Jülide Ateş röportajda hayatını anlattı

Bu haftaki konuğum Jülide Ateş… Bu röportajın amacı elbette onu daha yakından tanımak. Ancak kendi adıma en mühim yanı bu mesleğe adım atmak isteyen ve sadece güzelliğine güvenen genç arkadaşlarımıza Jülide Ateş’in vereceği mesajlar…

Jülide Ateş’i uzun yıllardır zaten tanıyor, biliyoruz. Uzun ve zorlu bir yol Türkiye’de yıllarca ekranda olmak… Biz seninle yaşıtız ve meslektaşız; dolayısıyla çoğu aşamayı biliyorum ama sevenlerinin içinde mutlaka vardır bu yolcuğu merak edenler… Bize biraz bahseder misin?
1971’de Elazığ’da doğdum. Çocukluğum İzmir’de geçti. Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Fakültesi İngilizce Öğretmenliği Bölümü’nden mezun oldum. 1990 Türkiye Güzeli seçildim, aynı yıl Los Angeles’da düzenlenen Miss Universe’de ilk 10’a kalan ilk Türkiye güzeli oldum. Aynı dereceyi Londra’da düzenlenen Miss World’de tekrar ederek yarı finalist oldum.

Televizyon macerası bundan sonra mı başladı?
1990 yılında, o zamanki adı Magic Box olan Star TV’de başladım. Sırasıyla ‘Young Star Galaxy’, ‘İyi Günler Türkiye’, ‘Tamam mı Devam mı’ ve ‘Yakın Takip’ programlarını sundum. Kadir Çelik’in hazırlayıp sunduğu “Objektif” programında muhabirlik yaptım. Bu unutulmaz bir deneyimdi. İstanbul Üniversitesi’ndeki yolsuzluk ve cezaevlerindeki yaşam koşullarıyla ilgili dosyaları, özellikle Bayrampaşa Cezaevi siyasi koğuşlar haberi aklımda kalanlar… Kocaeli Cezaevi’nde hücrelere giren ilk muhabir olmuştum.

Haberciliğe sıkı bir giriş olmuş…
1993 yılında Star Haber’e geçtim ve ana haberi sundum. Bir yıl sonra ABD’ye gidip ABC’de Peter Jennings, NBC’de Tom Brokaw ve yine ABC’de Connie Chang’in yanında staj yaptım. 1995 yılında Kanal D’ye ana haber spikeri olarak transfer oldum. Bir yıl sonra da bu kez TGRT’ye transfer oldum ve bu kanalda 10 yıl aralıksız ana haberi sundum. Aynı yıllarda CNN World Report’a, özellikle Kıbrıs konusunda birçok haber paketi hazırlayıp gönderdim. TGRT’den ayrıldıktan sonra, TRT 2 için kültür sanat programı hazırladım.

Sen sayarken ben yoruldum…
Dur, daha bitmedi… 2011’de Star TV’de Celal Pir’le “Bugün” programını sundum. Sonra da iki yıl NTV’de sabah ve öğle haber kuşaklarını sundum. Ve bu yıl da HaberTürk’teyim. Sayısız ödülümün arasında en akılda kalanı, aynı zamanda meslek açısından en önemli olanı, 2000 yılı Türk Dil Kurumu Onur Ödülü’dür.

Güzellik yarışmalarının ardından dereceye giren kızlarımız genelde, hedeflerinin haber spikeri olmak olduğunu söylerler ama bu çok gerçekleşebilen bir hayal değildir. Sen nasıl başardın?
Çok çalışmam, azmim ve en önemlisi ailem. Mesleğe gereken önemi verip emek sarf etmek… Türkiye güzeli seçildikten sonra katıldığım uluslararası yarışmalarda elde ettiğim dereceler, o zamana kadar elde edilen en iyi derecelerdendi. O yaş için pırıltılı gözükebilecek pek çok teklif geldi. Oyunculuk, mankenlik gibi… Ama ailem hiçbir zaman bu tekliflerin cazibesinden etkilenmedi ve beni hep eğitimimi tamamlamam yönünde teşvik etti. Kariyer yapabileceğim daha meşakkatli ve uzun soluklu bir mesleğe yönlendirdi. TV’deki ilk yılın sonunda biliyordum ki, ben haberci olacaktım.

Okul da devam ediyor değil mi bir yandan?
Tabii, aynı zamanda Boğaziçi Üniversitesi öğrencisiydim. Özel televizyonlar yeni açılmıştı. O dönem sadece bana değil, yarışmada dereceye giren birçok kıza şans verildi. Kabul edelim ki, burada ilk kriter görselliğimizdi ama kendini donatıp geliştirenler kaldı, diğerleri ekrandan elendi. Eminim aralarında yine başka sektörlerde çok nitelikli işler çıkaran değerli insanlar vardır. Hem okuyup hem çalıştım. Sabahları TV’de programda, öğlen üniversitede dersteydim.
Arsen ve Can Gürzap’tan özel dersler aldım. Başka özel ders aldığım hocalar da oldu. Bir de şansım, bölümümüzdeki dil bilimi dersleri. Bu sayede bir harfin telaffuz edilirken dil, damak ve dudağın neresine değdiğinden, hece yapısına, kelimelerin morfolojisinden, Türkçe-İngilizce karşılaştırmalı analizlere kadar dili derinlemesine öğrenme şansım oldu. Bu arada, verilen her işe gocunmadan gittim. Eskiden ulaştırma falan da yoktu, otobüse atlar Bursa’ya haber yapmaya giderdik. Haberler faksla geçilirdi. Kadir Çelik’in yanında başladım muhabirliğe, sahadaydım. Epey muhabirlik yaptım, hâlâ da yapıyorum. Zaten muhabirlik bu mesleğin en kilit noktalarından biridir. Yurt dışı stajlarım ve CNN World Report’a hazırladığım paketler oldu. Yıllarca ana haber okudum. Şimdi de sıcak haberin tam kalbindeyim.

‘43 yaşındayım ama…’

 Televizyon görsellik ister ve bu konuda maalesef nankördür. Çok güzel ve bakımlı bir kadınsın, endişen var mı bu konuyla ilgili kafanda? Sonuçta yıllar geçiyor ve bizler ister istemez değişiyoruz?

43 yaşındayım ve yaşımın bakımlısı olmaya çalışıyorum. Sporu çok severim. Diyet yapmam, yaşam stili olarak genelde yediklerime dikkat ederim. Bir de gariptir, yaşla ya da özgüvenle mi ilgili bilmiyorum ama kendimi gençlik yıllarıma göre daha iyi ve güzel hissediyorum. Bence bir kadının kendini tanıması, hayatla sınanması, olgunluğu ve hayatın öğrettikleri onu daha güzel yapıyor. Bir de benim ilişkilerim, görselliğimden ve de kariyerimden bağımsız daha gerçek kavramlar üzerine kuruludur. Dolayısıyla bu da endişemi azaltıyor. Bir de yıllar size güzelliğin çok başka, çok derin boyutlarını öğretiyor. Güzellik tanımınız da değişiyor.

‘En üzüldüğüm şey toplumdaki ayrışma’

Eskiyle bugünün en önemli farkı nedir peki?
Bugün bilgi akışı daha fazla. Teknolojik olarak gündemi takip etmek daha kolay ama gündem eskiye göre çok daha yoğun. Bir de feci bir ayrışma var ki buna çok üzülüyorum.

Son yıllarda Türkiye’de haberciliğin şekil değiştirdiğine dair çok şeykonuşuluyor, tartışılıyor. Yılların habercisi olarak sen katılıyor musun buna? Değişim olduysa hangi açıdan oldu?
Her şey değişti. Hayat, koşullar, insanlar, dolayısıyla haber de değişti. Düşünsenize ben faksla bilginin geçildiği, daktiloyla haber yazılan, telefon jetonuyla arama yapılan bir döneme şahit oldum. Şimdi ne kadar farklı her şey… Sosyal medyanın gücü ortada… Ülkemizdeki politik dinamikler de epey değişti. Medya da bunun yansımasının yaşandığı ilk mecra oldu elbette. Haberci olmanın çok zor olduğu bir dönem… Hiçbir döneme benzemeyen, enteresan dinamikleri var. Bana garip geliyor. Ben yıllarca Abdullah Öcalan haberlerini ‘bebek katili’ sıfatıyla okumuşum… Yakalandığında canlı yayınlar yapmışız, şehit yakınlarını, gazileri konuk etmişiz. Şimdi çözüm sürecini konuşuyoruz. Öcalan artık, İmralı… Bunlar bir meslek hayatına sığdı. İnşallah herkesin mutlu olacağı, şehit kanının akmayacağı, Türk, Kürt, etnik kökeni ne olursa olsun, her bir vatandaşımızın mutlu olduğu sağlıklı bir çözüm ortamını görmek de nasip olur.

BURÇİN ŞİMŞEK – Milliyet TV

Bir önceki yazımız olan Ahu Sungur: Tam bir işkoliğim başlıklı makalemizde Ahu Sungur hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *