İstanbullu olmaktan utandım

06 September 2013 Friday, 23:18

İstanbullu olmaktan utandığım bir tarih varsa, o da 6-7 Eylül’dür. Ne lisede, ne üniversitede, ne medyadan duyduk yakın tarihteki bu akıl almaz vahşeti.
1955’te, “Atatürk’ün evine saldırdılar” diyerek on binlerce insanın sokaklara döküldüğü… İstanbullu azınlıkların ev, işyeri ve kurumlarına yapılan saldırı, yağma, cinayet ve tecavüz hikayelerini çok sonra öğrenmekten ayrıca utanç duyarım.
İnsan nasıl hemşerilerinin başına gelenleri bilmeden büyür? Binlerce gayrimüslime şehri terk ettirmeye zorlayan olaylardan, şehrin kalbine ok gibi saplanan travmadan nasıl bihaber olur?
80 kuşağı böyle bir şey işte. Kürtlerin dağda “kart kurt” sesleri çıkaran Türkler olduğu; Ermenilerin tümünün ASALA üyesi, Rumların tek derdinin Türkleri kesmek olduğuna inanarak büyüdük biz!

Yanlış ezberler
Hayat neyse ki değişti, ama ne kadar? Ne yazık ki azınlıklara karşı temeldeki anlayış değişmedi. Büyük günahların üzerini kapamak için devletin uydurduğu hikayelerin, zihnimize ekilen paranoya tohumlarının ceremesini hala çekiyoruz.
Yoksa Hrant Dink nasıl öldürülebilir, nasıl gözümüzün önünde vuku bulan ırkçı organize cinayet, aydınlatılmadan bunca zaman süründürülürdü?
Malatya’daki misyonerler, nasıl boğazları kesilerek katledilirdi? Nasıl rahiplere yönelik suikastler düzenlenirdi?
İstanbul’da yaşayan bir avuç azınlığa hala nasıl “gavur” diye aklı sıra küfredilebilirdi?
Yanlış ezberlerimizden kurtulmak, tarihimizle yüzleşmek için daha kaç nesil bekleyeceğiz?
Benzer felaketlerin, sırf doğduğumuz yer, ailemizin dini veya düşüncelerimiz nedeniyle başımıza gelmemesi için, bu hikayelerin daha çok anlatılması gerekiyor…

Biz de katıldık, n’apalım?
Medya, savaş borularını öttürmekle fazlasıyla meşgul şu aralar. 6-7 Eylül’ün yıldönümünü hatırlayan ve hatırlatanlar pek az. “Unutmayalım” demek maalesef yetmiyor!
Agos gazetesi olmasa, talana bizzat katılıp yaptıklarını açık açık anlatan tanıktan da belki haberimiz olmayacaktı.
Mikdat Remzi Sancar, o gün “tesadüfen” arkadaşıyla muhallebicide otururken koşturan insanları görmüş:
“Duyduk ki Atatürk’ün evine bomba atmışlar. Millet galeyana geldi tabii. Dükkânların camlarını kırıp içerde ne var ne yok alıyorlardı. Polisler de vardı ‘kırın, saldırın!’ diye bağırıyorlardı. Biz de katıldık, n’apalım?”
O sokaklarda başkalarının malına, canına kasteden insanların kim olduğunu ve hangi saiklerle hareket ettiğini…
Devletin nasıl manipüle ederek onları yönlendirdiğini anlamak… Bugün Türkiye’nin neden toplumsal huzuru bir türlü tesis edemediğini kavramak için, röportajın tamamını lütfen okuyun.
http://t24.com.tr/haber/beyoglunda-ne-kadar-gayrimuslim-varsa-hepsinin-dukkanlarina-evlerine-daldik/238894

HAFTA SONU DOZU

* TİYATRO: İlk kez Taksim Gezi Parkı’nda sergilenen, dört yazarın ortak çalışması “Gezerken”, bu akşam Burgazada’da! Saat 20’de, Cennet Bahçesi’nde sergilenecek Gezerken, bila bedel izlenebilir.
* SİNEMA: Haşmet Topaloğlu ve Belmin Söylemez’in yazıp yönettiği “Şimdiki Zaman”, vizyonda. Avrupa festivalleri yolcusu olmaya aday filmin en sevdiğim tarafı, gerçek İstanbul’u beyazperdeye yansıtma başarısı.
* KAMP: Kuzey Ormanları Savunması, herkesi Riva’da kampa çağırıyor. Program harika. Twitter’da @kuzeyormanları hesabını takip edin, yeter.

MEHVEŞ EVİN

Bir önceki yazımız olan Öncelikle iç barış sağlanmalı başlıklı makalemizde çatışma, iç barış ve kürt sorunu hakkında bilgiler verilmektedir.

Yorum yazın...

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz