İstanbul Opera Festivali’nin en iyileri

İstanbul Opera Festivali üçüncü senesinde şehrin ve ülkenin kültür-sanatıyla uyumlu bir şekilde, düşüşe geçmiş görünüyor. Madem ki hal böyle, elimizde olanları değerlendirelim.

Milliyet Sanat’tan 2012 tarihli Zeynep Aksoy yazısı:

İstanbul Opera Festivali, 2010’da İstanbul Kültür Başkenti projelerinden biri olarak, ‘Herkese Opera’ sloganıyla yaşamına başlamıştı. Derya Baykal gibi daha ‘halka malolmuş’ opera dışı çeşitli ünlüleri opera karakterlerinin kostümlerine sokan reklam kampanyasını hatırlarsınız. İyi bir fikirdi.

3 haftaya yayılan programında “Saraydan Kız Kaçırma”, “Fatih Sultan Mehmet”, “Zaide” gibi bize özgü konuları olan, İstanbul’la kolaylıkla özdeşleştirebileceğimiz eserlerin yanı sıra opera tarihinin yapıtaşlarından olmakla birlikte operaya çok aşina olmayan insanları da mutlu edecek “Aida”, “Sevil Berberi”, “İmeneo” gibi eserler de vardı. Bremen Operası ve Deutsche Oper gibi iki yabancı konuk, Fatih Akın’ın “Duvara Karşı”sının opera versiyonu gibi özgün çalışmalar vardı. İstanbul’u İstanbul yapan, yaza uygun açıkhava mekanları seçilmişti: Rumeli Hisarı, Yıldız Sarayı, Topkapı Sarayı…

Geçen yıl düzenlenen 2.’si de 3 haftayı bulan süresi, Kurt Weill-Brecht işbirliği ürünü “Mahagonny Kentinin Yükselişi ve Düşüşü”nü sahneleyen Münih Gaertnerplatz Operası ve Rossini’nin “Cezayir’de Bir İtalyan Kızı”yla gelen Karlsruhe Badisches Oper gibi iki yabancı konuğu, Puccini’nin “Tosca”sı ve Mozart’ın “Zaide” si ve yine güzel mekanlarıyla bir öncekine göre biraz daha fakir olmakla birlikte yine de tatmin ediciydi.

Tribünlere oynanmış

3. senede ise görünen o ki, İstanbul Opera Festivali de şehrin ve ülkenin genel kültür-sanat ortamıyla uyumlu bir şekilde, düşüşe geçmiş. Bu yılın programında Rumelihisarı ve Yıldız Sarayı yok, Haliç Kongre Merkezi ve Bahçeşehir Kültür Sanat Merkezi var mesela. İlk iki yıl 8 farklı prodüksiyon sahnelenirken bu yıl sadece 6 prodüksiyon seçilmiş. Ankara Devlet Operası’nın “Don Giovanni”si ve Samsun Devlet Operası’nın “Saraydan Kız Kaçırma”sı dışındaki eserler yerli: İstanbul Devlet Opera ve Balesi “Yıldırım Bayezid”, İzmir Devlet Opera ve Balesi “IV. Murat”, Antalya Devlet Opera ve Balesi ise “Aşk-ı Memnu” operalarıyla katılıyor festivale. Yerellik ve hatta “Aşk-ı Memnu” söz konusu olduğunda televizyon kültürü temel alınmış, ‘halk gelsin, halk gelsin’ diye operanın temel taşlarından da birkaç tane koyalım fikrinden tamamen uzaklaşılmış, iyice tribünlere oynanmış izlenimi veriyor bu senenin programı.

Oysa ülke çapındaki operalarımızın sezon programlarına baktığımızda, çok daha iyi, dengeli bir program yapılabilirdi: İDOB’dan “Aşk İksiri”, “La Traviata” ya da “Hoffmann’ın Masalları”, İZDOB’dan “Cosi Fan Tutte” veya “Turandot”, Antalya’dan “Medea” veya “Lucia Di Lammermoor”, Mersin’den bir “Don Pasquale” neden çok görüldü bu festivale, anlamak mümkün değil.

Fakat madem ki hal böyle, elimizde olanları değerlendirelim bu ‘kırpılmış’, daha zengini İstanbulluya çok görülmüş festival programında neler görülmeli bir bakalım:

Festivalin baştacı

Festivalin birincisi, görülmezse olmazı tabii ki Mozart’ın “Saraydan Kız Kaçırma”sı.

Yekta Kara’nın günümüzle geçmişi karıştıran ilginç rejisiyle 3 yıldır festivalin baştacı olan eser geçen yıl Yıldız Sarayı’ndaydı, bu yıl tekrar Topkapı Sarayı’nda sahneleniyor.

18. Yüzyıl Avrupası’na damgasını vuran ‘Turquerie’ akımının tipik bir örneği sayılabilecek ‘Kız Kaçırma’ bir İspanyol soylusunun sevgilisi Konstanze ve onun hizmetkarı Blonde’yi tutsak olduğu Selim Paşa’nın köşkünden kaçırma macerasını konu alıyor. Nefis aryaları, eğlenceli librettosu ve Kara’nın değişik rejisiyle Topkapı Sarayı’nın büyülü atmosferinde inanılmaz bir gece yaşatacağı kesin. Daha önce izlemediyseniz mutlaka izleyin.

Hatta izlediyseniz yine izleyin.

İkinci garanti diyebileceğimiz, yine bir Mozart, “Don Giovanni”. Dünya repertuvarlarında en çok sahnelenen eserlerden biri olan ve edebiyatın ünlü efsanevi çapkını Don Juan’ın maceralarını doğaüstü öğelerle birleştiren opera hem görsel hem de işitsel bir şölen. Bir Yekta Kara rejisi olduğu için enteresan bir biçimde sahnelenmiş olacağına kuşku yok ve bir Ankara Operası prodüksiyonu olduğu için solistlerin, şefin, orkestranın çok iyi olacakları da şüphe götürmez.

Okan Demiriş’in “4. Murat”ı en çok sahnelenen Türk operalarından biri ve İzmir Devlet Opera ve Balesi de titiz çalışan operalarımızdan.

İyi bir prodüksiyon olduğunu tahmin ediyorum. Çağdaş Türk operalarından hoşlanıyorsanız, buyrun görün.

Festivalin sürprizi bence, Antalya Devlet Opera ve Balesi’nin “Aşk-ı Memnu”su.

Dünya prömiyerini 2003’te yapmış olmasına rağmen son dönemde bir televizyon dizisiyle popülerleşmiş bir eser olduğu için Antalya’nın repertuvarına ve dolayısıyla İstanbul Opera Festivali’ne alındığından şiddetle kuşkulansam da, Selman Ada en iyi çağdaş bestecilerimizden biri olduğu için, en azından müziğinin hayal kırıklığı yaratmayacağından emin olabiliriz.

Beyazıt’la Timurlenk’in arasındaki savaşı konu alan bir Vivaldi operası olan, İDOB’un sahneleyeceği “Yıldırım Bayezid” ise her anlamda festivalin muamması. İyi de çıkabilir, kötü de.

İşte böyle yabancı konuksuz, Rumeli Hisarsız, Yıldız Sarayı’sız, minimal sayıda opera repertuvarının vazgeçilmezi eser içeren, biraz çelimsiz bir festival 3. İstanbul Opera Festivali. Ama her şeye rağmen, İstanbul, opera, özellikle de yaz akşamlarında açıkhavada opera aşkına, bir ucundan tutulmalı.

Bir önceki yazımız olan Erdem Şenocak Tiyatro Medresesi'ni anlattı başlıklı makalemizde Erdem Şenocak, Erdem Şenocak kimdir ve Seyyar Sahne hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *