Kanserli hasta ile nasıl iletişim kurulmalı?

MD Anderson Kanser Merkezi’nde kanserin teşhisi ve tedavisi kadar iyileştikten sonraki dönem de önemseniyor. Bu son evrede sosyal yardım çalışanları devreye giriyor. Kendisi de meme kanseri atlatan Lynn Waldmann onlardan biri… Waldmann ile kanser hastalarının psikolojisini, ailenin yaşadığı zorlukları, iyileştikten sonraki hayatı konuştuk. Sevdikleri hastalananlar için paha biçilmez ipuçları verdi.

İnançlı insanların kansere karşı daha güçlü olduğu doğru mu?

Spiritüel olmak yardımcı oluyor. Kanser hastaları dini bir topluluğun parçası iseler daha iyi hissediyorlar. Yalnız olmama hissi ile alakalı…

Peki dindar olmayanlar bu süreci nasıl yaşıyor?

Bazıları aynı kalıyor. Diğerleri değiştiklerini ama değişimi tanımlayamadıklarını söylüyor. Ben hastalara her zaman inançları neyse ona tutunmalarını tavsiye ediyorum. Bu inanmamak ya da bilim de olabilir…

Sevdikleri biri kanser olduğunda arkadaşlara nasıl bir rol düşüyor?

En çok yardım etmek… Ailelere her zaman bir ‘sekreter’ seçmelerini tavsiye ediyorum. Böylece hastanın en yakınları insanlara haber salmakla uğraşmak zorunda kalmıyor. Bir organizatör olması da faydalı. Arkadaşlardan biri diğerlerini ne yapılması gerektiği, kimin hangi görevi alacağı konusunda organize edebilir. En kötüsü yardım etmek isteyip ne yapacağımızı bilememek. Oysa arabanın yağını değiştirmekten markete gitmeye kadar yapılacak birçok iş var. Bu görevleri dağıttığınızda arkadaşlar da memnun oluyor. Özellikle erkekler bu duruma bayılıyor. Duygularla uğraşmak zorunda kalmadan işe yaradıklarını hissediyorlar.

Rahatsızlık verecek kadar yardım etmek mümkün mü?

Maalesef bu konuda insanları eğitmek ailenin işi… Aile çekinmeden misafirleri kapıdan çevirebilmeli. Hasta içerde televizyon keyfi yapıyor ve kimseyi görmek istemiyorsa bile bunu yapabilmeli. Ya da mesela aynı yemekten 10’uncu kap getiriliyorsa geri verebilmeli.

Hasta ve ailesi başka insanlarla bu kadar uğraşmak zorunda mı?

Bazen hastalarla konuşurken sert davranmak zorunda kalıyorum, onlara “Ölüm kalım savaşı veriyorsun, biraz kaba olmaktan bir şey çıkmaz” diyorum. İnsanlara ‘hayır’ demek ya da ne yapacaklarını söylemekte sorun yok.

Peki tanıdığımız, sevdiğimiz biri kanser olduğunda ne diyeceğiz? Her şey normal gibi mi davranacağız?

Hayır çünkü normal değil. Bazen “Sana ne diyeceğimi bilemiyorum… Ama yanında olmak istiyorum lütfen bana yardımcı ol” demek yeterli. İnsanlar doğru şeyi söylemeye çalışmakla o kadar meşgul ki oluyor ki çoğu zaman bu yüzden aptalca şeyler söylüyorlar.

Nedir aptal laflar?

“Önemli bir şey değil… Artık herkes kanser oluyor… Eminim kolayca atlatacaksın… Kuzenimin komşusunun karısının kardeşi da kanser olmuştu…” Bunlar söyleyebileceğiniz en kötü laflar. Çoğu hasta için “Ne diyeceğimi bilemiyorum. Çok üzgünüm, yanında olmak istiyorum, bunu nasıl yapabilirim” demeniz yeterli.

Pozitif bir bakış açısı ne kadar önemli?

Kendine iyi bakmak, eğlenmek önemli. Hastalara her zaman hoşlandıkları aktiviteleri yapmalarını öğütlüyorum. Ama hastayı sürekli “Olumlu düşünmelisin” diye zorlamanın da anlamı yok. Bunu yaparsanız kötü hissetikleri günlerde vicdan azabı çekmelerine neden olursunuz. Aynı şekilde “Savaşmalısın” da her zaman iyi bir öğüt değil. Bazen savaşmadıklarında daha iyi olurlar. Bir şeyi yapmak zorunda olduğunu söylemek yerine “Savaşmak istiyor musun? Savaşmak senin için ne anlama geliyor” diye sorun.

Hasta tamamen vazgeçerse…

Olabilir. Böyle bir durumda ilk yapmak gereken şey bunun nedenlerini anlamak. Bazen insanlar ilaçların işe yaramadığını anladıktan sonra sırf aileleri istediği için tedaviye devam ediyor. Oysa zehir alıyorlar. Kalan zamanlarını kaliteli geçirmek isteseler de bunu ailelerine anlatamıyorlar. O yüzden bu seçeneği teşhis ilk konduğunda aileyle tartışmalarını tavsiye ediyoruz. Ölüm ihtimalini açıkça konuşmak herkes için rahatlatıcı oluyor.

Hangi durumlarda karardan şüphe etmek lazım?

Hasta kendini aileye yük oluyormuş gibi hissediyor ve tedaviyi bu yüzden durdurmak istiyorsa bu iyi bir neden değil.

Çocuklardan bir şey saklamayın

Çocuklara kanser konusunda dürüst olmak gerekiyor mu?

Evet, anlama kapasitelerini dikkate alarak tabii… Bazı aileler saklamaya çalışıyor ama çocuklar zaten bir şeylerin ters gittiğini seziyor. Siz nasıl onun modunu anlayabiliyorsanız o da sizinkini sezebiliyor. Gerçeği söylemek gerekiyor. Eğer siz söylemezseniz başkasından nasıl olsa duyacaklar. O zaman bir de güven sorunu oluşacak.

Konuşmak için en doğru zaman nedir?

Genelde ilk testlerin sonuçları gelip bir tedavi planı oluştuktan sonra konuşmayı tavsiye ediyoruz. Çünkü o zaman soracakları sorulara daha fazla yanıtınız olacaktır.

Peki ölüm gündeme gelmeli mi?

Evet. Zaten büyük ihtimalle sizden önce onlar bunu soracak. Bu durumda onlara böyle bir ihtimal olduğunu ama şu anda o aşamada olmadığınızı söyleyebilirsiniz. “Eğer ölüm riski oluşursa sana haber vereceğiz” denebilir. Daha sonraki haftalarda ve aylarda da fazla detaya girmeden gelişmelerden haberdar etmek onları rahatlatacaktır. “Bir ilaç denedik, işe yaramadı, şimdi başka bir ilaç deneyeceğiz” gibi basit açıklamalar yeterli.

Kanseri yenenlerin yargıları değişiyor

Kanser atlatan insanlar eskisi gibi olabilir mi?

Hayır. Aksine bence birçoğu çok daha iyi oluyor. Hayata daha farklı bakıyorlar. Küçük şeyleri kafaya takmıyorlar. Değer yargıları, öncelikleri değişiyor.

Sorun yaşayanlar olmuyor mu?

Araştırmalar kanseri atlatan her üç kişiden ikisinin hayatına normal bir şekilde devam ettiğini gösteriyor. Ancak üç kişiden biri psikolojik olarak sorun yaşıyor. İnsanlar iyileştiklerine inanmakta zorluk çekiyor, rahatlamak için kendilerine izin vermiyorlar.

Altta yatan başka sorunların etkisi var mı bunda?

Bazılarında, hepsinde değil. Çoğu kişi için kanser korkusunu yaşamış olmak yetiyor. Diğerlerinde ise kanser tedavisi sırasında üstü örtülen sorunlar, özellikle ailevi sorunlar, iyileştikten sonra ayyuka çıkıyor.

Aileler de bunun etkilerini yaşıyor olmalı…

Eskiden insanlar iyileşir iyileşmez konunun kapandığını düşünürdük. Şimdi biliyoruz ki bu yolculuk ‘kanser’ kelimesini duyduğunuz anda başlıyor ve hep devam ediyor. Aileler de bunu böyle yaşıyor. Hastaya tek başına bakmak, çocuklarla tek başına ilgilenmek, evi tek başına geçindirmek… Bunlar çok zor. Kanseri atlattıktan sonra hasta bunu bir noktada kabullenip önüne bakıyor. Ancak ona bakan kişi 1-2 yıl daha nefesini tutmaya devam ediyor. Araştırmalar bakıcı konumundaki kişinin hastalıktan ortalama 5 yıl sonra büyük bir depresyon geçirebildiğini gösteriyor. Onların da bütün hayatı değişiyor, üstelik herkes hastayla ilgileniyor. İyileşme sürecinde ise iyice yalnız kalıyorlar.

Hasta iyileştikten sonra sevenleri ona nasıl yaklaşmalı?

En kötü şey “Artık bunları konuşma” demek. Bazen insan iyileştiği halde kanserden bahsetmek isteyebiliyor. “Nasılsın? Ben hâlâ bazen hastalık zamanını düşünüyorum… Sen de düşünüyor musun?” demek yeterli.

Çocuklar kolayca toparlayabiliyor mu?

Onlar hasta-lığın agresif evresinin bitmiş olmasından dolayı çok rahatlıyor. Ancak yakını kaybetme korkusu devam ediyor.

Lokal tedavide gelecek proton terapisi olabilir

MD Anderson’da 200 tonluk bir makine protonları üretiyor. Operasyon odalarının arka bölümündeki bu makineden her hastanın ihtiyacına özel hızda ve şekilde proton verilebiliyor. Hastalar genellikle 2-6 hafta boyunca, haftada 5 kez tedaviye geliyor.
MD Anderson her gün 110 hastaya proton terapisi uyguluyor.

Kanser tedavisinde radyoterapi yani iyonlaştırıcı ışınların kontrollü, bölgesel olarak kullanılmasını sağlayan yöntemler yıllardır hayat kurtarıyor. Ancak şimdilerde MD Anderson Kanser Merkezi’nin de dahil olduğu 40 kadar merkezde proton tedavisi uygulanıyor.

Sağlıklı doku az zarar görüyor

Hastanenin proton terapisi merkezini gezerken medikal fizikçi Richard Amos, önümüzdeki 5-10 yıl içinde proton tedavisinin standart hale geleceğini savunuyor. Zira radyoterapide kullanılan ışınlar vücuda girdiğinde en etkin evrede oluyor. Tümöre ulaştıktan sonra sağlıklı dokuda ilerlemeye devam ediyor. Proton tedavisinde ise protonlar tümöre ulaştıklarında maksimum etki gösteriyor, sağlıklı dokuya ise hiçbir etki göstermeden yok oluyorlar. Dolayısıyla sağlıklı doku çok daha az zarar görüyor. Amos, özellikle çocuk, prostat ve meme kanserlerinde bunun paha biçilmez olduğunu söylüyor.

Radyoterapiye göre pahalı

Mesela meme kanserinde radyoterapi uygulandığında ışınlar tüm memeye yayılıyor. Oysa protonlarla yalnızca tümörün çıkarıldığı bölgeye tedavi uygulamak mümkün. Aynı şekilde akciğer kanserinde proton tedavisi sağlıklı ciğerin korunmasını sağlıyor.
Richard Amos’a proton terapisine getirilebilecek eleştirileri sorduğumuzda samimiyetle aklına bir şey gelmediğini söylüyor. Henüz çok yeni olan proton terapisinin etkilerinin bilimsel olarak kanıtlanması için 20-30 yıla ihtiyaç duyulduğunu kabul etmekle birlikte protonların vücutta daha kontrollü yayıldığını hatırlatarak “Mantıken radyoterapiden kötü olması mümkün değil. Bir fizikçi olarak ben daha iyi olduğuna inanıyorum” diyor.
Şimdilik dünyada az kullanılan bir yöntem olduğu için proton terapisi radyoterapiye göre daha pahalı. Ancak Richard Amos yan etkileri daha az olduğu için uzun vadede bu fiyat farkının önemini yitirdiğini söylüyor.

 

Bir önceki yazımız olan Mastektomi Operasyonu'na Angelina katkısı! başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *