Kürşat Başar ve Sibel Tüzün’den yeni programı

Gazeteci-yazar Kürşat Başar ile müzisyen Sibel Tüzün, Patika  Bar’da “Bir Aşk Hikayesi” isimli bir programa başladı. İkili her perşembe farklı tarzlarda, aşkın hallerini anlatan şarkılar seslendirecek

Müzisyen Soner Olgun’un 17 yıldır, cuma ve cumartesi akşamları sahneye çıktığı Patika Bar, bundan böyle perşembe akşamları gazeteci-yazar Kürşat Başar ile müzisyen Sibel Tüzün’ün “Bir Aşk Hikayesi” isimli programına ev sahipliği yapacak. “Keşke Burada Olsaydın” albümünden sonra çalışmalarını iyiden iyiye müziğe kaydıran Başar ile en son “Survivor”la ekranlarda olan Tüzün bu programda Türk Sanat Müziği’nden Türk halk müziğine, poptan caza, sambadan rock’a, bossa nova’dan oyun havasına pek çok farklı tarza yer verecek ve aşkın hallerini anlatan şarkılar seslendirecek. İkiliyle bir prova sonrası mekanda bir araya geldik.

Nereden tanışıyorsunuz siz?

Kürşat Başar: Rock albümü çıkardığı dönemde bir röportaj yapmıştım Sibel’le,
öyle tanıştık. 96’ydı sanırım.
Sibel Tüzün: Sonra ara ara görüştük hep.

Birlikte bir proje yapalım fikri nasıl oluştu?

Kürşat B.: Bir gün Soner Olgun “Birçok yerde çalıyorsun, Patika’da da çalsana” dedi.
Sibel T.: Aynı teklifi bana da yaptı Soner. Sonra da bunu Kürşat’la birlikte yapma fikri doğdu.

Programın bir konsepti var; “Bir Aşk Hikayesi”…

Kürşat B.: Evet, geçmişten bugüne aşk şarkıları çalıyoruz. Türk Sanat Müziği de var, Türk halk müziği de… Pop da var, caz da, rock da… Samba, bossa nova da var, oyun havası ritimleri de… Tarkan şarkısı da var, Teoman Alpay bestesi de… Yıldız Tilbe de var, Sezen Aksu da… Tabii ki Sibel’in, benim ve bütün bu projelerimizle çok yakından ilgilenen Zeynep Talu’nun besteleri de var. Aşkın farklı hallerini anlatıyoruz aslında
bu programda.
Sibel T.: Kürşat müzisyenliğinin yanında yazar olarak da katkıda bulunacak programa. Yazdığı aşk kitapları kılavuz mahiyetinde çünkü. Onun aşkla ilgili derin bilgisinden, tecrübelerinden faydalanacağız elbette.
Kürşat B.: Sibel sahnede hesap soracakmış bana; “Sen bizi bunlarla kandırdın yıllarca, böyle adamlar yok” falan diyor.

“Güzel yazıyorsun ama bulan var, bulamayan var”

Bir de şov kısmı olacak programın…

Kürşat B.: Evet, doğaçlama…
Sibel T.: Madem yazdın bu kitapları şimdi de biraz terapi yapacaksın. Çok güzel aşklar anlatıyorsun, iyi hoş da… Bulan var, bulamayan var.
Kürşat B.: Ne bitmez çilem varmış, hem orkestra kur hem saksafon çal hem kitap yaz… Bir de üstüne terapi istesinler!
Sibel T.: Nahif nahif şarkılar seçiyorsun bir de; “Birkaç mektup, birkaç resim” falan… Şimdi kalmadı ki bunlar. Yok, Whatsapp’ta en son ne zaman görünmüş, yok Twitter’a ne yazmış… Bu yeni durumlarla ilgili bir şeyler yazmana ihtiyacımız var. Bir yol göster, abilik yap Kürşat!
Kürşat B.: Ben bunların dışında kalabileyim diye son romanımı 1950’lere taşıdım Sibel…
Sibel T.: Tarih yazma artık zaten. Bilimkurgu da yazma. Yazdığın aşklar yok çünkü gerçekte. O yüzden biraz bilimkurgu oluyor. Gerçekleri yaz, biz de rahat edelim.

Siz okurdunuz o zaman Kürşat Bey’in kitaplarını…

Sibel T.: Tabii. Kürşat’ın yazılarını okumak için Yeni Yüzyıl alırdım ben. Çevremdeki bütün kadınlar öyle… Kürşat Başar’la bir projeye başlıyoruz dediğim bütün kadın arkadaşlarım ellerini kavuşturup hülyalı hülyalı bakarak Kürşat’ın yazdığı satırları andılar. Yok efendim yazdığı bir karakter Paris’te otel odasına güller getirtmiş falan…

“Ben sana soruyor muyum aşk hayatını?”

Çıtayı bu kadar yükseklere koymanın özel hayatınıza yansıması nasıl oluyor?

Kürşat B.: Kendi başını kendin belaya sokmuş oluyorsun. Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun eşi Leman Hanım’a sormuşlar bir gün; “Böyle yazan bir yazar kim bilir ne romantiktir…” diye. O da “Evladım
bu yazar milleti her şeyi kitabına koyar, sana evde hiçbir şey kalmaz” demiş, benimki de
o hesap. Bu iş bir anlamda göz boyama sanatı. Sihirbazlık gibi… Nasıl David Copperfield’ın gerçekten uçmasını beklemiyorsanız, benden de böyle şeyler beklemeyeceksiniz.
Sibel T.: Aslında ip var diyorsun yani?
Kürşat B.: Evet, aslında ip var tabii!

Madem programın adı “Bir Aşk Hikayesi”, aşktan devam edelim…

Sibel T.: Benim beş ay önce yeni bir sevgilim doğdu; Çınar. Kızım da 8.5 yaşında. Aşkın başka bir halini yaşıyorum şu an ben.

Sizde durum nedir?

Kürşat B.: Ben sana soruyor muyum Gülizcim aşk hayatını? Bak sana başka bir haber vereyim, az önce bir telefon geldi, kitaplarımdan “Sen Olsaydın Yapmazdın Biliyorum”, o da bir aşk hikayesi biliyorsun, film oluyor. Serdar Akar çekecek.

Benim çocuklarım da kitaplarım, filmlerim diyorsunuz yani…

Kürşat B.: Aynen öyle.

Sibel Tüzün: “16.30-20.30 arası beni kimse aramaz”

Gün, sabah 6’da başlıyor benim için. Oğlumun uyanması, kızımın okula hazırlanması… Genelde evde Çınar’la oluyorum. 16.30’da kızım geliyor okuldan, 16.30-20.30 arası çevremdeki herkes beni aramaması gerektiğini bilir. Kızım yatana kadar onunla ilgilenirim çünkü. 20.30’da o uyur
ve ben de işlerime devam ederim.

“İçimden Allah’ım inşallah kimse gelmez diyordum”

Sibel Hanım siz grafiker olmak istermişsiniz ama sınavda başarısız olunca müziğe yönelmişsiniz. Kürşat Bey de “Müzisyene kız vermezler diye gazeteci oldum” der. O müziğe döndü, siz de grafiğe döner misiniz?

Sibel T.: Evet, sınavda eski İstanbul simitçisi sordular, ben de öyle kaldım. Görsel sanatları hâlâ çok seviyorum ama artık profesyonel olarak grafikle ilgilenmem. Instagram’ı çıktı, photoshop’u çıktı. Hepimiz grafiker, fotoğrafçı olduk bir anlamda.

Kürşat Bey, yeni kitap ne zaman çıkacak?

Kürşat B.: Belki bu kış…

Bu soruyu çok soruyorlar değil mi?

Kürşat B.: Çok. Bitmedi
ne yapalım. Müzik vakit alıyor ama o bahane çünkü diğer kitaplarımı yazarken de başka işler yapıyordum. Biraz tembelleştim herhalde…

Gazetecilik, televizyon programcılığı… Bunlar ne oldu?

Kürşat B.: Zaman zaman kopuyoruz, zaman zaman dönüyoruz. Medyanın hali malum… Her istediğini yazabileceğin bir ortam zaten yok artık.

Yazı yazmanın veremeyip sahnede olmanın verdiği ne var insana?

Kürşat B.: Benzer tarafları var aslında. İkisi de kendini ifade biçimi bir yerde. Farklı tarafı şu; yazmak tamamen yalnız yapılan bir şey.
Sibel T.: O çok asosyal,
bu çok sosyal bir iş.
Kürşat B.: Evet. Ben aslında bu kadar sosyal biri değilim. Başlarda son derece gergin oluyordum sahnede. Provalarda “Allah’ım inşallah kimse gelmez de, biz bize çalarız” diyordum. Sahneye çıkınca arkalarda duruyordum. Zamanla alıştım.

“Hayat planlarım arasında bir rock albümü daha var”

Yeni albüm hazırlıklarınız ne durumda?

Kürşat B.: Çok yakında belki bir single çıkaracağım ben. Yeni albümde de daha çok yeni şarkılar olacak. Bestelerim çoğaldı, Burçin Büke’nin yeni besteleri var…
Sibel T.: Ben de iki ay içinde yeni albümden bir şarkıyı dinleyicilerle paylaşacağım herhalde.

Yeniden bir rock albümü çıkaracak mısınız?

Sibel T.: Hayat planlarım arasında var, evet. Bir de caz albümü var hatta. Ama bu albüm ikisi de değil.

Başka projeleriniz var mı, dizi, müzikal…

Sibel T.: Benim yok. Beni çocuklarımdan ayıracak bir şey istemedim bu yıl. Beş yıldır devam eden bir caz projemin konserleri devam ediyor.
Kürşat B.: Ben de bir film teklifini değerlendiriyorum.

Kürşat Başar: “Çok sıkıcı bir hayatım var”

Benim iş dışında yaptığım bir şey yok aslında. Burçin’le (Büke) haftanın üç günü buluşuyoruz. Hiçbir şey yapmasak bile birlikte müzik dinleriz, müzik konuşuruz. Öyle yemek yapmak gibi hobilerim falan hiç yoktur. Mecbur olmasam yemem
bile. Kitap okurum, kitap yazarım. Beste yapmaya
çalışırım. Yaptığım en ilginç
şey film izlemek. Çok sıkıcı
bir hayatım var.

“Patika’da çalmak benim için çok önemli, eve yakın bir kere!”

Nasıl bir ikili oldunuz?

Kürşat Bey, siz çok titizsinizdir
diye tahmin ediyorum…
Kürşat B.: Sibel de öyle. Orkestramızın başında Burçin Büke var. Burçin de ben de biraz Alman disipliniyle çalışırız. Neyse ki Sibel de öyleymiş.

Sibel Hanım siz programın basın lansmanında bir İbrahim Tatlıses taklidi yapmışsınız, efsane olmuş…

Sibel T.: Onun bu programla bir ilgisi yok aslında. O benim çok eski yaptığım taklitlerden biri. Soner rica etti, yaptık. Ama bunun gibi, başka sürprizler olabilir bundan sonra da…

Başka kimlerin taklitlerini yapıyorsunuz?

Sibel T.: Genellikle birlikte çalıştıklarımın; Ajda Pekkan, Nükhet Duru… Çocukluğumda çok dinlediğim Neşe Karaböcek’in, Sezen Aksu’nun…

Patika’da çalmak ne ifade ediyor sizin için?

Kürşat B.: Patika’da çalmak benim için çok önemli tabii, eve yakın bir kere! Şaka bir yana Soner Olgun’un
17 senedir aralıksız sahneye çıktığı yer burası. Gece 12’de, çıkıyor, sabaha kadar çalıyor. Neredeyse durmadan… Başlı başına bir fenomen adam.
Sibel T.: Şirin Baba gibi bir adamdır ayrıca. Herkesle arası acayip iyidir.

Ona karşı bir sorumluluk hissediyor musunuz?

Kürşat B.: Sorumluluktan öte
ne yapsak da onun çaldığı günleri de biz kapsak diye bir his var! Ayrıca
esas onun sorumluluk duyması lazım, bizi gaza getiren o oldu çünkü.
“Aman ortalık yıkıldı, çok acayip
para kazanıyoruz” değil zaten eski kulüpler gibi bir şey yaratabilirsek yeter bize diyoruz.

Eskisi kadar canlı müzik dinlenecek yer yok değil mi artık?

Kürşat B.: Evet, herkes bundan yakınıyor. Müzisyenler de çalacak doğru düzgün yer yok diye şikayet ediyor.
Sibel T.: Bundan
20-25 yıl önce çok güzel kulüpler vardı İstanbul’da. Fatih Erkoç’u, Ajlan Büyükburç’u canlı dinleyebilirdiniz. Uzay Heparı, Zuhal Olcay program yaparlardı. Sezen (Aksu) bir başka kulüpte olurdu, biz başka bir yerde… Şimdi kalmadı bunlar, kulüpler DJ müziğine döndü.

 

Bir önceki yazımız olan Fatih dizisini kimse beğenmedi başlıklı makalemizde fatih, Fatih dizisi ve Fatih kelle sahnesi hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *