Kadın tellak ‘Natır’ belgeseli

Pazartesi okullar açıldı, ölümcül Suriye sınır krizi sürüp gidiyor. Pazartesi de gece saat 22’yi çeyrek geçe gizli çalışan bir kaportacı dükkânından dışarı çıkan bir özel taksi freni tutmadığı için park etmiş 6 taksiye arkadan çarptı, hepsini hurdahaş etti.
Üstelik orası Pazar yeriydi. Esnafın çoğu gitmiş kalanlar da freni tutmayan taksinin hışımına uğrayarak hafif yaralanmışlardı.
***
Haftanın yine yaklaştık sonuna; 9’uncu ayın da 4’üncü haftasına…
İstanbul’da yaşayanların başları da, adımları da iyice ağırlaşmış olmalı; hafifletmek de bizlere düşer dersek, başarabilir miyiz?
***
Giresun’da adamın biri bir ceviz ağacının altında uzanmış yatıyormuş. Bir yanında da 2 kişinin zor kucaklayabileceği balkabağı tarlaları; incecik yeşilliklerle toprağa bağlı uzanıp gidiyormuş.
***
Adam angut bir sayıklamayla koskoca ceviz ağacının dallarından bir avuçluk sarkan yeşil taze cevizlere bakarak:
– Adalet Doğa’da da, gerçekte de yok, demiş. Koskoca balkabağı yerde incecik bir yeşillikle toprağa bağlı; soyulunca bir lokmacık olacak taze beyaz ceviz ise koskoca asırlık bir ceviz ağacına.
***
Tam o sırada hava dalgalanmasıyla bir ceviz düşmüş adamın alnına.
Adam sağa sola yıkılır gibi olup zor bela ayağa kalkmış:
– Tanrı’nın işine karışmamak gerek, demiş; o biliyor ne yaptığını. Sadece biz kulları bilmiyoruz.
***
Aynı şeyi 7’nci yüzyılda Yunus Emre de söylemişti hem de ağızdan; şifahi olarak yani:
Doğduk bir dünyaya kim yalan
Sürüp giden bir imtihan
O da yalan bu da yalan
Var biraz da sen oyalan
***
Pazartesi günü de ora saatiyle 2’yi çeyrek geçe, siyahi bir asker girdi Washington civarında 3 bin uzmanın çalıştığı deniz kuvvetlerinin gemilerini ve teçhizatını yapan fabrikaya ve tabancasını çekip 14 kişiyi öldürdü. Kendisini de öldürüldü.
Şimdi FBI daha gerçekçi ayrıntıları araştırıyor.
***
Sonbaharın sararıp solan romantikliği yeryüzündeki bütün şairlere değişik şiirler yazdırmıştır.
Yahya Kemal de şöyle yazmıştı:
Ölmek değildir ömrümüzün en feci işi
Müşkül odur ki, ölmeden evvel ölür kişi.
***
Cahit Sıtkı ise, çevirmen olarak çalıştığı Çalışma Bakanlığı’nda, sıkılınca Rahmetli annem gibi:
– Allah canımı alsa da kurtulsam dememiş, şunları yazmıştı:
Öldük ölümden bir şeyler umarak
Bir büyük boşlukta bozuldu büyü
Gök mavisi, dal yeşili, kuş tüyü;
Alıştığımız bir şeydi yaşamak.
***
Verlaine de baharı şöyle yazmıştı:
Dışarıda yağan yağmur,
Asıl kalbimin içinde ağlıyor.
***
Sonbahar’da okullar açılınca bize de hamasi manzumeler ezberlettirirlerdi. Ne dediğimizi anlamadan ezberler ve işaret parmağımızı sallaya sallaya okurduk. Biri de Kemalettin Kamu’nun hamasi şiiriydi:
Tuna’dan döneli bizim ordular
Akmıyor yerinde duruyor sular
Dedemin kanından damlalar mı var
İçtim kana kana içtim Tuna’dan

Bir önceki yazımız olan Birkaç yıldır Bodrum’a gidemiyoruz başlıklı makalemizde Akyarlar, bodrum ve Erdal Dumanlı hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *