste’yi göreceğim, ondan sonra öğlen kalkacağım Yukarı Ayrancı’da bir okulda dondurma ve tost satacağım. Sonra gelip biraz daha uyuyacağım. Ondan sonra yine pavyon… Ben o zamanlar sadece eve ev kirasını ve yiyecek parasını getirmek için çalışmak zorundaydım.”
Ama uykusundan fedakarlık edip beste yapmayı da ihmal etmedi. 2011’de Şebnem Özcan’a “Ben bestecilikten para kazandırmaya başlayan insanım” diyecekti: “Akıl almayacak paralar aldım bestecilikten.” Ama onun da zamanı vardı daha… 1978’di, bıyıklı, takım elbiseli Kayahan siyah-beyaz İstanbul görüntüleri arasında “İstanbul’da bir güzel, İstanbul kadar güzel” diyerek ekranda belirdiğinde. Bunu 1981’de “Bu Gece Sen Daha Güzelsin” izledi. Bıyıklarını kesmiş, gözlük, papyon ve pantolon askısı takmıştı ama şeytanın bacağını kıramamıştı henüz.

Yokluk günlerinden geçmişti, tutumlu olacaktı
1984’te Nilüfer’le uzun soluklu ortaklığı başladı. 1987’de ise yıllardır biriken besteleri “sahibinin sesinden” gün yüzüne çıktı. “Benim Şarkılarım”dı albümün adı. “Esmer Günler” de vardı içinde, “Geceler” de, “Kar Taneleri” de, “Acıkmışım Sevgine” de… İlk kez duyduğumuz ama kısa süre içinde Nilüfer’den de dinleyeceğimiz sıfır şarkılar da… Zaten aynı şarkıyı ikisinden de dinlemek âdettendi artık. Nilüfer demek Kayahan demek, Kayahan demek Nilüfer demekti.
1989’da “Biz laf değil, müzik üretiriz” cümlesiyle duyurulan “Benim Şarkılarım 2 – Siyah Işıklar” çıktı; “Hep Karanlık”la, “Ve Melankoli”yle, “Canım Sıkılıyor Canım”la, “Mor Menekşe”yle… 700 bin satış rakamıyla ve de. Kısa sürede en pahalı bestelerin sahibi olacaktı. Kaçınılmaz olarak “Para ve şöhrete kavuştu, boşanıyor” yorumlarına sebep olacak magazin haberlerinin de kahramanı… Şarkılarında başka bir hava esmekteydi artık ve “Sarı saçlarından Lale Yılmaz suçluydu”.
1990’da “Gözlerinin Hapsindeyim” ile Eurovision’da Türkiye’yi temsil eden sanatçı, 1991’de karısından boşandı. “Yemin Ettim” albümü 1.5, “Odalarda Işıksızım” 1 milyon satarken, Kayahan 15 Ekim 1992’de 27 yaşındaki Lale Yılmaz ile Savarona yatında Özal çiftinin şahitliğinde evlendi. Bu aşkın şarkılarını (Başta “Sarı Şekerim” olmak üzere) yıllarca dinleyecektik ama evlilik sadece dokuz ay sürdü. Temmuz 1993’te ayrılırken, “Evlilik başka, aşk ve sevda başka” diyordu Kayahan: “Belki bir aşk ve mantık çatışması oldu.”
Yeni albüm geldi hemen… “Sabahlar uzak, bu sevda tuzak”tı ve adı “Son Şarkılarım”dı albümün. Sonradan öğrenecektik ki 1990’da ilk kez kanser teşhisi konmuştu Kayahan’a. Belki ondandı, “Son Şarkılarım” deyişi…
Belki de yaşadığı aşk acısından…
Ama yazmaya devam etti…
1995’te “Benim Penceremden” albümü ve bombası “Allahım Neydi Günahım” geldi. Ardından da bu şarkıyı İbrahim Tatlıses’e 2.5 milyara verdiği haberleri… “İnsanlar benden beste alırken 500 bin, 1 milyon satmayı düşünüyorlar. 1 milyon dolar oluyor bu” diyordu İpek Durkal’a.
“Çok para istiyor” dediler, dinlemedi, “Cimri” dediler, umursamadı. Eve yürüyerek gidip geldiği yokluk günlerinden geçmişti, elbette tutumlu olacaktı. Babası bile “Senden adam olmaz” demişken en çok aranan besteci olmuştu, tabii ki karşılığını bekleyecekti. 2014’te Milliyet Sanat’ta yayımlanan röportajda Yavuz Hakan Tok’a “Hiçbir şarkım bir diğerine benzemez” diyordu: “Çünkü ben bir şarkı için günlerce, aylarca, bazen yıllarca uğraşırım. Oya gibi işlerim şarkılarımı. Söz ve müzik bir bütün olur. Biri diğerinden ayrılmaz. O kadar sağlam örerim. O yüzden de şarkılarımın bedeli bellidir.”
Bu arada albümlerine sloganlar belirlemeye devam ediyordu. Zaten “Yolu sevgiden geçen herkesle bir gün bir yerde buluşuyordu” ya, “Benim Penceremden”de “Sevenleri ayırmayın, sevenler ayrılmayın”, 1996 tarihli “Canımın Yaprakları”nda ise “Allah kimseyi sevgisiz bırakmasın”dı mesajı. Onu da bırakmadı nitekim. Vokalisti İpek Tüter ile beş yıllık ilişkinin ardından 1999’da Gömeç’te evlendi.

Hüzünlü, acılı, içe oturan şarkılar yazdı yine
“Emrin Olur”, “Beni Azad Et”, “Gönül Sayfam”, “Ne Oldu Can?”…
Art arda hem dede hem baba olan; ikinci kızı Aslı Gönül’ü 2000 yılının ağustos ayında kucağına alan Kayahan, özel hayatındaki mutluluklara rağmen hüzünlü, acılı, içe oturan şarkılar
yazmaya devam etti. 2007’de çıkan son albümü “Biriciğim’e”den sonra bir tek “365 Gün” single’ı ile avundu Kayahan sevenler. Bir yandan da kanserin nüksettiğine dair tatsız
haberler geliyordu, tek kare hastane kapısı fotoğrafıyla birlikte.
2014’te “Kayahan Şarkıları” saygı albümü çıktı. Üstelik bu daha birinci CD, sırada ikincisi de var. Ki Türk popunun en verimli bestecilerinden biri olarak bunu fazlasıyla hak ediyor. Artık Nilüfer’le de barışıp beraber sahneye çıktıklarına göre, belki Kayahan’ın hayatının üçüncü faslının başladığını düşünmek için yeterli sebebimiz vardır… “Sağlığıma mal oldu” dediği mücadele yıllarını geride bıraktığı, yine gitarıyla, besteleriyle, sevdikleriyle ve sağlıkla geçireceği yeni bir dönemdir bu…

“Yemin Ettim”i kanser yazdırdı

Kanser teşhisiyle 1990 yılında karşılaşan Kayahan, kendisine altı aylık ömür biçildiğini, bu altı ayı “Yemin Ettim”i yazarak geçirdiğini anlatmıştı: “Yaşanacak günümüz varmış. Ölüm bir ceza değildir, ben öyle düşünüyorum. Devlet hastanesine gittim, Çapa’da tedavi oldum. Söylediklerine göre 6 ay ömrüm kalmıştı. Şu anda onların verdiği sürenin üstünden 21 sene geçti. 10 sene önce tekrar etti, yine tedavi gördüm.”

Karısına albüm yapıyor

1999 yılında üçüncü eşi İpek Açar’a evlenmek için şöyle bir şart koşmuştu: “Yaptığım şarkılara ben öldükten sonra sahip çıkacak, müziği benden öğrenecek, benim bildiğimi de geçecek bir insanla birlikte olurum.” İpek Açar da “Hem hocam hem kocam” diyordu onun için ve kendisine aşırı gelen çalışma temposuna ayak uydurmaya gayret ediyordu. Kayahan şimdi karısına yapacağı albümün hazırlıklarını sürdürüyor.

Mavilim Caddesi’nden dön, Hülyam Çıkmazı

Kayahan, Balıkesir Gömeç’teki İnta Sevgi köyünde beş villayı birleştirip ev, stüdyo ve misafirhane yaptı. Adını da Gönül Köşkü koydu. Sitedeki sokakların hepsi adlarını Kayahan şarkılarından alıyor; kendisinin köşkü ise Mavilim Caddesi ile Geceler Caddesi’nin kesiştiği Güzel Hülyam Çıkmazı’nda. Bu da Hülya Avşar için yazılmış ama Avşar’ın söylemediği şarkının adı.

ASU MARO – Milliyet

Bir önceki yazımız olan Nihal Yalçın 'Beş Kardeş' dizisini anlattı başlıklı makalemizde Beş Kardeş, beş kardeş canan kimdir ve Beş Kardeş dizisi hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *