İthalat: ‘Maşallah!’

30 August 2013 Friday, 00:45

İthalat: Maşallah! Hız ile ihracatın önünde koşmaya devam ediyor. n Temmuz ayında ihracat bir yıl öncenin aynı ayına göre yüzde 2.2 artarken, ithalat yüzde 10.0 oranında arttı. Sadece temmuz ayında dış ticaret açığı (ithalat gideri ile ihracat geliri arasındaki fark) 9.8 milyar dolar oldu.
– Ocak-temmuz aylarını kapsayan 7 aylık dönemde ithalat artışı yüzde 7.6 iken, ihracat artışı yüzde 1.3 oranında.
– Geçen yılın ilk 7 ayında dış ticaret açığı (ithalat ile ihracat arasındaki birikimli açık) 51.1 milyar dolar iken, bu yıl 60.4 milyar dolar. Dış ticaret açığı artışı yüzde 18.3 oranında. (Dikkat buyurunuz: Ekonomi yüzde 3-4 büyüyor diyoruz, dış ticaret açığı yüzde 18.3 artıyor.)
İthalat artışına maşallah, maşallah diyoruz ama bu sıcağa kar (pardon döviz) mi dayanır? Sonra da oturup, döviz fiyatı neden yükseliyor diyerek ağlaşıyoruz.
(Gel de Ahmet Kaya’yı hatırlama:
“O mahur beste çalar, Müjgan’la ben ağlaşırız…”)

Allayıp pullayıp satıyoruz
Küresel piyasalar dalgalanıyor, Türk ekonomisi çalkalanıyor… Piyasalar durgun, ihracat yavaşlamış… Nasıl oluyor da ithalat maşallah, maşallah hız kesmiyor?
Çünkü yanlış ekonomi politikalarıyla üretim yapısını bozduk. Üretim ithalata dayalı hale geldi. İthal ediyoruz, allayıp pullayarak yerli üretim niyetine içeriye, dışarıya satıyoruz.
Aşağıdaki tabloya bakınız, ne dediğimi açıklıkla görebilirsiniz. Türkiye’nin ihracatta önde koşan sektörlerinde, bakınız ihracat karşılığı gelen döviz, o sektördeki ithalat harcamasının nasıl altında kalıyor.
Tüm sektörlerde 2013 yılının Temmuz ayında 100 dolarlık ithalata karşılık 59.0 dolar ihracat yapabildik.
1993’lerde 100 dolarlık ithalata karşı 77.6 dolar ihracat yapabiliyorduk. Geçen yılın temmuz ayında 100 dolarlık ithalata karşı 61.6 dolar ihracat yapmıştık.

 

30 Ağustos tarihi önemli bir gündür
Biz bir zamanlar, 26 Ağustos’ta başlayıp 30 Ağustos’ta sona eren haftayı “Zafer Haftası” olarak, 30 Ağustos’u da “Zafer Bayramı” olarak kutlardık.
Neyi kutlardık? Eğer Mustafa Kemal kumandasındaki ordumuz 26 Ağustos-30 Ağustos arasında 15 bin şehit vererek savaşı kazanamasaydı, biz bugünkü topraklar üzerinde yaşayamayacaktık.
26 Ağustos’ta başlayan 30 Ağustos’ta sona eren Dumlupınar Savaşı Türk ulusunun yeniden diriliş savaşıdır. Türklerin Anadolu’yu ele geçirme savaşıdır. Bu savaşı kazanamasaydık, bugün Anadolu’da Yunanlılar, Ermeniler, Fransızlar, İngilizler, İtalyanlar yaşıyordu.
1922 yılının 22 Ağustos’unda Türk topçuları Afyon’un güneyinde düşman siperlerine ateş açtı. Piyadeler hücuma geçti. Böylece “Büyük Taarruz” başladı. Altı gün süren savaş sonucu
30 Ağustos’ta düşman ordusu
çembere alındı.
Mustafa Kemal’in taarruz emriyle ordumuz Dumlupınar’da düşmana son darbeyi vurdu. Düşman kaçmaya başladı. Mustafa Kemal “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri” komutunu verdi. Türk ordusu düşmanı İzmir’e kadar kovaladı. 9 Eylül 1922’de İzmir’e girdi.
(Ben, Beylerbeyi Sarayı’nda son şehzadenin yaveri iken, Anadolu’ya geçerek İstiklal Mücadelesi’ne katılan bir subayın çocuğuyum. Babamın İstiklal Madalyası’nı taşıma onuruna sahibim. Benim için 30 Ağustos önemli bir gün. Milli Mücadele’nin şehitlerini ve gazilerini anmak önem taşıyor.)

Bir önceki yazımız olan Bilişim çağı ve okul tartışması başlıklı makalemizde bilginin üretimi, Bilişim çağı ve okul tartışması ve düşünenlerin düşüncesi hakkında bilgiler verilmektedir.

Yorum yazın...

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz